Memleket Virüs ile Yeni Tanıştı

2020 yılının uğursuzluğundan tutun çift yıllarda yaşanan felaketlere kadar yıllara karşı psikolojik bir bakış açısı kazandık. 2020 yılının mart ayında...

2020 yılının uğursuzluğundan tutun çift yıllarda yaşanan felaketlere kadar yıllara karşı psikolojik bir bakış açısı kazandık. 2020 yılının mart ayından bu tarafa yaşadığımız salgın hastalık süreci dünyada olduğu gibi ülkemizde ve şehirlerimizde her şeyi etkiledi. Ticari hayat, sosyal hayat kişisel yaşam alışkanlıkları ve kitlesel ve toplumsal tüm alanlar bu süreçten olumsuz olarak etkilendi. Neredeyse salgın sürecinin etkilemediği yer ve hayat kalmadı. Salgın hastalığın tedavisi veya önleyici, yayılmayı durduracak aşı ve ilaç türünden bir çözüm bulunamadığı gibi şu an itibariyle yakın da görünmüyor.

Ramazanlar, bayramlar, kurbanlar, ibadetler, tatiller, gezmeler, piknikler, düğünler, cenazeler, seyahatler, sokak yasakları, işletmelerin kapatılması, faaliyetlerin durdurulması, üretimlerin kısıtlanması, fabrikaların durması, ekonominin ve ticari faaliyetlerin durması gibi onlarca çok büyük çaplı toplum hayatını ve yaşamımızı yeniden şekillendiren görülmemiş şeylerle tanıştık, tanışmakla kalmadık alıştık.

Salgına neden olan, covid-19 olarak kodlanan ve yeni tip korona virüs olarak adlandırılan virüs mikrobunun hala nereden çıktığı, nasıl yayıldığı, etkileri, gücü gibi bilimsel konular dahi netlik kazanmadığı gibi hakkında ortaya atılan onlarca teori de hala kesinleşmedi ve çürütülemedi de. Çözümü ve bertaraf edilmesi konusunda çalışmalar sürse dahi kesin bir çözüme de ulaşılabilmiş değil.

Gelinen noktada ülkemizi etkilediği 2020 Mart ayından bu tarafa büyükşehirlerimiz ve metropollerimizde salgın seyrini takip etsek bile şehirlerimize, ilimize ve ilçemize çok büyük oranda etki ile gelmediği için ilk dönemde fazla yıkıcılığını hissetmemiştik. Mart-Nisan-Mayıs-Haziran aylarında tüm Elbistan şimdiki olanından çok daha tedbirli, çok daha dikkatli ve salgın hususunda çok daha hassastı. İlk zamanlarından itibaren dokunulan kapı kolları dahi hemen dezenfekte ediliyor veya temizleniyor veya ortak kullanılan alanlarda dokunulması gereken yerlere tek kullanımlık peçetelerle temas edilerek büyük bir titizlikle zorunlu temaslar sağlanıyordu. Yapılan alışverişlerde tüm ambalajlar evde yıkanarak kullanılıyor, eve giren canlı cansız her şey neredeyse dezenfekte edilmeden giremiyordu. Böyle bir yaşama adapte olmaya başladığımız ilk dönemlerde Elbistan olarak ilçemizde ölüm vakalarını çok duymadığımız gibi pozitif vaka sayılarını da 60-70 civarında duyuyorduk.

Temmuz ayından sonra yaşanan kırılma noktası ile beraber hemen her şeyin serbestleşmesiyle ve arkasından toplumun verdiği rahatlama tepkisi ile salgın kontrolü rayından çıkmaya başladı. Şu an itibariyle neredeyse her gün ilçemizde 3-4 ölümlü vaka olmakla birlikte aşırı miktarda pozitif vaka ve pozitif vakalarla temaslı insan serbest ve rahat bir şekilde toplumda hayatına devam eder noktaya geldik. Önce tanıdığımız kişilerde, arkasından akrabalarımızda, yakın çevremizde, iş ortamlarımızda ve ailelerimizde görür, yaşar olduk. Salgının acı ve ölüm tarafı artık herkese dokunmaya başladı. Bireysel olarak çember iyice daraldı ve belki de herkese test yapılmış olsa neredeyse herkeste sonuç pozitif çıkacak noktaya geldi. Tüm bunlara rağmen birinci dönem diyeceğimiz Mart-Haziran arası dönemden çok çok dikkatsiz, tedbirsiz, önlemsiz, rahat, umursamaz ve ciddiye almayan bir anlayışla yaşamımızı sürdürüyoruz. Salgın ve virüsü kabullenmişlikten, tedavi ve önleme yöntemi olmadığı için çaresizlikten, bitmeyeceğini düşündüğümüz için tükenmişlikten veya işi oluruna bırakmanın getirdiği rahatlıktan mıdır? Değişir ama sonuçta geldiğimiz nokta iç açıcı olmadığı gibi gidişatımız da daha kötü noktaya doğru gidiyor.

Türkiye’de bu süreçte toplam hayatını kaybeden insan sayımız dört binlere dayanmış olduğu halde hala çok rahat, aldırmaz ve serbest hareket ettiğimiz gibi diğer yüzlerle veya binlerle ifade edilen deprem, afet ve benzeri olaylarda kaybedilen insan sayısını geçmemize rağmen o tür olaylarda gösterdiğimiz hüzün, üzüntü, acı gibi duygusal tepkilerimizi dahi göstermez olduk virüs salgını karşısında. Galiba virüsle yaşamaya alıştık veya daha doğrusu virüse ve virüs salgınının getirdiği acılara, yoğun bakımlara, ölümlere alıştık ve kabullendik.

Tüm bu kontrollü ve titizlikle, dikkatle, hassasiyetle, bilinçle getirdiğimiz sürecin bu kadar tersine dönmesine temmuz-ağustos döneminde geçtik aslında. Rahatlamalar, işletmelerin açılması, tatillerin serbest bırakılması, turizm merkezleri, oyun salonları, eğlence merkezleri, düğün salonları, çay ocakları gibi onlarcasını sayacağımız serbestlikler sonucunda toplumun inancında büyük kırılmalar oldu ve sonuç olarak her yer açık olmasına rağmen en önemli ve gerekli yerlerimiz olan okullarımız açılmadı. İki aylık süre boyunca yaşanan rahatlama ve serbestlik vaka ve ölüm sayılarını tekrar artırdı ve salgının ilçemizde eskisinden daha çok yayılmasına neden oldu.

Alınan tüm tedbirler, önlemler, kararlar ile kararlaştırılan ve hayata geçirilen uygulamalar ekonomik olarak ülkenin ve insanlarımızın olumsuz etkilenişini en aza indirmek, ikinci olarak da yoğun bir şekilde yayılım ve bulaşma sonucunda hastanelere yüklenilmesi suretiyle sağlık sisteminin kapasite ve işleyiş olarak tökezlemesini, çökmesini veya yetersiz kalmasını önlemeye yönelik olarak yapılmış gibi görülüyor.  Daha kontrollü veya daha başka önlem ve çözüm yöntemleriyle farklı senaryolar üzerinden toplum yaşamı kurgulanabilir miydi? tartışılır ancak gelinen nokta salgın sürecinin yeni normal olarak tabir edilse dahi normal yaşama dönüşü geciktireceğini açıkça gösteriyor.

Belki ekonomik çöküntünün ve iflasların telafisi olmayacağı için, sağlık sisteminin çökmesinin telafisi olmayacağı için, ülkenin ekonomik olarak zayıflamasının devleti güçsüzleştireceği için öncelikli olarak bu alanlar korunmaya çalışılmış olabilir ancak toplum olarak salgının başlangıç döneminde gösterilen hassasiyetlerimizi ve dikkatimizi devam ettirmiş olabilseydik normale dönüşümüz gecikmeyecek ve okullarımızda öğrencilerimizle yüz yüze eğitime geçmiş olabilecektik. Kontrollü yeni normal hayata geçmeye çalışıyor olsak bile geçebileceği bir normal olmayan bir kesim var ki alınan tüm önlemler bu kesimlere neredeyse uğramadı. Bu kesimler tüm varoluş sebebi okullara ve eğitim sektörüne bağlı olan kırtasiye, servis, kantin gibi ve etkilediği alanları ile birlikte düşününce okul kıyafeti, kreş, bakıcı, yemek vs. gibi eğitime ve eğitim kuruluşlarına bağlı ve bağımlı sektörler olup okullar açılmadığı sürece tam olarak yeni normallerine geçemeyecekler.

Her ne kadar kontrollü ve belirli sınıflarla yüz yüze eğitim başlayacak olsa dahi salgın tedbirleri, korkusu ve psikolojik etkisinin gölgesi altında rahat ve huzurlu bir başlangıç olmayacak. Öğrenciler olmadan okullar soğuk ve ruhsuz taş binalardan ibaret durumda. Uzaktan eğitim yapılsa dahi uzaktan sadece bilgi aktarımı yapılabilmekte olup eğitimin sevgi ve ilgi kısımları eksik kalmaktadır. En genel ve en geçerli bir durum ise şu an itibariyle çocuklarımızın ve gençlerimizin binalara ruh katacağı ve okullarımızı dolduracağı günlere tez zamanda ulaşmak için geç kalmış değiliz ve her şey toplum olarak hepimize bağlı. Salgın gölgesi altında, korona psikolojisiyle çocuklarımızı kısmi zamanlı ve sadece belli sınıflarda okullarımıza göndermek yerine tam olarak ve huzurla okullarımızı açmak için dikkat, tedbir, temizlik, hijyen, mesafe, maske gibi basit yaşam kurallarına riayet etsek yeter. En önemli nokta ise tüm toplum olarak zaruriyetler ve zorunluluklar dışında başıboş gezmeler ile dikkatsiz ve sorumsuz davranışlarımızı bitirmek. Geç kaldığımız bir şey yok, tüm ülkedeki tüm öğrenciler aynı süreci yaşıyor ancak erken normalleşmek elimizde. Öğrenciler okullarını, öğretmenler öğrencilerini beklemekteler ve en kısa zamanda bu beklemelerin sona ermesi için toplum olarak hassasiyetlerimizi artırmamız ve sorumlu davranmamız gerekmektedir.

İşleyişi durmuş olan veya kısıtlanmış olan diğer sektörler gibi ülkemiz için en önemli sektör olan, en gerekli konu olan, en büyük alan olan eğitim-öğretim tüm toplumun önemle sorumlu davranmaya başlamasını bekliyor. Hayati risk taşıyan, virüs kaptığında belki de ölecek olan insanlarımız, akrabalarımız, arkadaşlarımız, aile bireylerimiz ve her birimiz ve belki de kendimiz ölmemek için toplumun daha sorumlu ve daha bilinçli davranmasını bekliyor. Ve sadece topyekûn, her birlikte, tüm toplum aynı anda yaparsa aşacağımız konudur bu aksi takdirde yayılmaya, can yakmaya, acı ve üzüntü yaşamamıza canımızı kaybetmemize kadar gidecek noktaları tedbir almadan kaderimse çekerim anlayışıyla tek tek göreceğiz. Allah toplumumuzu, verdiği ve kullan dediği akıl ve idrak ile hareket edecek şuura kavuştursun ve herkesi salgının musibetlerinden korusun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mikail Şahin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.