KAVRAMLARLA ALDATMAK! – 3

Bu başlıkla iki hafta önceki makalemizde; kavramların kullanılarak insanların nasıl manipüle edildiğini, geçen haftaki yazımızda da; bu kavramlardan bazı örnekler vererek konunun daha iyi anlaşılacağından bahisle, özellikle çok önemli olan bir kavram üzerinde durmuştuk. Bu haftaki yazımızda ise, bu kavramlardan örnekler vermeye devam edeceğiz.

ADÂLET:

Adâlet kavramı, belki de insanların hassasiyetle üzerinde durdukları en önemli kavramlardan bir tanesidir. İstisnasız bütün insanlar adâlet arayışı içindedirler. Yeryüzündeki tüm insanlara “- ne istiyorsunuz?” diye sorsanız, herhâlde hiç düşünmeden “adâlet” derler. Çünkü insanlardaki adâlet duygusu, ontolojik olarak fıtrîdir.

Bundan dolayı bu durum, son derece tabiîdir. Çünkü adâletin olduğu yerde barış, huzur ve kardeşlik vardır. Adâletin olmadığı yerde ise; her türlü kavga, kargaşa, çatışma, huzursuzluk ve zulüm vardır. Onun için bir toplumda  barış, huzur ve kardeşlik isteniliyorsa eğer; o toplumda mutlaka adâlet olmalıdır. Hangi gerekçe ile olursa olsun, asla bundan taviz verilmemelidir. Bundan dolayıdır ki; “adâlet mülkün (devletin) temelidir” denilmiştir. Bundan dolayı Kur’an, adâlet konusu üzerinde hassasiyetle durmuştur. İşte bunun için Hz. Ömer’in adâleti dillere destandır.

Adâlet; Din, dil, ırk, renk, cinsiyet, milliyet, siyasi görüş ve felsefi düşünce ayırımı gözetilmeksizin,  haklının hakkını üzerinde hakkı olan muhatabından istemeden önce, muhatabı tarafından geciktirilmeksizin haklının hakkını haklıya teslim etmesidir.

Başka bir açıdan adâlet; eşyanın (varlığın) ontolojik olarak olması gereken yerde olması hâlidir. Adâletsizlik ise; eşyanın (varlığın) ontolojik olarak olmaması gereken yerde olması hâlidir. Böyle olursa eğer; o zaman bu durum, o eşyaya (varlığa) karşı zulme dönüşür. Meselâ; İnsan denilen varlığın tabiî olarak olması gereken yeri neresidir? Ev denilen mekânıdır. Hayvan denilen varlığın tabiî olarak olması gereken yeri neresidir? Tabiattır (doğadır). Eğer her ikisi de yer değiştirmişse ya da birbirlerinin yerlerine geçmişlerse; bu durum her ikisine de zulümdür. Zâten, bülbülü altın kafese koymuşlar da; illa vatanım, illa vatanım demiş!

Modern insan durmadan özgürlükten dem vurur ama, iş kendine gelince tabiatın bağrında özgürce gezmesi gereken hayvanların birçoğunu evinde hapsederek, onların özgürlüklerini kısıtlar, engeller. Bu ne yaman bir çelişkidir ya Rabb!.. Buna karşılık sıcak bir yuvada yaşaması gereken, buna hakkı olan insan; karanlık şehirlerin anaforlarında, zifiri karanlıkların girdaplarında, köprü altlarının soğuk kaldırımlarında çile çekerek ömür törpüler, ömür tüketir!..

Şimdi adâlet isteyen insanlara sormak lâzım: Bu bir adâlet midir? Sizin adâlet anlayışınız bu mudur? Yoksa her iki varlık olması gereken yerlerde olmadıkları için, bu durum her ikisine de yapılan bir zulüm müdür? Yine sormak lâzım insanlara; bunun müsebbibi, sorumlusu kimdir? Yine tekrar tekrar sormak lâzım insanlara; gelinen noktadan memnun musunuz, vicdanlarınız rahat mı?

Yalnız bu arada adâlet ile eşitlik kavramlarını birbirlerine karıştırmamak lâzımdır. Çünkü ikisi de ayrı ayrı kavramlardır. Zâten evrende ontolojik olarak eşitlik diye bir şey yoktur. Bu varlık bazında muhâldir. Esasında anlam olarak eşitlik kavramından beklenilen şey, adâlet kavramının içinde zâten doğal olarak vardır, mündemiçtir ve dahi mezcedilmiştir.

Görüldüğü gibi herkes adâletten yanadır, herkes adâlet ister, hiç kimse kendisine adâletsizlik yapılmasını istemez ama; istisnalar hariç olmak üzere yeryüzünde de bir türlü adâlet tesis edilemez, adâlet kurulamaz ve  gerçekleştirilemez. Çünkü, gücü bir kez eline geçiren insanoğlu, o gücün şehvetinden ve o gücün kendisine sağladığı büyük imkânlardan dolayı başı döner, güç zehirlenmesine düçar olur, gücün dayanılmaz şehvetine kendisini kaptırır ve yapmadığını bırakmaz. Zâten etrafında; en büyük sensin padişahım (!), sen çok yaşa padişahım diyen yalaka takımı da çoktur. “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah vardır!”, diyen de yoktur. Haydi bakalım çıkın işin içerisinden, çıkabilirseniz…

Aslında herkes gücü eline geçirmeden önce adâlet istemektedir ama, gücü de eline geçirince firavun kesilmektedir. İşte adâlet kavramı da; gücü ele geçirene kadar sûret-i haktan görünerek, bütün çevrelerce böyle istismar edilmektedir. Bu durum, toplumun her kesiminde ve her türlü dînî, ideolojik, siyasî ve sosyal yapılarda vardır maalesef. Partiler, cemaatler, tarikatlar, tüm sivil toplum örgütleri ve diğerleri, hatta istisnalar hariç olmak üzere neredeyse tüm insanlar böyledir. Çünkü bu bir insanlık sorunudur. Çünkü bu bir ahlâk meselesidir. Çünkü adâlet, kıldan ince kılıçtan keskindir. Çünkü adâleti tesis etmek her insanın harcı değildir, vesselâm!..

Ne mutlu âdil olanlara!..

Ne mutlu adâleti tesis edenlere!..

Ne mutlu hakkın, hakikatin, adâletin peşinden koşanlara!..

Selâm olsun onlara, selâm olsun onlara, selâm olsun onlara!...

15 Ağustos 2020

İlhan AKAR

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.