KAVRAMLARLA ALDATMAK! – 2

Geçen haftaki makalemizde; kavramların, birileri tarafından nasıl manipüle edilerek insanların aldatılmaya çalışıldığını analiz etmiştim. Bu haftaki y...

Geçen haftaki makalemizde; kavramların, birileri tarafından nasıl manipüle edilerek insanların aldatılmaya çalışıldığını analiz etmiştim. Bu haftaki yazımda da, bu kavramlardan bazı örnekler vererek bunların gerçek mânaları üzerinde durmaya çalışacağım.

ALLAH (C.C.):

Genelde İslâm âleminde, özelde de ülkemizde insanların aldatılması noktasında en başta gelen kavramlardan bir tanesi Allah kavramıdır (lafz-ı celîl). Onun için lüzumundan fazla (!), olur olmaz her yerde ve her zaman Allah lafzını zikredenlere dikkat edin. Bunların çoğu içinde bulundukları dînî yapıların özelliği ve efendilerinin kendilerine telkinleri gereği, sürekli olarak dillerine Allah adını pelesenk ederler. Birçokları bunu söylerken dahi, çoğu zaman bunun ne anlama geldiğinin farkında ve şuurunda bile değildirler. Ağızlarına, dillerine alışkanlık olmuştur. Ama başlarındaki efendilerin birçoğu, bunu bilinçli bir şekilde, sürekli olarak ve sık sık yaparlar. Çünkü Allah ile aldatacaklardır.

Kur’an’da birçok sûrede (Fâtır, Lokmân, Hadid) Allah ile aldatmaktan bahsedilmektedir. Kimileri bunu güven telkin etmek için Allah adını sık sık anarak yapacaktır, kimileri de mesih ve mehdi iddiasıyla Allah’tan rol çalarak yapmaya çalışacaktır. Şahdamarımızdan dahi yakın olacak kadar hayatımızın merkezinde olduğunu bize Allah bildirdiği hâlde; birileri “Uzak Allah İnancı” anlayışı ile, tâbiri caizse Allah’ı hayatımızdan çıkaracaklar ve Allah’tan rol çalarak hayatımızın merkezine kurulacaklar, onlar emredecek biz de harfiyyen yapacağız öyle mi?

İşte bütün bu aldatıcıların, aldatmalarının farkına varabilmek için, Kur’an’ı anlayarak okumak şarttır ve dahi elzemdir. Fakat ne yazıktır ki; kendisini Müslüman olarak addedenlerin ve iddia edenlerin –tahminî ve tecrübî olarak söylüyorum- yüzde doksanından fazlası Kur’an okumadıkları için, doğal olarak anlamını da bilmiyorlar. Özel günlerde ve gecelerde, yüzünden sathî ve lafzî olarak anlamadan okumayı kastetmiyorum. Zâten, yüzünden okuyanlara sorsanız; “-Allah bu âyette size ne diyor?” diye, hemen hemen hepsi apışıp kalacaktır.

Düşünebiliyor musunuz; hem Müslüman olduğunuzu iddia edeceksiniz ve “en sahih, en sağlam müslüman biziz” diyerek Müslümanlığı hiç kimseye kaptırmayacaksınız; hem de hayatınızı A’dan Z’ye bu kitabın hükümlerine göre düzenlemenizi isteyen Kur’an’ı anlamadan okuyacaksınız!.. Bu ne yaman bir çelişkidir ya RABB!.. Ve dahi hesap gününde bu kitaptaki hükümlerden sorguya-suâle çekileceğimizi bile bile!..

Başlarındaki efendilerinin etkisiyle Müslümanların çoğu, “- ama biz Kur’an’ı anlayamayız ki…” diyerek akıl ve mantık dışı mazeretler öne sürüyorlar. İşte tam da bu nokta, efendilerinin kendilerine kurmuş olduğu tuzağın başlangıç noktasıdır. Efendileri onları istismar ederek yönetmek için, zâten onların Kitabı okuyarak anlamasını istememektedirler. Bize gelin, biz size dininizi de, Kitabınızı da anlatırız, öğretiriz demektedirler. Onları sömürmek, istismar etmek ve aldatmak için de; zâten onların hiçbir şeyi bilmemeleri ve anlamamaları gerekir. Bilseler ve anlasalar nasıl istismar edilebilirler ki? Onun için onları, Kitabı okuyarak anlamaktan hep uzak tutarlar. Tabii ki yüzünden okumalarına izin verirler, ama anlamalarına asla! Yoksa aldatamazlar ki!.. Bu bakımdan çeşitli bahaneler öne sürerek, tercüme ve meâl  okumalarına da  izin vermezler. Hatta meâl okuyanları sapık, münafık, müşrik gibi çok yıpratıcı suçlamalarla yaftalayarak, sahanın dışına atmaya çalışırlar. Çünkü tercüme ve meâl okuyanlar; neyin ne olduğunu büyük ölçüde anlayacak ve görecekler, dolayısıyla da kötü niyetlilerin tuzaklarına düşmekten kurtulacaklardır.

Efendilerinin iddiası şudur: “Arapça bilmeyenler Kur’an’ı anlayamaz!”. Yine efendilerine göre tercüme ve meâl okumak, aslının yerini tutamayacağı için doğru da değil. Tamam da, peki ne olacak?  Yeryüzünde sekiz milyara yakın insan yaşamaktadır. Bunların hepsinin dilleri farklı farklıdır. Hepsinin Arapça bilmesi de mümkün değildir. “Öğrensinler efendim, öğrensinler” demek kolaycılıktır ve sürrealisttir. Çünkü pedagojik ve didaktik olarak bilirim ki, dil öğrenmek o kadar kolay değildir. Hatta bunu iddia edenlerin kendilerine sormak lâzım; “- siz kendi dilinizi ne kadar biliyorsunuz ki..?”.

Öte yandan Kur’an’ın mesajının evrensel olma özelliğinden dolayı,  tüm insanlık da bu mesajdan sorumlu tutulmaktadır. Peki, o zaman bu insanlar ne yapacaktır. Kur’an Arapça olarak nâzil olduğuna göre; ana dili İngilizce olanın, Almanca olanın, Fransızca olanın, Türkçe olanın ne suçu var. Meselâ, bunlar kalkıp farz-ı muhâl (gerçekleşmesi mümkün olmayan farazi/varsayılan düşünce) Allah’a deseler ki; “ - Ya Rabbi! Bizim suçumuz, günahımız neydi de bizi bir İngiliz, bir Fransız, bir Alman, bir Türk olarak yarattın da; bir Arap olarak yaratmadın! Bak, bizi Arap olarak yaratmadığın için, bizi sorumlu tuttuğun Kitabını da okuyup anlayamıyoruz. Üstelik senin ‘din adamların (ruhbanlar – İslâmiyette ruhbanlık olmadığı hâlde-)’ tercüme ve meâl okumamızı da istemiyorlar. Peki, şimdi biz ne yapacağız ey Allah’ım! Arapları çok seviyordun da, onun için mi Kitabını Arapça indirdin. Meselâ, İngilizce, Türkçe indirsen olmaz mıydı? Yoksa Allah’ım hâşa Araplara torpil geçtin de, bize garaz mı ettin? Üstelik Hucurât sûresinde bizi kabile ve kavimlere ayırdığından da bahsediyorsun. Ya Rabbi! Evet, bildirdiğine göre biz biliyoruz ki; Resûl Arap olduğu için, doğal ve haklı olarak insanların anlaması için Kur’an’ı Arapça indirdin. Fakat ya Rabbi!, özür dilerim ama, meselâ bir Türk ya da bir İngiliz elçi seçseydin de; biz de rahat rahat kitabımızı okusak anlasak, okusalar anlasalar olmaz mıydı? Üstelik  ey Rabbim!,  indirdiğin Kitaptan insanları hem harfiyyen sorumlu tutuyorsun, hem de bu kitabı anlaşılmaz kılıyorsun(!)..”. Hayır hayır ey Allah’ım!, böyle bir anlayış hem akla ziyandır, hem de sana bühtandır. Maksadım, hâşa seni sorgulamak değildi; seni anlayarak, seni anlamayan ya da anlamak istemeyenlere mesaj vermek içindi…

Peki, durum bu olduğuna göre; bu insanlar dinini, diyânetini nereden öğrenecekler. Tabii ki efendi hazretlerinden (!). İşte Allah ile aldatmak burada devreye girmektedir. Çünkü efendi hazretleri Kur’an’dan âyetler okuyarak   müritlerini irşat edip aydınlatmıyor ki! Ya ne okuyor: Hikâye okuyor, masal okuyor, okuyor üflüyor, nazar ediyor, el veriyor, rabıta kuruyor, zikir çektirip cezbe ile sarhoş ediyor, dînî ritüellerle sayı saydırıyor, dînî ritüellerle ritmik hareketler yaptırıyor, bol bol menkıbeler anlatıyor, bol bol rüya görüp rüyalarını anlatıyor (nasıl olsa rüyaların rahmânî mi olduğu, şeytânî mi olduğunun denetlenmesi, kontrol edilmesi ve murâkabe edilmesi de mümkün değil. Hatta bu rüyalar gerçekten görülmüş müdür; bu da belli değil. Kaldı ki rüyalara göre amel de edilmez), en babayiğidi eski klasik kitaplardan okuyup, anlaşılmaz şeyleri anlatıyor.

Alın size din, alın size “İslâm” işte. Ne güzel din değil mi? Mışıl mışıl uyutuyor sizi. Daha Allah’tan ne isteyeceksiniz! Bu gidişle hepiniz Cennet’i garantilediniz (!). Hele de efendi hazretleri günahlarınıza karşılık bir de size şefaat ederse var ya, o zaman bu dinin tadına doyum olmaz! Daha da ötesini söyleyeyim mi?: Ölüm döşeğinde iken; Azrail ruhunuzu kabzetmeden önce, ölmüş olan gavs-ı âzâmınızdan istimdad dilerseniz, o da gelip size yardım ederse, artık hepten kurtuldunuz(!). Hâşa, artık hiç kimse sizi Cennet’ten çıkaramaz(!)…

Onun için aziz dostlar; lütfen şuna dikkat edelim!: Kim ki; sizi Allah’ın Kitabına dâvet etmiyor, kim ki; size Kur’an âyetleri anlatmıyor da; hikâye, masal ve bol bol menkıbe anlatıyorsa; biliniz ki o/onlar sizin gerçek dostlarınız değildir. Onların anlattıkları din, din değildir; Ali Şeriati’nin kitabının adında olduğu gibi, “Dine Karşı Din”dir. Dost olarak, veli olarak, vekil olarak ALLAH bize yeter de, artar da! O ne güzel dosttur, O ne güzel velidir, O ne güzel vekildir, vesselâm!..

08 Ağustos 2020

İlhan AKAR

NOT 1: Samimi Müslümanlar, Allah’ın has ve muttaki kulları bu tenkitlerden müstesnadır…

NOT 2:  Haftaya devam edecek…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.