KAVRAMLARLA ALDATMAK! – 7

Bu başlıkla; insanları aldatmak için kavramların nasıl manipüle edildiğinden hareketle, son beş haftadır “ALLAH”, “ADÂLET”, “DEMOKRASİ”, “ÖZGÜRLÜK” ve “ÇAĞDAŞLIK” kavramlarının üzerinde önemle durmuş ve bu kavramları analiz etmeye çalışmıştık. Bu haftaki yazımızda da; “estetik” kavramı üzerinde durarak, bu kavramı analiz etmeye çalışacağız.

ESTETİK:

Yunanca bir kavram olup, duygu ve algı anlamına gelmekle birlikte; güzel, güzellik,  güzel olan ve olunan ne kadar şey varsa hepsini içine alan bir kavramdır, estetik kavramı. Bizde eskiden kullanım şekliyle; bedîi/ bedîiyyat.

Bu kavram üzerine nice filozoflar, nice psikologlar, nice sanatkârlar söz söylemişler, düşüncelerini beyan etmişler ve birçok kitap yazmışlar. Her düşünür, her bilim insanı, her sanat uzmanı konuya farklı açılardan ve farklı pencerelerden bakmışlar ve yaklaşmışlar. Çünkü estetik konusu tüm insanlık için kadîm, kadîm olduğu kadar da her zaman önemli bir konu olmuştur.

Bu konu salt bu kavramla olmasa da, mahiyet itibariyle insanlığının başlangıcından itibaren insanların zihnini ve gündemini hep meşgûl etmiştir. Meşgûl etmesi de son derece tabiî ve normaldir. Çünkü; hangi kavram kullanılırsa kullanılsın, güzellik duygusu ontolojik olarak fıtrîdir. İnsanın tabiatında, hatta bütün varlıkların özünde bu vardır.  Onun için her varlık öz itibariyle, cevher olarak güzelliği bağrında/bünyesinde barındırır. Bu bakımdan da yaratılan her varlık özünde güzeldir. Ancak mutlak güzellik ve mükemmellik, varlığı güzel yaratan Allah’a aittir.

Zâten, Allah çirkin hiçbir şey yaratmaz. İnsanların çirkin olarak algıladıkları varlıklar, objeler, nesneler,  olgu ve olaylar; aslında zihin dünyamızdaki duyuşsal ve bilişsel/cognitive alanlarımızdaki şematik kurgu,  dönüşüm ve öğrenmelerle alâkalıdır. Aynı zamanda bu durum, tarihsel olarak zaman içerisinde dinlerin ve ideolojilerin yoğun bir şekilde etkileyerek oluşturduğu sosyolojik, antropolojik ve kültürel yaşantılardaki öğrenmelerle de çok yakından ilgilidir.

Dolayısıyla yaratılan her varlıkta mutlaka bir takım güzellikler vardır. Bu güzellikler; kimi varlıkta renk,  kimi varlıkta ses, kimi varlıkta bir tebessüm, kimi varlıkta bir nazar olarak tezâhür eder. Yine bu güzellikler; kimi varlıkta dürüstlük, fedakârlık, yardımseverlik, cesaret, ahlâk, terbiye, huy, seciye gibi bir sıfat olarak, kimi varlıkta da atlama, sıçrama, koşma, uçma, yüzme gibi  işlevsellik arz eden devinimsel bir nitelik olarak tezâhür eder.

Onun için güzellik konusu büyük ölçüde bir algılama ve  hissetme meselesidir. Bundan dolayı; “insan nasıl bakarsa öyle görür” denilmiştir. Konu bu açıdan değerlendirildiğinde; estetik/güzellik konusu izâfi (göreceli, relatif) denilebilir. Ama insanların akıllarına şöyle bir soru gelebilir: “Mâdem Allah çirkin bir şey yaratmaz diyorsunuz; o hâlde Kur’an’da geçen eşek sesinin çirkin oluşuna dair âyeti nasıl  anlayacağız ve nasıl yorumlayacağız?”. Diyebilir miyiz ki; “- Bakınız işte Allah çirkin bir şey yaratmış!”. Konu, Lokmân sûresinin ilgili âyetinde, Lokmân’ın oğluna hitap cümlesi olarak  şöyle geçmektedir: “-  Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır.” (Lokmân , 19).

Erbabı bilir. Kur’an’ın mesajına muhatap olan insanların, mesajı doğru ve güzel bir şekilde algılayabilmeleri ve anlayabilmeleri için, Arap dilinde mevcut olan bütün sanat unsurları yeri geldiğinde  Kur’an’daki âyetlerde kullanılmıştır. İşte burada da teşbih ve mecaz vardır. Aslında Allah, ontolojik olarak eşeğin sesini çirkin yaratmamıştır. Eşeğin anırmak suretiyle çıkardığı yüksek ses, aslında eşeğe yakışmaktadır. Ama aynı tonajda insanların birbirlerine bu şekilde yüksek sesle hitap etmeleri ise doğru bulunmamıştır ve insanlara yakıştırılmamıştır. Başka bir deyişle; volümü, tonajı yüksek olan sesler çıkarmak eşeğin, eşekliğin ve eşek olmanın hâllerindendir; düşük volümlü, yumuşak ve tatlı bir ses tonu ile konuşmak ise insanın, insaniyetin ve insan olmanın hâllerindendir.  Yani burada teşbih ve mecaz sanatları kullanılarak eşek sesi üzerinden insanlara mesaj verilmiştir. Kaldı ki eşeğin sesi, sahibi açısından da bir işlevsellik görevi görmektedir. Çünkü kırsal alanlarda dağın, tepenin arka taraflarında kalan eşeğini, belki de sahibi, onun yüksek sesle anırmasından fark ederek bulacaktır. Öte yandan farklı bir pencereden bakıldığında denilebilir ki;  “eşeğin gözleri çok güzeldir!..”

Ben makalenin sınırlıkları çerçevesinde sadece bir hayvan üzerinden  örnek verdim. Esasında daha çok örnekler verilebilir. Burada önemli olan nokta, belki de insanların varlıklara nasıl baktıklarıyla alâkalıdır. Belki de sorun, varlıkların yaratılış özellikleriyle ilgili değil de; insanların duyuş, algılayış, kavrayış ve  varlıklara atfettikleri nitelikler üzerinden yaptıkları tanımlamalarıyla ilgili bir sorundur.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, bir örnek daha verelim:

Üzerinde en çok polemik konusu yapılan hayvanlardan bir tanesi de domuzdur (hınzır, pork). Biliyorsunuz bizde (İslâmiyet) ve Yahudilikte domuz eti haramdır. Bu dînî ve akidevî bir kuraldır. Öte yandan domuz, insanlar tarafından çok çirkin bir hayvan olarak algılanır, yorumlanır, nitelenir ve tanımlanır. Ama insanların çoğu bilmezler ki domuz, anatomik yapı itibariyle insanların anatomisine en yakın hayvanlardan bir tanesidir. Bu yüzden tıp eğitiminde cerrah olacak doktor adayları, insanlara operasyon yapmadan önce domuzların organları üzerinde ameliyatlar yaparak tecrübe kazanırlar.

Alın işte size, insanlara faydası açısından ve işlevsellik yönünden domuzun faydalı ve güzel yanları. Kaldı ki “ontolojik” olarak ya da “var oluş” felsefesiyle meseleye bakacak olursak; meselâ farz-ı muhâl, domuz dile gelse ve dese ki; “- Ya Rabbi! Şüphesiz sen benim Rabbimsin. Beni sen yarattın. Ancak insanların çoğu beni çirkin buluyor ve beni hiç sevmiyorlar. Hatta benden nefret ediyor ve benden tiksiniyorlar. Ey Rabbim! Diğer mahlûkâtını güzel yaratırken, benim suçum ve günahım neydi de beni böyle çirkin yarattın!..”

Görüldüğü gibi bu bir algılayıştır, bu bir duyuştur. Bu bir imtihandır, bu bir sınayıştır. Hatta kalan artıkları ve atıkları sınırsız bir şekilde yemek suretiyle, tabiatın temizlenmesinde ve ekolojik dengenin sağlanmasında işlevsellik açısından domuzların varlık dünyasında muazzam görevleri vardır. Onun için yaratılan her varlık; iş olsun diye, cüruf olsun diye yaratılmamıştır. Yaratılan her varlık, bir anlamlılık ve bir amaçlılık yasası çerçevesinde yaratılmıştır.

Yeri gelmişken, yanlış anlamalara sebebiyet vermemek için evrendeki bir yasadan daha bahsetmek gerekir. O da zıtlık (tenakuz, karşıtlık) yasasıdır. Konuyla ilgili olarak insanların akıllarına yine şöyle bir soru gelebilir: “Eğer bu yasa evrensel bir yasa ise -ki öyle- (Sünnetullah gereği); o zaman ‘güzelliğin’ karşıtı olan ‘çirkinliğin’ olması gerekmez mi?”. Ama siz diyorsunuz ki; “- Allah çirkin hiçbir şey yaratmaz!”. O zaman bu bir çelişki değil midir?

İlk bakışta böyle görünse de, aslında öyle değildir. Müzakereye açık olmakla birlikte; tezimde, düşüncemde ve argümanlarımda ısrarcıyım. Yine altını çizerek söylüyorum; Allah ontolojik olarak çirkin hiçbir şey yaratmaz. Buradaki incelik şudur: Zıtlık yasasına göre bu durum ilk etapta bir çelişki gibi görünse de; “çirkinlik” sıfatı varlığın özüne, cevherine taallûk eden bir özellik değildir. Peki ya nedir? Bir ârazdır. Yani gelip geçici ârizî bir durumdur. Başka bir deyişle varlık için “çirkinlik” sıfatı, bir izâfiyettir. Peki o zaman  Allah, âyetinde neden “çirkinlik” sıfatını kullanmış? Çünkü insanların bir şeyi doğru bir şekilde algılayabilmeleri ve anlayabilmeleri için. İnsanların sınırlandırılmış olan akıl ve zihin dünyalarında mukayese  kolaylığına imkân vererek, varlıkların özelliklerine ve kendi hayatlarına dair doğru ve isabetli mantıksal çıkarımlarda bulunabilmeleri içindir. Herkes iyi bilir ki; bir şeyi mukayese edebilmek için en az iki şeye veya göreceli de olsa bir şeyin zıddına ihtiyaç vardır. Ancak bu şekilde insanlar hayatlarını kurgulayabilirler ve doğru bir şekilde tanzim edebilirler.

Dediğimiz gibi, Allah özünde çirkin hiçbir şey yaratmamıştır. Bilâkis her şeyi güzel ve güzellikler içerisinde yaratmıştır. Bu güzellikler kimi zaman bir çiçekte renk olur, kimi zaman bir kelebeğin kanatlarında simetrik desen olur, kimi zaman bir kar tanesinde, bir bal arısının peteğinde geometrik şekil olur, kimi zaman bülbülde mest edici bir ses olur, kimi zaman saman yolunda göz alıcı bir yıldız, kimi zaman dolunayda ayın on dördü gibi parlayan bir kız olur, kimi zaman Akdeniz akşamlarında ılık ılık esen bir meltem olur, kimi zaman çoban çeşmesinde âhu bakışlı bir ceylan, kimi zaman yalçın kayalıklarda yaşayan şahinde keskin bakışlı bir çift göz olur, kimi zaman inci dişli - hilâl kaşlı - al yanaklı bir kız olur, kimi zaman masmavi gökyüzünde süzülerek uçan allı bir turna, kimi zaman yeryüzünde rengârenk tüyleriyle salına salına gezen bir  tavus  kuş olur, kimi zaman zirvelerde bembeyaz kar, dağlarda yemyeşil orman, denizlerde billur gibi su olur. Olur da olur… Üstadın dediği gibi; “Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur, Sakarya’nın sırtına Türk tarihi vurulur”…

12 Eylül 2020

İlhan AKAR

NOT: Haftaya devam edecek…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.