KAVRAMLARLA ALDATMAK! – 8

Bu haftaki yazımızda da; “Estetik” kavramını analiz etmeye devam edeceğiz ve bazı örnekler vererek işlediğimiz bu “kavramlarla aldatmak!” konusunu artık bitireceğiz.

Estetik kavramıyla insanları aldatmaya gelince:

Bir önceki yazımızda ifâde ettiğimiz gibi; Allah, ontolojik olarak özünde bütün varlıkları güzel yaratmıştır. Zâten, Allah mutlak güzeldir. Güzel bir varlıktan çirkinlikler hiç sâdır olur mu? Olmaz! İşte ALLAH varlıkları yaratırken; bu varlıklar içerisinde insanı en güzel kıvamda (ahseni takvîm) yaratmıştır. Bu bağlamda insanlar için güzellik olgusu, güzel olma ve güzel görünme duygusu, onlar için yaratılıştan (doğuştan) gelen en tabiî bir haktır. Bundan dolayıdır ki; insanlığın başlangıcından bugüne gelinceye kadar insanlar, hep güzel olmaya ve güzel görünmeye çalışmışlardır. Bunun için ellerinden ne geliyorsa yapmışlardır.

Tarihî süreç içerisinde kişisel ve toplumsal algılara göre estetik ve güzellik anlayışlarında ve felsefelerinde bir takım değişiklikler olsa da; (eski toplumlarda ve antik çağlarda özellikle ahlâk ve bedenin güzelliğine daha fazla önem verilirdi ve bunların eğitimi yapılırdı. Meselâ M.Ö. Yıllarda eski Çin’de Tao ve Konfüçyüs’ün öğretileri ahlâk güzelliği konusunda, antik Yunan’da da bedenin güzelliği konusunda filozofların görüşleri ön plâna çıkardı. Eski Türklerde de hem ahlâk hem de beden güzelliği ikisi bir arada önemsenirdi. Türklerde ‘Alp-Eren’ tipolojisi böyle ortaya çıkmıştır) estetik ve güzellik konusu insanların hep gündeminde olmuştur.

Günümüze gelindiğinde; yine bu konu belki de tarihte hiç olmadığı kadar insanların gündemini yoğun bir şekilde işgâl etmektedir. Estetik olmak, güzel görünmek ve güzelleşme uğruna insanlar neler neler yapmaktadırlar. Dünyada bu alanda muazzam paraların döndüğü sektörler oluşmuştur. Kozmetik sanayi, SPA, cilt bakım uygulamaları ve kuaförlük, bunlardan bazılarıdır. Yıllar önce Antalya’da düzenlenen uluslararası bir SPA sempozyumuna Rektör beyin ısrarlı davetleri sonunda katılmıştım da, (yurt içi ve yurt dışındaki dört-beş yıldızlı  meşhur ve büyük otellerin patron ve ceo’larının katılımlarıyla) sempozyumda gördüklerim karşısında neredeyse küçük dilimi yutacaktım.

Günümüzün “çağdaş” ve modernist insanları, kozmetik ürünlerine büyük paralar sarf etmektedirler. Salt güzel görünmek ve güzel kokmak için. Erkekler de dâhil olmakla birlikte, özellikle kadınlar bu kozmetik sanayinin hedef kitlesidir. Bu  sektör, ürettiği ürünlerinin kadınlar tarafından yoğun bir şekilde tüketilmesini sağlamak için yapay bir algı çalışması yapıyor. Tüm kadınlara soruyor, diyor ki; “- Ey kadınlar estetik olmak, güzel görünmek sizin hakkınızdır; daha güzel görünmek, daha çekici olmak ister misiniz?”. Kadınlar hiç düşünmeksizin hep bir ağızdan koro hâlinde bu soruya; “eveet!” diyorlar. İşte kadınların tuzağa düştükleri an, bu andır. Çünkü bu soru tuzak bir sorudur ve kadınların bu konudaki istismara açık en zayıf ve en hassas duygu ve zaafiyetlerinin toplandığı odak nokta, işte burasıdır.

Estetik kavramıyla aldatmanın başlangıç noktası da burasıdır. Her şey buradan başlıyor. Bundan sonra da aslî ihtiyaç olmadığı hâlde; çoluğun-çocuğun rızkından kesilerek estetik olma adına, güzel görünme adına, daha da çekici olma adına nice paralar harcanıyor bu uğurda. Hiç unutmuyorum, bir ara yolum kısa bir zaman diliminde de olsa Paris’teki ünlü Şanzelize (Champs-Elysees) caddesine düşmüştü. Caddede dünyaca ünlü markaların mağazalarını gezmiştim. Bunlar arasında kozmetik sanayinin yine dünyaca ünlü markaları da vardı. Şimdi reklam olmasın diye isim vermiyorum. İşte bu kozmetik sanayinin marka ürünlerinin sahiplerinden bir kadının, 2017 yılında ölmeden önce yaklaşık olarak 40 milyar dolarlık kişisel serveti vardı ve dünyanın  en zengin kadını idi. Hatta ileri yaşlarda iken bunama  iddiası ile  servetinin yönetimi konusunda kızı ile mahkemelik dahi olmuştu.

Şimdi bunları neden anlattım. Her şeyden önce şunu belirteyim ki; estetik olma, güzel görünme insanların,  özellikle de kadınların en tabiî haklarındandır. İnsanlar böyle de olmalıdırlar. İnsanlara yakışan da zâten budur. Onun için burada sorun yoktur. Peki, sorun nerede? Sorun; insanların yapay (sun’î, inorganik) yoldan mı, yoksa doğal (tabiî, organik) yoldan mı güzel olacaklar ya da olmalılar? İşte sorun, insanların bu soruya verecekleri  cevap ve kararlarla ilgilidir. Başka bir ifâde ile; dürüst ve samimi bir şekilde varlığın var oluş yasalarına uygun olarak; olduğu gibi görünüp, göründüğü gibi mi olunacak; yine aynı şekilde, Allah’ın kendilerini en güzel sûrette (ahseni takvîm) yarattığına razı olup ve dahi boyaların en güzeli olan Allah’ın boyası ile boyanmayı (Sıbgatullah) kabul mü edecekler, yoksa zımnen (dolaylı yollardan) “- ya Rabbi! Senin yaratma felsefeni de, yaratma biçimini de, bizi doğuştan boyadığın boyayı da, bu boyanın rengini de  hiç beğenmedik… “ dercesine, yine “- bak bizi L’OREAL bir boyasın da gör, sanki yeniden yaratılmışız gibi  hepimiz rengârenk ne güzel, inan ki sen de beğeneceksin!..” dercesine bir tercihte mi bulunulacak?

Şimdi hep birlikte bütün bu analizlerden bazı sonuçlar çıkaralım:

1.       Kozmetik sanayinin patronları sizin üzerinizden muazzam paralar kazanmaktadır.

2.       Güzelleşme adına bu sanayinin ürettiği ürünleri kullanmak aslî (temel, zaruri) ihtiyaçlardan değildir. Başka bir deyişle bunları kullanmazsanız güzelliğinizden hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz.

3.       Bunlara harcadığınız paralar çocuklarınızın rızkından kesilmektedir, başka bir deyişle bu paraları tasarruf etseniz; yıllar sonra belki de bir ev, bir araba alabileceksiniz. Ya da tasarruf ettiğiniz paralarla çocuklarınızın eğitim ihtiyaçlarını karşılayacaksınız veya kendi kariyerinizi geliştirmede kullanacaksınız.

4.       Kullandığınız bu ürünler, içerdiği kimyasallar sebebiyle sağlığınıza zararlıdır, hatta zamanla kanser dahi yapabiliyormuş. Sağlık uzmanlarına sorabilirsiniz.

5.       Siz ey insanlar! Gıdalar, sebze ve meyveler ve diğer ürünlerde sağlığınız için en doğalını, en organiğini haklı olarak yana yakıla ararken; neden doğal olmayan, sağlığa zararlı inorganik makyaj ürünleri kullanıyorsunuz ki?

6.       Herkes bilir ve kabul eder ki; yeni doğan ya da birkaç aylık, birkaç yıllık bir çocuğun ten rengi de, kokusu da o kadar güzeldir ki; öpmeye ve koklamaya doyamazsınız. İşte bu renk de, bu koku da fıtrat olarak Allah’ın tabiî (doğal, organik) boyasıdır.

7.       Ama sonradan büyüyünce ne olursa olur, daha doğrusu vahşi kapitalizm ve modernizmin algı operasyonlarına kurban gider, Allah’ın doğarken ontolojik olarak sizin fıtratınıza yüklediği sıfatı, rengi, boyayı, kokuyu beğenmez; renkten renge girer, kokudan kokuya bürünür, inorganik olur, ne olduğunuz gibi görünür, ne de göründüğünüz gibi olursunuz. Neden kendi ellerinizle mutasyona uğrarsınız, neden  GDO’nuzla oynatırsınız ki? Dolayısıyla bütün bu işlemlerden sonra  sizleri artık hiç kimse kolay kolay tanıyamaz, aynen Kayserilinin fıkrasında olduğu gibi!..

8.       Yanlış anlaşılmasın; doğal yollardan güzel olma ve güzel görünme, kişisel bakım ve temizlik son derece önemlidir. Hiç kimse bunlardan asla ve kat’a zerre kadar taviz vermemelidir. Çünkü; Allah güzeldir, güzel olanı sever. Çünkü; Allah temizdir, temiz olanı sever. Çünkü; Allah kâinatı (evreni) güzel, temiz, düzenli ve mükemmel yaratmıştır. O hâlde insanlara düşen görev; bütün bu güzelliklere lâyık olabilmektir.

Son Söz:

J.J. Rousseau diyor ki; “- Emile’i tabiata (insanın dünyaya geliş sürecindeki o ilk doğallığına, masum ve temiz, bozulmamış doğasına) döndürmek gerek. Çünkü bu toplum Emile’i bozdu!..”

İşte bozulmanın, aldatılmanın bir versiyonu da; estetik ve güzellik kavramlarının içleri boşaltılarak, yerine yükledikleri sahte ve yapay estetik ve güzellik algılarıyla insanların aldatılması noktasında gerçekleşiyor.

Ne diyelim; doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulurmuş!.. Ne diyelim; anlayana sivri sinek saz, anlamayana da davul zurna az gelirmiş, vesselâm!..

19 Eylül 2020

İlhan AKAR

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.