DİNÎ, İDEOLOJİK VE ETNİK TUZAKLAR – 5

Makalenin başlığı ile ilgili olarak geçen haftalardaki yazılarımızda; “dinî tuzaklar” ve “ideolojik tuzaklar” konularını incelemiş ve analiz etmiştik. Bir önceki yazımızda da “etnik tuzaklar” konusunu irdelemiştik, ancak bitmemişti. Bu haftaki yazımızda ise; “ etnik tuzaklar” konusunu analiz etmeye devam edeceğiz.

Kardeşlerim! Ortadoğu Coğrafyası, insanlığın yeryüzündeki doğuş coğrafyasıdır. İnsanlığın yeryüzündeki yolculuğunun ve serüveninin başladığı yerdir. Kadim medeniyetler hep bu coğrafyada neşet etti. Daha sonra Asya, Afrika, Avrupa kıtalarına yayıldı. Akdeniz havzası, kadim medeniyetlerin âdeta beşiği idi. Tarihte bu havzada nice devletler kuruldu, nice medeniyetler inşa edildi. Bu coğrafyada nice kadim dinler ortaya çıktı. Nice etnik gruplar doğdu, sosyal yapılar oluştu. Nice kültürler yaşandı. Nice kavimler, uluslar, milletler gelip geçti. Nice devletler göçtü…

Devletler; milletlerin siyasi bir şekilde organize olmuş, örgütlenmiş hâlidir. Devletler, nihâyetinde siyasal ve sosyal yapılardır. Kurumsal olarak mücerret/soyuttur, müşahhas/somut değil. Devletler hükmi şahsiyet/tüzel kişiliktir, gerçek kişilik değil. Dolayısıyla önemli olan; millet adına devlet kurumlarında görev yapan, karar alıp uygulayan, milleti yönetme konumunda olan gerçek şahsiyetlerin durumu, konumu, ehliyet, liyakat, adâlet, kabiliyet ve diğer nitelikleridir.

Artık gelinen noktada devletler, bir realitedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bir realitedir. Devletimiz bir Osmanlı bakiyesidir. Osmanlı bakiyesi olması hasebiyle; Osmanlı’daki çok dinlilik, çok kültürlülük ve etniklilik; çeşitli sosyal gruplar hâlinde tevarüs ederek günümüze kadar gelmiştir. Dolayısıyla bu sosyal grupların ülkemizde bulunması son derece tabiîdir ve mensupları da anayasal olarak eşit bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vatandaşlık bağlarıyla bağlıdırlar. Yine Anayasal olarak her Türk vatandaşı (Devletimizin kuruluş felsefesi, siyasi iradesi, temel ilkeleri ve sayısal çoğunluğu gereği Türklük anayasal olarak üst kimliktir) kanunlar önünde eşittir. Anayasanın “eşitlik” ile ilgili 10. Maddesi şöyledir: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir…”

Görüldüğü gibi, anayasa ve kanunlar önünde herkes eşittir. Dolayısıyla hangi sosyal gruba, hangi etnik yapıya mensup olursanız olunuz, eşitsiniz. Peki, sorun nerede? Sorun, uygulamalarda… Peki, uygulamalardaki sorunlar herkes için geçerli mi? Evet geçerli… Peki, herkes için geçerli olan bu sorunlar; gelip geçici mi? Evet, gelip geçici… Neden gelip geçici? Çünkü asıl değil, ârizi… Peki, ârizi sorunlar için devlete baş kaldırılır mı? El cevap; kaldırılmaz… O hâlde neden diğer etnik gruplar devlete başkaldırmıyor da, özellikle bir tanesi bunu yapıyor? Demek ki;  amaç ve niyet farklı!..

Kardeşlerim! İnsan özgür bir varlıktır. Allah, insanları ontolojik olarak hür ve özgür yaratmıştır. Özgürlük, insan için olmazsa olmaz bir şart ve değerdir. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi insan; annesinin, babasının, cinsiyetinin, ırkının, renginin, milliyetinin, lisanının dışında her şeyini seçme hak ve hürriyetine sahiptir. Öylesine sahiptir ki; seçsin ve sorumlu olsun…

Bakınız kardeşlerim! İnsanı yaratan Allah, kendi dinini seçmede dahi insanoğlunu zorlamıyor. Ne diyor Allah; “lâ ikrâhe fiddîn (dinde zorlama yoktur!)” diyor. O’nun iradesine ‘saygı’ duyuyor, O’nu zorlamıyor. İnsanoğlunu seçimlerinde öylesine özgür bırakıyor ki; aynı zamanda seçtiklerinden de sorumlu olabilsin ve yanlış yaptığında da hesabını verebilsin diye. Onun için “akıl ve özgürlük”; insanlar için başat iki temel değerdir. Aklı olmayanın dini de yoktur, özgür olmadan seçilen dinin değeri de yoktur. Dolayısıyla, akıl ve özgürlük; inanmaktan, iman etmekten önce gelir. Böyle olsun ki; seçilen her şey anlamlı ve değerli olsun, seçeni de sorumlu kılsın…

Bu bakımdan bırakınız herkes dinini, dilini, kültürünü seçmede özgür ve serbest olsun. Kimse kimseyi zorlamasın. Zorla seçilen ya da seçtirilen şeylerin, hiçbir değeri ve geçerliliği olamaz! Zorla güzellik olmaz! Zorla yenen/yedirilen aş, ya karın ağrıtır ya da baş! Bireye zorlama yollarla kabul ettirilen her şey; dışsal olarak kabul edilmiş gibi gözükür ama içsel olarak reddedilir. Bu durum ilk fırsatta da açığa çıkar ve intikam almaya dönüşür. Onun için her şey uhûletle ve suhûletle yapılmalıdır.

Ancak; kötü ve art niyetlerle düşmanla işbirliği yaparak, bu güzel ülkemizi ve vatanımızı bölmek ve parçalamak isteyenlere de, tabii ki hep birlikte ‘dur’ diyeceğiz. Dünyanın neresinde olursa olsun, zaten hiçbir devlet de buna müsaade etmez, edemez…

Bakınız kardeşlerim! Hiçbir insan; ailesini, kavmini, vatanını, milletini, dinini, dilini, töresini, kültürünü sevmekten dolayı kınanamaz, ayıplanamaz, aşağılanamaz, dışlanamaz ve ötekileştirilemez. Bu bir insanlık suçudur. Kim bunu yapıyorsa; bilsin ki O, insanlık suçu işliyor demektir. Sevmek bir haktır, ötekileştirmek ise bir suçtur. Bu düstur herkes için, ama herkes için de geçerlidir…

 

27 Haziran 2020

İlhan AKAR

NOT: “Etnik Tuzaklar” konusu haftaya devam edecek…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.

01

Cengiz AKAR - Allah(cc) kalemine ,ruhuna ve sağlığına güç versin. Selamlar.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Temmuz 18:06