Elbistan İçin Yol Olunmuyorsa Yol Açılmalı…

Dulkadiroğlu Beyliği’ne başkentlik yapmış bir Elbistan, Osmanlı sarayına gelinler vermiş Elbistan,  kadim şehir Elbistan öyle mi? Elbistan dünyada içinden nehir geçen bilmem kaç şehirden birisiymiş. Türkiye’nin en büyük ovalarından birisiymiş, Besicilikte ülkede hatırı sayılır durumdaymış, verimli topraklar, şeker fabrikası, ayçiçeği…

Geçmişin –miş, –mış, ekli övünme cümleleriyle gün dövüp durmakla, toplumun büyüme ve gelişme hızını düşüren, hastalıklarıyla toplumu kemiren ve yok etmeye yüz tutan iblis kümelenmeleriyle mücadele etmeden geleceği kurgulamaya çalışmak herhalde ahmaklık olsa gerek.

Bu Elbistan’da bu kadar şey olmuş, bu kadar şeye tanıklık yapmış, coğrafi olarak bu kadar elverişli madem neden bir tane markamız yok, neden bir tane değerimiz yok. Beşikteki bebekten beri il olmayı dillendirdiğimiz bir topluluk olarak hangi markamız, hangi işletmemiz, hangi ülke çapında değerimiz, hangi ulusal veya uluslararası ticari değerimiz, hangi bir sosyal, kültürel veya sportif insan değerimiz var.

Elbistan ismi nereden gelir diye araştırdığımızda ilginç ilginç örnekler çıkar.

Arif Bilgin’in aşağıdaki makalesinde de belirttiği gibi Ablasta, Ablastayn, Ablastin, Ablistan, Eblistan, Albıstan, Alpsitan, Albostan vs.

http://www.elbistaninsesi.com/elbistan-ne-demek-makale,1387.html

Buradaki konumuz şehrin ismi veya isminin nereden geldiği değil, ismiyle birlikte tarihten hangi karakteristik özellikleri günümüze kadar taşıdığı, nasıl çeşitli insan şekilleriyle yoğrularak günümüze geldiği, süreç içerisinde insani ve toplumsal özelliklerini nasıl ve hangi yönlere dönüştürerek günümüz şehir ve insan kültürünün oluşup şekillendiğidir.

Şehir ismi tarihsel süreç içerisinde dilde söyleniş biçimlerinden dolayı Elbistan’a dönüşmüş. Dilci değilim, tarihçi de değilim. Dilde ismin şuradan gelmiş, buradan gelmiş veya tarihte şu olmuş, bu olmuş çokta önemli değil. Önemli olan şu anda ne olduğu, yarın ne olacağı ve şehrin gurur duyulacak tarihinden ders alarak, örnek alarak ve bu gurura layık şekilde ne kadar çalışarak, nereye geldiğimiz ve gelecek yıllarda nereye geleceğimizdir. Yöresel kullandığımız kelimelerle ismin bir de mizahi tanımı var. Belki de en çok bu isim üzerinde kafa yormak gerekiyor ki bu isim İblistan.

Şeytanlık, adam kandırma, çelme takma, devirme, düşürme, önünü kesme, ezme, iftira atma, yıldırma, bıktırma, çıldırtma, yok etme, göç ettirme, yalnızlaştırma, iflas ettirme, karalama, aldatma vb. ne varsa maşallah hepsi de var bu günümüzde. Kuluçkaya yatmış, yuva yapmış, eniğinden cücüğüne kadar, anacından acemisine kadar, her çeşit iblisimiz var şehrimizde.

Vizyon sahibi birisi var ve iyi bir iş yapmaya mı çalışıyor vur tepesine indir, ufku açık birisi var ve bu toplum için faydalı işler yapmaya mı kalkışıyor çullan hep birden üstüne yok et, birisi bir işletme kurup üç beş adama ekmek kapısı olmaya mı çalışıyor bütün fitneleri ile saldırsınlar ve daha işin başında adamı baktırsın, tiksindirsin ve yok etsinler.

Bu şehir uzun yıllardır, bazı iblis yuvalarının,  kötü niyetli kümelenmelerin, fitne, fesat ve dedikodu gruplarının yüzünden bir türlü kabuğunu kıramadı, bir türlü ayağa kalkamadı. Her alanda yuvalanmış, enine boyuna bir de yavrulayan anaç iblisler bu şehrin yakasından bir türlü düşmedi ve hatta bir de yavrularını alttan öyle bir yetiştiriyorlar ki neredeyse şehrin geleceğine ipotek koyuyorlar. Dar alanda belki çok zararları görülmeyebilir ama şehrin geneline baktığımız zaman nerede iyi bir insan var, nerede yatırım yapmak isteyen bir iş insanı var, nerede kafası çalışan, fikir üreten, iş üreten bir insan var ise allem kullem edip, bir şekilde ayağına çelme takıp, tepetaklak yuvarlayıp yok etmeyi başarıyorlar.

Kaderimse çekerim deyip kabullenmek, sinmek, kabuğuna çekilmek ve var olanın hepsini bu yuvalara teslim etmek mi? Yoksa bu şehirden kaçıp, gidip şahsi rahatını düşünmek mi? kurtuluş yolu. Yoksa toplum olarak her bir fert ile her alanda dimdik durup mücadele etmek, savaşmak ve kendi şahsi geleceğimizle, kendi kaderimizle beraber şehrimizin kaderini de değiştirip geleceğimizi inşa etmek mi? Daha önceki bir yazımda da iyilerin sesinin gür çıkması gerektiğini, iyilerin harekete geçmesi gerektiğini, iyilerin sessiz kalmaması gerektiğini, kötülere tavır ve tepki göstermeleri gerektiğini ayrıntılı olarak ifade etmiştim.

Alternatif göstermeden, yeni bir çözüm önerisi sunmadan haksız ve yok edici eleştiricilere, bütün çalışmalara ve çözümlemelere karşı duvar gibi duran, tüm çözümlemelerin dumura uğraması için var gücüyle kulis yapan, yapılan işlerin başarısız olması için, şehrin daha da geriye gidip gelişmemesi için, bu geri kalmışlık içerisinde de kendi rantını, kendi çıkarını, kendi çarkını toplum üzerinden sağlamak için var gücüyle çalışanlara karşı tüm toplumun ortak tepki ve ortak tavır göstermesi gerekiyor.

Herkesin; şehri için, bu şehrin geleceği için, bu şehrin geleceğinin içerisindeki kendi geleceği için, çocuklarının geleceği için sesini yükseltmesi gerekiyor. Fikirlerin desteklenmesi, üreticilerin desteklenmesi, yatırımcının desteklenmesi, iş için, üretim için, yatırım için, istihdam için; yol açanların, çırpınanların, uğraşanların tüm toplum tarafından maddi olarak, idari olarak ve elinden hiçbir şey gelmese dahi tüm şehir nüfusu tarafından manevi olarak, moral ve isteklendirme olarak her alanda, her ortamda desteklenmesi gerekiyor. Kırk yıldır bu şehrin üzerinden, bu memleketin insanları üzerinden para kazanıp kırk tane insana ekmek kapısı olamamış insanların artık devrinin bitmesi gerekiyor. Dört tane insanı kırk yıldır çalıştırıp beşe çıkaramayan insanların artık sözünün bitmesi gerekiyor.

Siyaset ve ticaret başta olmak üzere toplumu ve bütün şehir halkını etkileyen tüm alanlarda şehrin ve şehrin yüz elli bin nüfusunun önünde kaya gibi duran, şehrin kabuğunu kırmasına engel olan, şehir insanının kalkınmasını engelleyen, amiyane tabirle büyük çoğunluğu orta direk ve gariban şehir insanlarını emen, sömüren tüm insanların yoldan çekilmesi gerekiyor. Belediye başta olmak üzere devlet kurumları ve özel sektör kurumları ile sivil toplum kurumlarının şehrin geleceği için yeni işler, yeni fikirlerde ve yeni girişimlerde desteklenmesi önem arz ederken diğer taraftan yolun ortasında yıllardır kaya gibi duranların ve yolu kapatan kaba hafriyat misali yola kaynayanların da sökülüp kenara atılması en önemli önceliklerdendir.

Karakoç’un tabiriyle;

Sordum: 'memleketin neresi gardaş?'
'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

En ücra mahallemizden(Köy), en müreffeh merkezimize kadar şehrin üstüne karabulut gibi çökmüş insanların, şehir için çığır açamamış, şehir için fedakârlık yapamamış, şehir için şahsi çıkarlarından vazgeçememiş ve tüm bunlara rağmen şehri kendisine muhtaç gören, kendisini şehir için sulu nimet olarak gören, kendisi olmayınca şehrin batacağını zanneden, göğün üst katlarında gezip dolaşıp bir garibanın sofrasında oturmuşluğu bulunmayan, nüfusun çok küçük bir azınlığını temsil ettiği halde şehir halkının büyük çoğunluğu üzerinde tahakküm kurup hükümranlık sürmeye çalışan, yatırıma ve istihdama gücü olduğu halde parasını yastık altında saklayan, bankalarda kuluçkaya yatıran insanların üzerinde bütün toplumun, fakirin, garibin, işsizin, düşkünün, yoksulun ve yoksunun ağır vebali vardır. Devri geçmiş, sözü bitmiş, enerjisi olmayan, kırk yıldır kılını kıpırdatmayan, verimi olmayan, işe yaramayan, sadece çenesi ve fitnesi çalışan ayrık otlarının artık bu tarladan temizlenmesi gerekiyor. Ya yol açın, ya da yolu açın. Ya bu toplumu ve şehri sırtlanıp daha ileriye taşıyın, ya da bu milletin sırtından düşün.

Herkesin bulunduğu konum, gücü, mesleği nispetinde harekete geçmesi, üretime, yatırıma, istihdama yönelmesi ve bu toplumun, bu şehrin kabuğunu kırması için elinden geleni harekete dönüştürülmesi gerekiyor. İstihdama omuz verenlerin desteklenmesi gerekiyor.

Fikri olanın fikri ile, parası olanın parasıyla, küçük olanın gücüyle hep birlikte bir sinerji oluşturması ve tren vagonları gibi birbirine tutunup birbirini çekerek büyüyüp kalkınması gerekiyor. Birbirine çelme takarak, iş yapmaya çalışanın önünü keserek, yatırımcıyı ürkütüp, korkutup kaçırarak, müteşebbislere yapışıp kanını emmeye çalışarak, yeni bir fikri olanların, yeni şeyler söyleyenlerin ağzını kapatmaya çalışarak varacağımız yer ancak Dulkadiroğlu Beyliği zamanındaki çadırlar olur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mikail Şahin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.