KAVRAMLARLA ALDATMAK! – 4

Bu başlıkla; insanları aldatmak için kavramların nasıl manipüle edildiğinden hareketle, son iki haftadır “ALLAH” ve “ADÂLET” kavramların üzerinde önem...

Bu başlıkla; insanları aldatmak için kavramların nasıl manipüle edildiğinden hareketle, son iki haftadır “ALLAH” ve “ADÂLET” kavramların üzerinde önemle durmuş ve bu kavramları analiz etmeye çalışmıştık. Bu haftaki yazımızda da; “demokrasi” kavramı üzerinde durarak, bu kavramı analiz etmeye çalışacağız.

DEMOKRASİ:

Bu kavramla ilgili çok şey söylenebilir. Ama biz, kısaca bazı nirengi noktalar üzerinde duracağız. Demokrasi, hele de temsilî demokrasi; hür ve serbest seçimlerle, oluşturulmuş çeşitli organlar vasıtasıyla, halkın kendi adına kendisini yönetmesi için, temsilcilerini seçerek meclise/parlamentoya göndermesidir.

Günümüzde, belki de beşerî sistemler arasında oluşturulmuş insan tabiatına en uygun olan rejim, şu an için demokrasidir. Demokrasi, mükemmel bir sistem değildir. Olamaz da. Çünkü beşer ürünüdür. Beşer, yani insanoğlu mükemmel bir varlık olmadığına göre, başka bir ifâde ile insan; eksik, noksan ve her zaman ve her an için hata yapabilme özelliğine sahip olduğuna göre, doğal olarak insan eliyle kurulan sistemler de mükemmel olamazlar. Ama dediğimiz gibi; bütün eksiğine, bütün noksanına rağmen; yine de  insanlar için şu an en iyi rejim, demokrasi olarak gözükmektedir.

Ülkemizde de temsilî demokrasi rejimi vardır. Ülkemizde de geçmişteki bazı istisnalar hariç olmak üzere, hür ve serbest seçimler yapılmaktadır. Ama ne hikmetse; yine bazı seçimler hariç olmak üzere yapılan seçimlerin çoğu, meşruiyyet açısından hep tartışılmıştır. Bunun sebebi; bizde hâlâ demokrasi kültürünün tam olarak oluşmaması, olgunlaşmaması ve dahi topluma tam olarak yerleşmemesidir.

Demokrasi kültürü nedir: Seçimlerde yenilen parti/partiler ve lideri/liderleri, mağlubiyeti kabul eder ve gâlip gelen partinin liderini tebrik eder, kutlar ve başarılar diler. Toplum da bunu içine sindirir, kanıksar.

Ama bizde böyle olmuyor işte. “Sen beni nasıl yenersin” anlayışıyla; işi neredeyse kan davasına döküyorlar, ortalığı karıştırıyorlar, ülkeyi gerginleştiriyorlar. Aynen bazı futbol müsabakalarının sonuçlarında olduğu gibi. Bu ülkede seçimi kaybeden parti liderlerinden siz hiç duydunuz mu; “- evet, seçimi kaybettik, başarısız olduk, sorumlusu da benim; gereğini yapacağım” diye bir söz? Bilâkis, hepsi de “başarılı olduk” diyorlar.

Bizde bir tâbir vardır; “yenilen pehlivan güreşe doymaz” diye. Bu olmadı, haydi bir daha güreşelim diyerek neredeyse rakibiyle kavga eder. İşte bu tâbir, tam da bizim demokrasi kültürümüzü yansıtmaktadır. Çünkü demokrasi, bütün kurum ve kurallarıyla henüz tam olarak bizim toplumumuza yerleşmemiştir.

Ayrıca çok ilginç! Yakın tarihimizin parti liderlerine bir bakınız. Hemen hemen hiçbirinin, o kadar seçim kaybetmelerine rağmen; tatlı koltuklarını kendiliklerinden terk ettiklerini göremezsiniz. Şimdi isim vermek istemiyorum ama; bunlar koltuklarından ya darbeler yoluyla ayrılırlar, ya bir takım kumpaslarla koltuklarını bırakmak zorunda kalırlar ya da onları o koltuklarından ancak Allah ayırır.

Biz demokrasi falan diyoruz ama, sosyolojik olarak ve siyaset sosyolojisi açısından biz hâlâ doğu toplumlarının tipik karakteristiğini yansıtıyoruz. Bu karakteristik realite, hâlâ sosyolojik ve kültürel olarak bizim  genetik kodlarımızda varlığını ve hayatiyetini sürdürmektedir maalesef!..

Demokrasi kavramı ile aldatmaya gelince:

Yukarıda özetlemeye çalıştığım gibi, özünde bizde demokrasi falan yoktur. Ama demokrasi adına  ne ararsanız vardır. Aynı bizim İslâm adına yaşanan Müslümanlığımızda olduğu gibi. Yani  Kur’an’a göre arı duru oluşmuş bir İslâmî yaşantımızın olmaması gibi. İslâm adına yaşadığımız mevcut Müslümanlık, tam bir eklektik yapı arz ediyor. Yani içinde ne ararsanız var: Yaşanan Müslümanlığın çatısı İslâm ama; tuğlaları bin bir çeşit. Bu çeşitlilikte; İsrailiyyat, Hıristiyanlıktan geçen bir takım inanış ve uygulamalar, Hint mistisizmden giren kalıntılar, Yunan panteist felsefesinden etkilenmeler (özellikle tasavvufî anlayışta), İslâm öncesi Şamanizm ve totemcilik kalıntıları ve daha  bir sürü beşerî kültürel unsurlar; yazık ki, ne ararsanız var.

Bundan dolayı Necip Fazıl Kısakürek bizim Müslümanlara; “marka Müslümanları” diyor. Bundan dolayı Mehmet Akif Ersoy Almanya’dan döndüğünde; “dinleri işimize benziyor, işleri de dinimize benziyor” deme gereği duyuyor. Bundan dolayı Cat Stevens (Yusuf İslâm); “- iyi ki ben İslâm’ı Kur’an’dan öğrenerek Müslüman olmuşum, eğer Müslüman olmadan önce İslâm beldelerini dolaşsaydım muhtemelen Müslüman olmazdım” diyor.

İşte bizim demokrasi de böyle bir eklektik yapı arz ediyor. Genel olarak söylüyorum; çatı demokrasi ama, içinde demokrasiyle alâkası olmayan her şey var. Örtülü olarak otoriterlik var, otokratlık var, bürokratik oligarşik yapı var, hatta zaman zaman diktatörlüğe kaçan tarafı bile var.

Şimdi, siyâsi parti yöneticileri başta olmak üzere, gücü ve yetkiyi elinde bulunduran resmî ve özel kurum ve kuruluşların başındakilere demokrasi adına sorsanız; gücü, yetkiyi ve iktidarı ele geçirmeden önce kendilerinin ne kadar demokrat olduklarını size söyleyecekler ve demokrasiden dem vuracaklardır. Ama gücü ve yetkiyi ele geçirdikten sonra da başınıza “kral” kesileceklerdir. Neden? Çünkü henüz biz demokrasi kültürünü içimize sindiremedik, içselleştiremedik, özümseyemedik de ondan. Ayrıca demokratik kurum ve kuralları da henüz tam olarak oluşturamadık ve tam olarak kurumsallaştıramadık. Öte yandan Ortadoğu bedevi kültüründen de tam olarak kurtulamadık. Şark kurnazlığımız da işin cabası…

Bu ülkede herkes demokrasiden dem vuruyor, demokrasi adına mangalda hiç kül bırakılmıyor. Hele de siyasi parti temsilcileri, seçimlerden önce oyumuzu alana kadar demokrasi adına önlerine gelen herkese mavi boncuk dağıtıyor, polyannacılık resitali sergiliyorlar. Ağızlarından bal damlıyor mu, damlıyor. Neredeyse gözyaşlarınızı tutamayarak; “- bu demokrasi ne de güzel bir şeymiş, vallahi insan dayanamıyor, içi parçalanıyor, hele de şu konuşan adaylara bakın Allah aşkına, ne de şirin insanlar bunlar, verdim gitti oyumu diyorsunuz…” ve ondan sonra; evet ondan sonra; inanınki dilim söylemeye varmıyor ama, evet son perde; FİNİŞ! Romeo ve Juliet! William Shakespeare.

Sen sağ, ben selâmet!.. Artık yan ağla , dön ağla!.. Artık gir ağla, çık ağla!.. İstersen Leyla’na kavuşmak için Mecnun misâli çöllere vur kendini!.. Kavuşamasan da olur Leyla’na!.. Platonik aşk neyine yetmez ki!.. Çünkü bu toprakların, bu coğrafyanın ürettiği kültür; zâten kavuşamama, vuslata erememe üzerine kurgulanmış değil midir? Sizin acılardan, hicranlardan, hüzünlerden, ayrılıklardan zevk alarak ürettiğiniz arabesk kültür bu değil midir? Bu nerenize yetmiyor? Haydi hayırlı olsun (!); acılarınız, hicranlarınız, gözyaşlarınız ve dahi arabesk kültürünüz!.. Allah hepinizi bir yastıkta kocatsın!..

İşte demokrasi kavramının içini boşaltarak demokrasiyle aldatmak da, böyle bir şey oluyor herhâlde!..

22 Ağustos 2020

İlhan AKAR

NOT: Haftaya devam edecek…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.