UYUTMA POLİTİKALARI VE SÖMÜRGECİLİK -2

Geçen haftaki yazımızda, “uyutma politikaları ve sömürgecilik” üzerine düşüncelerimizi ifade etmiş ve bunları da mantıksal bir kurgu içerisinde mütalaa ve müzakere etmiştik. Bu haftaki yazımızda da, yine bu konuyu irdelemeye ve analiz etmeye devam edeceğiz.     

Her şeyden önce şunu hatırlatmak isterim:

Biz 1960’lı yılların başlarında ilkokula başladığımızda; Truman doktrini çerçevesinde, Marshall programına uygun olarak okullarda Amerikan süt tozu içiyorduk, süt niyetine… (Gerçi şimdi gönüllü olarak hemen herkes Amerikan kolası içiyor ya!.. Ama belki de alışkanlık yapmıştır değil mi?!). O zamanın şartlarında hayvancılık ve tarımla uğraşan bir ülkede, ne olduğu belli olmayan Amerikan süt tozunu içmenin, ne demek olduğunu düşünebiliyor musunuz?..

İngilizler başta olmak üzere Batılı tüm sömürgeci ülkelerin, Afrika ve Asya kıtalarındaki ülkeleri nasıl sömürdüklerini hepimiz biliyoruz değil mi? İş işten geçtikten sonra, o kara derili mazlum halkların şu hicranını, şu serzenişlerini, şu iniltilerini hepimiz duymuşuzdur herhalde:

“- Yıllar, yıllar önceydi… Batıdan bir grup beyaz insan gelmişti. Onların ellerinde İnciller vardı. Bizim ise münbit/verimli arazilerimiz, geniş topraklarımız, yeraltı ve yerüstü nice zengin kaynaklarımız vardı. Bizlere gözlerinizi kapatın, dua edin dediler. Dediklerini yaptık! Yine aradan yıllar, yıllar geçti… Gözlerimizi açtığımız da bir de ne görelim! İnciller bizim elimizde kalmış; topraklarımız, yeraltı ve yerüstü tüm kaynaklarımız hep onların olmuş!..”

İngilizler, işgal yıllarında Hindistan’daki okullarda okuyan öğrencilere, logaritma cetvelini ezberlemeyi zorunlu tutmuşlar. Neden? Çünkü zihinler hep meşgul olsun, ülkeyi nasıl sömürdükleri anlaşılmasın diye! Logaritma cetvelini ezberlemeye hem gerek yoktu, hem de ezberlenmesi çok zordu.

Bir ara yolum, 1995 yılında Mısır’ın başkenti Kahire’ye düşmüştü. Birkaç ay kalmıştım Mısır’da. Bu ülkenin camileri sabah-akşam hep açık. Bu camilerde başta Halvetiyye tarikatı mensupları olmak üzere  Müslümanlar; sürekli olarak ibadet ederler, zikir çekerlerdi. Ömürlerinin çoğu camilerde geçerdi. Camilerde yan gelir yatarlar, uyurlar ve dışarıda olup bitenden pek haberleri olmazdı. Ülkenin gündemini pek takip etmezler, kendi ülkelerinde ve dünyada cereyan eden olaylara karşı kayıtsız kalırlardı. Zaten amaç ta buydu. Mısır’ı idare edenlerin maksatları; Müslümanları, tarikat mensuplarını mümkün olduğu ölçüde hep caminin içinde tutmak; onları mışıl mışıl, miskin miskin, tembel tembel uyutmaktı. Ülkenin, çağdaş firavunlar tarafından nasıl soyulduğunun üzerini örtmekti.

Mısır’da meşayih (şeyhlik) makamı devlete bağlı resmî bir kurumdur. Bizde olduğu gibi yasak değildir. Biliyorsunuz inkılap (devrim) kanunlarına göre bizde şeyhlik vs. yasaklanmıştır. Aslında hala yasaktır ama konjonktürel ve “de facto”/fiilî olarak alabildiğine her şey serbesttir. Bakalım bu gidişle sonumuz nereye varacaktır, onu da Allah bilir.

İşte Mısır’daki bu resmî meşayih makamı; camilerde, mescitlerde zikir çeken Müslümanları olabildiğince camilerin içinde tutmak; ülkenin nasıl soyulduğunun üzerini örtmek ve fark etmelerini engellemek için, çorbalarını dahi kendileri götürüp verirlerdi. Bu bakımdan Mısır halkı alabildiğince yoksullaştırılmış ve fakirleştirilmiştir. (Allah nasip ederse bu konuyla ilgili bir makaleyi ileride yazmayı düşünüyorum).

O yıllarda İzmir’deki İlahiyat Fakültesi’nin Tasavvuf anabilim dalında asistan olarak görev yapan bir arkadaşımla, Kahire’deki bu meşayih makamını (ofisi/bürosu) ziyaret etmiş, bir takım bilgiler almıştık. Çünkü kendisi bu Halvetiyye tarikatı üzerine araştırmalar/çalışmalar yapıyordu.

Yine bir ara yolum, 2000 yılının başlarında Portekiz’in başkenti Lizbon’a düşmüştü. Gidenler, görmüşlerse bilirler. Lizbon (Lisboa)’da denize nazır betondan yapılmış bir yelkenli gemi figürü var. Bu yelkenlinin muhtelif yerlerinde de, sözüm ona tarihteki ünlü kaşiflerin heykelleri vardır. Vasco de Gama, Macellan gibi. Onun için bu yelkenliye de ‘Kaşifler Anıtı’ denilir. Yelkenlinin bulunduğu alanı da, turistik bir meydan olarak düzenlemişler. Meydanın ortasına da zemin üzerine dünya haritası ve pusula yapmışlar, teşekkür mahiyetinde bir takım yazılar yazmışlar.

Peki, keşifler yoluyla tarihte neler olmuş, kısaca bir bakalım:

Bu kaşifler marifetiyle dünyanın birçok yeri, birçok ülkesi ve birçok coğrafyası beyaz insanlar tarafından, Avrupalılar tarafından; başta İngilizler olmak üzere, Fransızlar, Portekizliler, İspanyollar, İtalyanlar, Belçikalılar, Hollandalılar ve benzerleri daha birçok ülke tarafından sömürülmüşler, sömürüldükçe sömürülmüşler, hala bir şekilde bugün de sömürülmeye devam ediliyorlar maalesef!..

Güney Afrika’yı herkes bilir. Kara derili insanların yaşadığı bu ülke; belki de dünyanın en zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olan ülkelerden bir tanesidir. Zengin altın, elmas ve kömür madenleri vardır. Belli yaşta olanlar çok iyi hatırlarlar; Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde; ülkemizdeki yoğun hava kirliliğinden dolayı Özal, Güney Afrika’dan gemilerle yakıtı daha temiz olan kömür ithal etmişti. Yanında da çikita muzu ilk defa ithal edilmişti. Halen de ediliyor.

İşte böylesine zengin madenleri ve verimli toprakları olan bu ülkeyi beyazlar işgal ettiler,  zorla yönettiler ve sömürdükçe sömürdüler. Sonra uyanan yerli halk, Nelson Mandela’nın önderliğinde beyazların haksız işgaline ve yönetimine başkaldırdılar. Uzun ve kanlı bir mücadele oldu. Beyazlar, nice kara derili yerli halkı acımazsızca katletti. Mandela’yı hapse attılar. Tam 27 yıl içeride yatırdılar. Nice seneler sonra yerli halk yönetimi ele geçirdi ve Nelson Mandela kendi ülkesine kara derili bir insan olarak, ilk kez devlet başkanı oldu. Hastaydı ve yaşlıydı. Birkaç yıl başkanlık yaptı ve nihayetinde öldü.

Yukarıda kaşiflerden bahsetmiştim. Tarihçi Prof. Dr. Mehmet Çelik, “Tarihin Hafızası” adlı kitabında, Kristof Kolomb’un hatıralarına atfen özetle şunları anlatıyor:

“- Amerika kıtasını keşfederek karaya çıktık diyor Kolomb. Bizi yerliler karşıladı (Kızıl derili insanlar). Bize öylesine büyük bir misafirperverlik gösterdiler ki, hemen çadırlarına aldılar ve yiyecekleri ne varsa hepsini bize ikram ettiler. Sonra akşam oldu, derme çatma yataklarını bize vererek kendileri dışarıya çıktılar.”

‘Hatıralarını anlatmaya devam ediyor Kristof Kolomb’: “- Ama ahmaklar, aptallar bilmiyorlardı ki; sabah olunca hepsini kılıçtan geçireceğiz!..”

Bakınız aziz dostlar!

Özelde Avrupalıların tarihi, genelde de Batılıların tarihi hep sömürgecilikle doludur. Bizim tarihimizde böyle bir şey yoktur. Batılıların siyasi ve kültürel olarak genetik kodlarında talan, yağma ve imha vardır. Bizim genetik kodlarımızda ise ihya ve inşa vardır. Çünkü Allah’ın yeryüzünde bize yüklediği misyon, işte budur. Bunun dışına kesinlikle çıkılamaz…

Sözün özü:

Yukarıda çeşitli örnekleriyle kısaca anlatmaya çalıştığım “uyutma politikaları ve sömürgecilik”, iki şekilde vuku buluyor. Birisi dış kaynaklı, diğeri iç kaynaklı. Dış kaynaklı olanlar; dış güçlerin, o ülkeleri açıktan işgal ederek uyguladıkları sömürge politikaları ile gerçekleşiyor. İç kaynaklı olanlar ise; yine dış güçlerin yardımı ve desteği ile ama açıktan işgal etmeden, o ülkenin içindeki yerli uşakları ve işbirlikçileri eliyle ortaklaşa oluyor.

Tabii ki neticede olan bize oluyor, maalesef!..

 

18 Temmuz 2020

İlhan AKAR      

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.

01

Hüsnü Hüseyin - Sn. Hocam, yazdıklarınıza katılmamak akılsız akıllıların işidir. Bir de bu girdabdan kurtulmamız için bize bir formül keşfetseniz çok memnun olurum. Anadolu halkları olarak üç farklı şekilde sömürülüyoruz: Bir dünyayı, iki; onların içimizdeki maşaları ve üç, bizden olup bize ulaştıran pazarlamacıları tarafından..!Allah yardımcımız olsun!?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 28 Temmuz 14:51