ANADOLU İSLÂMI

Ülkemizde sık sık kullanılan “Anadolu İslâmı” ve “Anadolu İrfanı” kavramları özellikle bu coğrafyanın ve ülkemizdeki geleneksel din olgusu, algısı ve kültürel zihniyetin zaman içerisinde ürettiği kavramlar olsa da; aslında etkileşim itibariyle bu coğrafyaya Ön Asya, İç Asya, hatta yakın Arap coğrafyasını da katmak gerekir.

Hemen belirtelim:

 Özellikle “Anadolu İslâmı” kavramı etimolojik ve epistemolojik olarak ya da lügâvi ve ıstılâhi olarak yanlış kullanılmaktadır. Evet, belki de diğer dinlere ve inançlara “saygı ve hoşgörü” bağlamında iyi niyetlerle kullanılıyor olsa da; yine de kullanım yanlıştır. Eğer bu kullanım; Türklerin, Arap ve Farisilere ya da diğer milletlere göre; “İslâm” kelimesinin etimolojik olarak ihtiva ettiği mânalardan bir tanesi olan “silm/barış” anlamındaki özüne ve ruhuna uygun düşen mesajını alarak kendi kültürel kodlarına ve sosyolojik genlerine meczetmeyi kastediyorsa ve bunda da başarılı olunmuşsa, bu anlaşılabilir bir durumdur ama bu durum yine de kavramın yanlış kullanıldığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.  Kaldı ki bunun böyle olup olmadığını anlayabilmek için de; Sosyoloji, Din Sosyolojisi, Psikoloji, Din Psikolojisi, Antropoloji, Tarih, Dinler Tarihi, Mezhepler Tarihi, Tasavvuf Tarihi, İslâm Felsefesi ve Kelâm gibi bilim dallarına ve uzmanlarına çok iş düşmektedir. Bu konuların multi disipliner olarak çalışılmasında da büyük faydalar vardır.

Neden “Anadolu İslâmı” kavramı yanlış kullanılıyor dedim? Çünkü İslâm; yeryüzünde hakikat olan tek, ilk ve son dindir  ve en temel özelliği, en bâriz vasfı da cihanşümûl (evrensel) olmasıdır. Âl-i İmrân Sûresi 19. Âyet’te Allah; “ Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır…” diyor. Mâide Sûresi 3. Âyet’te de; “…Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim…” diyor.

Dikkat ederseniz âyetlerde Allah; “katımda en makbûl, en muteber din; Anadolu İslâmı’dır” demiyor. Yine aynı şekilde; “sizin için din olarak Anadolu İslâmiyeti’ni beğendim” de demiyor. “Arap İslâmı, Fars İslâmı, İngiliz İslâmı, Fransız İslâmı…” da demiyor. Ya ne diyor: Sadece ve sadece “İSLÂM” diyor. Zâten bu sebepledir ki İslâm evrensel bir din olup; ırk, renk ve dil ayırımı gözetmeksizin yeryüzündeki tüm insanlığı muhatap alıyor. Onun için şu veya bu nedenle “İslâm” kavramının önüne bir “ek” getirmek, bilerek ya da bilmeyerek İslâm’a ve onun sahibi olan Allah’a yapılan bir haksızlıktır, bir bühtandır.

Ayrıca Allah Kur’an’da; gerektiği hâllerde insanların özel durumlarına atıfla, özel grupların (toplulukların) sıfatlarına taallûk eden meselelerde; “Ey Mü’minler!, Ey Kâfirler!, Ey Müşrikler!...” gibi özel ifâdeler ve özel hitap tarzları kullansa da, yeryüzündeki tüm insanları muhatap almak istediğinde;  “Ey İnsanlar!, Ey Âdemoğulları!...” şeklinde genel ifâdeler ve genel hitap tarzları kullanıyor. Bu da gösteriyor ki İslâm, mekânsal olarak yeryüzündeki herhangi bir coğrafyaya hapsedilemez ve habitat olarak da bu coğrafyada yaşayan hiçbir insan topluluğuna hasredilemez. Eğer böyle olursa İslâm, evrensellik özelliğini ve iddiasını yitirmiş olur. Takdir edilir ki Allah, zamandan ve mekândan münezzehtir. Mülkün ve Kâinatın tek sahibi O’dur. Doğu’nun da, Batı’nın da; tüm yönlerin sahibi de tek yaratıcı olan ALLAH’tır.

Diğer yandan Allah Kur’an’da; etnik grupları (toplulukları, kavimleri) baz alarak ayrı ayrı onlara; “ Ya Etrâk! ( Ey Türkler!), Ya Ekrâd! (Ey Kürtler!), Ya British!, Ya Français!...” diyerek de hitap etmiyor. Ya nasıl hitap ediyor: Yukarıda vurgulamaya çalıştığım “hitap tarzlarını” kullanarak öyle hitap ediyor.

İşte bütün bunlar gösteriyor ki; tüm iyi niyetli yaklaşımlara rağmen, “Anadolu İslâmı” ya da “Anadolu Türk İslâmı” kavramları terminolojik olarak yanlış kullanılmaktadır.

 Ayrıca yeri gelmişken söyleyelim ki; kullananların iyi niyetli olduklarından şüphe etmememe rağmen, “Türk- İslâm Sentezi” kavramı da yanlış olarak kullanılmaktadır. Çünkü, daha önce de belirttiğim gibi Allah’ın dîni İslâm; hiçbir “ön ek” almaz, buna ihtiyacı da yoktur. Bu birinci hatadır. İkincisi ise; “Sentez” vurgusundadır. Bilindiği gibi sentez kavramı, eklektik bir yapı arz eder ve bünyesinde de diyalektiği barındırır. Diyalektik olgusu da zıtlık yasasına göre kaçınılmaz olarak çift kutupluluğu zorunlu kılar. Bu durumda “Sentez” kavramı bütünleşik olarak birbirine zıt; “tez” ve “antitez” parçacıklarından (mütemmim cüzler) oluşur.

 O hâlde bu sonuca göre “Türk- İslâm Sentezi” kavramı; tez ve antitez parçacıklarından oluşan bir bütündür. Hiçbir parça ya da parçacık, tek başına “bütünün” tüm özelliklerini ve karakterini yansıtamayacağına göre; özünde ve yapısında “mükemmel” olamazlar. Başka bir ifâde ile, bu parçacıkların bünyesinde eksiklik ve nâkısa var demektir. Bu duruma göre; “Türk- İslâm Sentezi” kavramındaki tez ya da antitez parçacıkları, kaçınılmaz olarak “Türklük” ve “İslâmiyet” olacağına göre; o hâlde buradan çıkan sonuç; yine kaçınılmaz olarak her ikisinde de “eksikliğin ve nâkısanın” olduğu, başka bir ifâde ile her ikisinin de “mükemmel” olamayacağı olgusudur. (Burada tezden ve antitezden hangisinin Türklük, hangisinin de İslâmiyet olduğunu da ayrıca müzâkere etmek gerekir. Çünkü belirleyiciliği ve sonuçları da önemli olacaktır. İlk etapta kavramın kullanılış şekline bakılırsa; Türklük; tez, İslâmiyet de; antitez olarak görülmektedir. Takdir edilir ki; tezin önce, birincil olarak gelmesi hasebiyle, antiteze göre daha kuvvetli ve dominant özelliği vardır).

 Bu analizden çıkan sonuca göre; mâdem her iki parçacık da (Türklük ve İslâmiyet) mükemmel değil, o zaman en azından İslâmiyet açısından burada paradoksal bir durum var demektir. Çünkü yukarıdaki âyetlerde vurguladığı gibi Allah; İslâmiyet’i “mükemmel” kıldığını beyan ediyor. Allah’ın sözü hak ve doğru olduğuna  ve dahi hiçbir şeyi eksik bırakmayacağına göre, şimdi bu “Türk- İslâm Sentezi” kavramının bu şekilde kullanımı ne olacak?

 Ayrıca yukarıda “iyi niyet” kavramından bahsettim. Allah’ın Kur’an’daki sözlerine itibar edilmez, akıl ve ilim de devre dışı bırakılırsa; kimi iyi niyetli yaklaşımların insanoğlunu nerelere sürükleyeceğini de tahmin etmek, hiç de zor değildir. Onun için aman dikkat!..

Konuyu başka bir açıdan ilkesel olarak değerlendirdiğimizde; karşımıza enteresan bir sonuç çıkıyor. Şöyle ki;

Kimi siyâsi liderler ve insanlar, kimi zamanki konuşmalarında ülkemizdeki etnik yapılara atıfla; “Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Boşnaklar, Hırvatlar…” şeklinde söylemlerde bulunarak, iyi niyetlerle birliğimize ve kardeşliğimize (kesrette vahdet; çoklukta birlik anlayışıyla) vurgu yapmak istiyor. Ancak kimi lider ve insanlar da, bu söylem tarzının ayrıştırıcılığa ve bölücülüğe kapı aralayacağını iddia ederek yanlış buluyor ve karşı çıkıyor.

 Eğer böyle bir söylem tarzı, iyi niyetlerle söylenmiş olmasına rağmen; iddia edildiği gibi  gerçekten ayrışmaya ve bölünmeye hizmet ediyorsa ve bu da “bölücülük” olarak niteleniyorsa; o zaman yukarıda ifâde ettiğim gibi “Anadolu İslâmı” ya da “Türk- İslâm Sentezi” söylemleri de aynı kapıya çıkar. Aradaki fark; olsa olsa birisi “Etnik Bölücülük”, diğeri de “Dînî Bölücülük” olur.

Sonuç olarak;

 Eğer bu iki söylem  tarzı da yanlışsa; o zaman aklımızı başımıza toplayalım da, hiç düşünmeden ve sonuçlarının nelere yol açacağını tefekkür etmeden altını çizerek uluorta kullandığımız bu söylem ve kavramları (etnisite ve din orijinli), akıl ve ilim süzgecinden geçirerek  kaynak ve referanslarına iyi bakalım da; ne kafalar karışsın, ne de güzel ülkemin güzel insanları istismar edilerek zâyi olsunlar!..

03 Ekim 2020

İlhan AKAR

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.