Türbedeki 300 Yıllık Sancak ve ŞEYH HACI AHMET HAMDİ ELBİSTANÎ[¹]

Elbistan’ın Kızılcaoba Mahallesi’nde eski Oruçoğlu Stadyumu’nun şimdiki Gençlik Merkezi’nin Kuzeybatı köşesinde ve Şardağı’nın hemen eteğinde bir türbe var; Nakşibendî Şeyhlerinden Hacı Ahmet Hamdi Elbistanî Efendi’nin türbesi… İçinde de adı geçen zat ile beraber duran yaklaşık 300 yıllık bir sancak vardır. Hindistanlı büyük âlim ve evliyadan olan Şeyh Abdullah-ı Dehlevî Hazretlerini temsilen silsile-i merâtip yoluyla gelen postun ve o manevi iklimin sancağı...

Hacı Ahmet Hamdi Efendi, asırlar önce Arabistan’dan (Suriye diyenler de var) gelerek Elbistan’ın Gündere (Avlıya / Evliya) köyüne yerleşen Karpuzoğulları kabilesine mensuptur. Hacı Ahmet Hamdi Efendi, ilk tahsil dönemini, Elbistan Ulu Camii’nin bahçesine ve minarenin yakınında tahminen belirlenen bir yere (Restorasyon sırasında yeri değiştirildi) mezarı yapılan Buharalı Osman Efendi adında âlim ve mutasavvıf bir hocanın rahle-i tedrisinde geçirmiştir. 
Osman Efendi, çok zeki ve öğrenimi süratli olan öğrencisini, bir süre eğittikten sonra belli bir kıvama geldiğine karar verir ve eğitimini tamamlaması için Kilis’e, Baytazzâde Şeyh Hacı Abdullah Sermest Efendi’nin yanına gönderir. 
Hocasını ve dergâhtaki diğer insanları şaşırtacak kadar kısa sürede eğitimini ve makama liyakatini tamamlayan Hacı Ahmet Hamdi Efendi, tekrar Elbistan’a döner ve hizmetine ölünceye (1911-1912) kadar burada devam eder.
Devrinde bir padişahla (II. Abdülhamit olmalı) görüştüğü, onun çok takdirlerini kazandığı ve kendisine padişah tarafından üzeri yazılı bir özel taş verilerek gönderildiği; gönderirken de padişahın, “Elbistan’a masraflarını kendisinin karşılayacağı bir ev yaptırmasını, bu taşı da o evin kapısının üstüne koymasını...” emrettiği ve yapıldıktan sonra konulduğu ailenin birkaç ileri geleni tarafından bana anlatılmıştır.                                    


Şeyh Hacı Ahmet Hamdi Efendi’nin padişahın isteği ile yaptırdığı söylenen ev.
Ulu Camii’nin güneydoğu tarafına yapılan bu bina, uzun zaman Anadolu Türk Mimarîsi’nin nadide örneği olarak yaşamışsa da aşırı derecede yıpranması da göz önüne alınarak, aile fertlerinden Dr. Ulvi Özsoy tarafından ‘Ulu Camii’ne, imam evi yapılsın için’ vakfedilmiştir. Bunun üzerine bina yıkılmış ve yerine bodrum üzerine iki kat betonarme bir bina yapılmıştır. Bugün, üst katı lojman; zemin katı ise Elbistan Halk Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir. 
Kapı üzerindeki o emanet taş ise, ailece uygun görülen ve bize de söylenmekte bir sakınca görülmeyen uygun bir yere taşınmıştır.

1745 senesinde Hindistan’ın Pencap şehrinde doğan Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri, 1824 yılında Yeni Delhi’de vefat etti. 79 yıllık ömrü boyunca 1000’in üzerinde âlim ve velî yetiştirerek insanlığa büyük hizmetlerde bulundu. Bu talebelerinden güvendiği ve postta oturabileceğine inandığı 99 tanesine, zaman içinde, sancaklar vererek onların çoğunu geldikleri memleketlerine, bazılarını da daha çok yararlı olacağına inandığı başka memleketlere gönderdi. Dünyanın çeşitli ülkelerine ve şehirlerine yayılan bu 99 gönül ve Allah eri, oralarda ömürlerinin sonuna kadar hizmetlerine devam ettiler.. 
İşte bu 99 sancağın birisi de kader örgüsü içinde Elbistan’ın payına düşmüş olmalı ki Abdullah Dehlevî Hazretleri’nin eliyle verdiği sancak, Seyr-i sülûk yoluyla elden ele geçerek Hacı Ahmet Hamdi Efendi’ye intikal etmiş ve artık onu taşıyacak şahıs kalmayınca, son sahibiyle birlikte türbede koyun koyuna yatırılarak ebediyete emanet verilmiştir...                       

                      

Şeyh Ahmet Hamdi Efendi’nin türbesindeki Sancak.
Sancağın takip ettiği post sahipleri şu şekildedir:
Abdullah-ı Dehlevî Hazretleri, sancağı ilk olarak ünlü talebesi Afganistanlı Muhammet Bican Hazretleri’ne verir. 
Muhammet Bican Hazretleri’nin iki önemli talebesi vardır; bunlardan birisi; Mevlana Halid-i Bağdadî Hazretleri, diğeri Kilisli Baytazzâde Şeyh Hacı Abdullah Sermest Hazretleri’dir. Tarik bu iki güzide talebeden dolayı iki kola ayrılmış olmasına rağmen biz Kilisli Sermest Hazretleri’ni takip edelim: Baytazzâde Şeyh Hacı Abdullah Sermest Hazretleri, sancağı, vakti geldiğine inandığı bir zamanda, yetiştirdiği ve gerçekten çok sevdiği vekili Elbistanlı Şeyh Hacı Ahmet Hamdi Efendi’ye verir. 
Şeyh Hacı Ahmet Hamdi Efendi, Elbistan’a geldikten bir süre sonra şeyhi Baytazzade Hacı Abdullah Sermest Efendi’nin vefatını öğrenir. Kısa bir süre sonra da şeyhinin henüz eğitimini tamamlamamış ve ev bark sahibi olmamış çocuklarını emanet kabul edip, tamamı başlarını kurtaracak seviyeye gelinceye kadar onlara hamilik görevini yapmayı üstadı ve şeyhine karşı görev bilir. Hiç aksatmadan da üzerine düşeni yapar. Hatta talebesi Mehmet Vakıf Efendi’nin “Şeyhimizin dergâhında Hacı Ahmet Efendi’ye bir oda tahsis edilmişti. Sık sık gelir, bazen birkaç gün veya hafta, bazen de bir ay kadar kalarak şeyhimizin çocuklarına ait işleri takip eder ve sonra tekrar Elbistan’a dönerdi. Bu hal çocukların artık hamiliğe ihtiyaçları kalmayıncaya kadar devam etmiştir” dediği aile fertlerince bilinmektedir. Ayrıca bugün (2005) İstanbul’da yaşayan ve avukatlık yapan, Baytazzâde Şeyh Hacı Abdullah Sermest Hazretleri’nin torunlarından bir zat da aynı şeyleri araştırmacı ve yazar dostumuz merhum Cemil Çiftçi’ye ifade etmiştir.  
Şeyh Hacı Ahmet Hamdi Efendi de ömrünün sonuna kadar hizmet ederek birçok talebe yetiştirmiştir. İçlerinden ikisi parlamış ve adeta ondan sonra halife olarak posta oturabileceklerini göstermişlerdir. Bunlardan biri Kilisli Mehmet Vakıf Efendi, diğeri de Şeyh Taşoluk’taki türbede medfun olan Elbistanlı Hacı Mustafa Efendi’dir (vefatı; 1949). 
Hacı Mustafa Efendi, vefat edinceye kadar Elbistan’da çevresine toplanan insanları dini yönden irşat etmeye gayret ettiği gibi Elbistan’ın gelişimi için de mesela (ilk) Tekke Köprüsü’nün ve şimdi Kert Müzesi olan eski Hükümet Konağının yapımı gibi çeşitli işlerde halkı teşvik etmekten geri kalmamıştır. Aynı zamanda bir dönem Elbistan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin de başkanlığını yapmıştır.
1911-12 yılında vefat eden Şeyh Hacı Ahmet Hamdi Efendi “Sancağın kendi türbesinde muhafaza edilmesini” vasiyet eder. Yetiştirdiği iki talebesi de kendisine vekâlet edebilecek değerde olmasına rağmen nedense sancağı ikisine de vermez. Belki de bu iki talebesinden sonra, posta oturacak evsafta birinin yetişmeyeceğini öngörmüş olabilir… 
Şeyh Hacı Ahmet Hamdi Efendi’nin vasiyeti üzerine de sancak, türbesine ve sandukanın olduğu odaya yerleştirilir. O günden beri, Şeyh ve sancak, birbirinden ayrılmamaya ahdetmiş iki sevgili gibi yatmaktadırlar. Son yıllarda cam ve çerçeve ile muhafaza altına alınıp şeyhin sandukasının yanına konmuştur.
………………………………………………….
[¹] Bu yazı Arif Bilgin, Terk Eden Elbistan, Cilt:3, 2007, İzmir; Sayfa: 70-77’de yer almıştır. İlimizde kültürümüz ile ilgili yapılan çalışma nedeniyle benden bu türbe, Hacı Ahmet Hamdi Efendi ve sancak ile ilgili bilgi istenmiştir; bunun üzerine yeniden yayımlamaya karar verdim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.

01

Ali Gültekin Biniş - Tarihimize ve kültürümüze yaptığınız değerli katkılar için teşekkür ederim. Allah kaleminizi kavi eylesin.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 31 Temmuz 12:59