NİMETLER İKRAM DEĞİL, İMTİHANDIR!

Allah-u Teâlâ kullarını her zaman imtihan eder. İmtihan etmek istediği kullarına da makam verir, mevki verir, mal verir, mülk verir, farklı nimetler verir. Böyle olunca da belli bir makama ya da zenginliğe kavuşan insanlar kerameti kendinde görür diğer insanlara tepeden bakar. İnsana verilen her türlü nimet, mal, mülk, makam, mevki birer imtihan vesilesidir. Hâlbuki sahip olunan tüm nimetler Allah (c.c) tarafından insanlara imtihan için verilmiştir ve insanların çoğu bunun bilgi ve bilincinden uzaktır. Üç beş kuruş para, pul sahibi olunca, bir makama, mevkie gelince, ya nefsimize yenik düşüyoruz, yâda şeytana uyuyoruz. “Ne oldum delisi” oluyoruz.

Nimeti vereni hatırlamak ve ona şükretmek, hem nimeti artırır hem de bereketlendirir. Nimeti vereni tanımamak ve nimetin asıl sahibini unutmak ise küfrân-ı nimet yani nimete karşı nankörlüktür. Ne mutlu nimetlerin ikram değil, imtihan olduğunun bilincinde olanlara!

Yüce Dinimiz İslam'da, Kutsal Kitabımız Kur'an-ı Kerim'den sonra ikinci temel kaynak Hadis-i şeriflerdir. Bu haftaki köşe yazımda siz değerli okuyucularıma imtihan ile ilgili bir Hadisi Şerifi paylaşmak istiyorum.

Ebu Hureyre (r.a.) den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)  şöyle buyurmuşlardır;

“İsrail oğulları arasında biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları imtihan etmek istedi ve kendilerine bir melek gönderdi.”

Melek abraşa geldi ve:

–Sana en sevimli şey nedir? Dedi.

Abraş:

–Güzel bir renk ve güzel bir ten, çünkü insanlar beni çirkin görüyor ve benden iğreniyorlar, dedi.

Bunun üzerine melek abraşın vücudunu sıvazladı.

Ondan bu çirkinlik gitti de ona güzel bir renk ve güzel bir ten verildi.

Melek abraşa:

–Hangi mal sana daha sevimlidir? Dedi.

Abraşlıktan kurtulan kişi:

–Deve, dedi ve kendisine doğurması yakın on aylık gebe bir deve verdi.

Bunun üzerine Melek ona:

–Allah sana bu devede bereket versin, dedi.

Buna müteakiben melek kele geldi:

–Sana en sevimli şey nedir? Dedi.

Kel:

–Güzel bir saç ve insanların benden iğrendiği şu halin gitmesidir, dedi.

Melek onun başını sıvazladı da ondan kellik gitti ve ona güzel bir saç verildi.

Melek ona:

–Hangi mal sana daha sevimlidir? Dedi.

Kellikten kurtulan kişi:

–Sığır, dedi ve ona hamile bir sığır verdi.

Melek ona:

–Allah sana bu sığırda bereket versin, dedi.

Buna müteakiben melek köre geldi:

–Sana en sevimli şey nedir? Dedi.

Kör:

–Allah-u Teâlâ bana gözümü geri versin de onunla insanları göreyim, dedi.

Melek onu da sıvazladı ve Allah-u Teâlâ ona gözünü geri verdi.

Melek ona:

–Hangi mal sana daha sevimlidir? Dedi.

Oda:

–Koyundur, dedi ve ona da kuzulu bir koyun verdi.

Bir müddet sonra deve ve sığır sahiplerinin devesi ve sığırı yavruladı.

Koyun sahibinin de koyunu kuzuladı. Bu suretle deve isteyen kişinin bir vadi dolusu devesi oldu. Sığır isteyen kişinin de bir vadi dolusu sığırı oldu. Koyun isteyen köründe bir vadi dolusu koyunu oldu.

Sonra melek eski sureti ve kılığında abraşa geldi ve ona:

–Ben fakir bir adamım! Yolculuğumda bütün çarelerim kesildi. Artık bu gün benim için muradıma erişe bilmem ancak evvela Allah’ın yardımıyla sonra senin yardımınladır. Şimdi ben sana güzel bir renk, güzel bir ten ve mal veren Allah için senden bir deve istiyorum! Bu seferimde onunla muradıma erişebileyim! Dedi.

Bu istek üzerine eski abraş:

–İyi ama hak sahipleri çoktur, dedi. (Yani piyasada fakir çoktur, her dilenciye bir deve vermek olmaz!)

Bunun üzerine melek ona:

–Ben seni tanır gibiyim. Sen insanların iğrendiği abraş kimse değil misin?

Hani sen fakirdin de bu malı sana Allah verdi, dedi.

Eski abraş meleğe:

–Allah’a yemin olsun ki ben bu mala, atadan ataya geçerek varis oldum, dedi.

Melek de ona:

–Eğer yalancı isen, Allah seni eski haline çevirsin! Dedi.

Sonra melek eski sureti ve kılığında kele geldi ve abraşa dediği gibi onda söyledi. Kelde, abraşın reddettiği gibi reddetti.

Melek de ona:

–Eğer yalancı isen, Allah seni eski haline çevirsin! Dedi.

Sonra melek eski suretinde köre geldi ve:

–Ben fakir bir adamım! Yolculuğumda bütün çarelerim kesildi. Artık bu gün benim için muradıma erişe bilmem ancak evvela Allah’ın yardımıyla sonra senin yardımınladır. Şimdi ben sana gözlerini geri veren Allah için sende bir kuyun istiyorum! Bu seferimde onunla muradıma erişebileyim! Dedi.

Bu istek üzerine eski kör:

–Allah’a yemin olsun ki ben kör idim. Allah bana gözümü geri verdi. Fakir idim ve Allah’a yemin olsun ki Allah beni zengin yaptı. Şimdi dilediğin kadar al! Allah’a yemin ederim ki bugün Allah için aldığın bir şeyde sana zorluk çıkartmam, dedi.

Bunun üzerine melek:

–Malını muhafaza et! Allah sizleri imtihan etti. Allah’a yemin olsun ki Allah senden razı oldu! İki arkadaşın da (Abraş ve Kel) gazaba uğradılar, dedi.”

(Buhari 7/3274, Müslim 2964/10)

Cenab-ı Allah bizleri cimrilik ve nankörlük illetlerinden uzak eyleyip, hayır ve hasenatta yarışan ve daima şükreden kullarından eylesin. Âmin…

Türk-İslam Âlemi’nin Mevlid Kandilini kutlar, bu mübarek gecenin hayırlara vesile olmasını dilerim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.