KAPIKÖSÜNE; BİR AT, BİR DE TABANCA VERİLDİKTEN SONRA ANCAK ALINABİLEN BİR GELİN GETİRME HİKÂYESİ

Çoğu bilmekte, bilmeyenler de bilsin diye yineliyorum; bizim UN SANDIĞI, ilginç, enteresan hikâyelerin harman olduğu bir sandık. Kültür yüklü adeta. Örneğin, UN SANDIĞI HİKÂYESİ; Amerika-TEXSAS ÜNİVERSİTESİ. KÜTÜPHANESİ SİTESİNDE KAYITLI; 2003 YILINDAN BERİ OKUNMAKTADIR.

UN SANDIĞI HİKÂYESİNİN bir benzeri geldi masamıza. Yakın dostumuz Yusuf KOZANOĞLU'nun muhterem annesinden dinlediği gelin alma hikâyesini uzunca dinledim. UN SANDIĞI hikâyesi gibi, ileri de film olmaya aday bu ilginç hikâye 2020 yılı sonlarına doğru yayımlamaya hazırlanmakta olan 8 ciltte yer alacak gelin alma hikâyesini, gazetemiz ELBİSTANIN SESİ’nde de yayımlanmasını uygun bulduk, başlıyoruz:

Elbistan’ın Kuzey kesimi- Gürün ilçesinin güney kesimi Çiçekdağı iki kardeş ilçenin sınırıdır. Ovada, Armutsuyu, (Höplek-Körpınar, Akkaya) Kalaycık (Tekepınarı), Karamağara, Keçemağara, Horhor, Çevirme, Beyyurdu, (Köpören)Yapılı, Köşk, Körücek, Elmalı, Uzunpınar, (Sarıçiçek) ve Alkayaoğlu köy ve mezraları bölgesi nerden geldiğine değineceğiz.

Bu ovaya “SULTAN KORUSU”adı nerden verilmiş?. Önce, bu ovaya verilen adın nerden geldiğine değineceğiz:

Tarih Osmanlı dönemi sonlarına doğru gelen yıllar. Hatay bölgesinin ağası Mürseloğlu beyinin kızıSultan Hanım; yazdönemi gelince, koyun sürüleri, develeri, çobanları ve hizmetkârlarıyla yaylamak için sözü geçen ovaya ilkbaharda gelir, KÖŞK, ya da BEYYURDU'ndaki konağına yerleşir-yaylar, güz dönemi gelince de döner. Bu sebepten bu ova; “SULTAN KORUSU”diye adlandırılmıştır.(Kaynak; yaşlılardan edindiğim bilgiler)

 

GELELİM GELİN ALMA HİKÂYESİNE:

Yıl 1950’ler. O dönemlerde her bölgenin bir ağası var. Sultan Korusu bölgesinin ağası da ELMALI köyünde ikamet eder Mehmet Efendidir. Mehmet Ağa, evlenme çağına gelen oğlu Ramazan’a kız aramaktadır. Sorup araştırmaya başlamıştır.

Bu arada evine gelen misafiri ağırlarken kız aramakta olduğu sözü açılır. Durumu can kulağı ile dinleyen, Gürün ilçesinin Börklü köyünde Süleyman Ağa’nın çobanlığını yapan Darendeli Mustafa; izin isteyerek söze karışır;“Gürün’ün Börklü köyünde çobanlığını yaptığım Süleyman Ağa’nın bir kızı var. Adı da Emine. Gidip görülürse beğeneceğinizi sanırım” der.

Çoban Mustafa’dan aldığı haberi derhal değerlendirmeye alır. Mehmet Ağa. Akşam ailece meşveret yapmaları sonucu gidip kızı görmeye karar verirler. Ertesi gün eşi hanımefendiyi, damat adayı oğlu Ramazan’ı ve büyük oğlu Ali ile birlikte atlara binerek yola çıkarlar. Hedef Gürün’ün Börklü köyü. Akşam olmak üzereyken Süleyman ağanın kapısını çalıp “Misafir kabul eder misiniz? derler.

Zaten her gün misafiri eksik olmayan Süleyman Ağa; “buyurunuz, misafir Tanrı misafiri” demesinin ardından odaya geçerler. Hoş geldiniz ve merhaba faslında, aile tarafı da yemek hazırlığındadır.

Süleyman Ağa, cin fikirli akıllı biri. "Bu adam, eşiyle geldiğine göre, evde kalmış kızı Emine’ye dünürcü geldiklerini anlar. Hemen öteki odaya geçip eşine;“bunlar kızımız Emine’ye talip, sen ne dersin? sözüne eşi sen uygun görürsen tamam der.

Tabiî, kızı Emine’nin de görüşünü sorar? o da baba sen uygun görürsen ben ne diyebilirim ki der.

Eşine tekrar döner; "Hanım, hanım, beni iyi dinle. Biliyorsun kızımız evde kalmışlardan... Kızımız Emine kahveyi getirirse, beğenmeyebilirler. Gelinimiz çok güzel. Kızımız yerine kahveyi elinimiz getirsin. Nişan takılması da gelinimize takılsın. Düğün sonu kızımız Emineyi ata bindirip uğurlarız.

Eşi hanımefendi; "Herif, bu kurgun, bu düzenbazlığın patlak verir açığa çıkarsa ayıp olmaz mı? Yine de sen bilirsin" der. O vakitten sonrasını bana bırakın. Çala çala bir havaya döner der.

Süleyman Ağanın kurgusu çerçevesinde misafirlere hizmet başlamıştır. Akşam sofrası açılmış, yemek yenilmiş, dinlenme faslı başlamış, karşı tarafta giydirilip süslenen gelin hanım, kızı Emine yerine, planlandığı şekilde hizmete hazırlanmıştır.

Dünürcü gelen misafirlere, pişrilen kahveyi, talip olunan kızın getirmesi değişmez kuraldır. Süleyman Ağa'nın planladığı şekilde pişirilen kahveyi,   Emine’nin yerine gelin hanım getirmiştir. Mehmet Ağa, eşi hanımefendi, ve büyük oğlu Ali sözde kıza iyice bakarlar. Damat adayı Ramazan ise utancından eğdiği başını kaldırıp da kızın yüzüne bakmaz. Gelin hanım da oldukça güzel.               Biraz  sonra Süleyman Ağa misafirleri baş başa bırakıp karşı tarafa geçer. Mehmet Ağa eşine, büyük oğluna sorar, nasıl beğendiniz mi der. Onlar da çok güzel, beğendik derler. Sıra damat adayı oğlu Ramazan’a gelir; oğlum beğendin mi? diye sorar. Cevap; anne, babam ve ağabeyim; sizler beğendiyseniz, ben de beğendim. Çünkü ben utancımdan başımı kaldırıp yüzüne bakamadım der.

Biraz sonra Süleyman Ağa odaya döner. Tatlı bir sohbet başlar. Yatsılık çerezi de gelmiştir. Biraz sonra, Mehmet Ağa; Süleyman Ağa’ya, niçin geldiniz? demiyorsun sorusuna, Süleyman Ağa; misafire niye geldiniz denmez, buyurun der.

ALLAH’IN emri, Peygamberimiz Hazreti Muhammed(sav)in kavli, İmam-ı Âzam Efendimizin içtihadı üzere kızınız Emine’ye; oğlum Ramazan’a helallığa istemeye geldik, ne buyurursunuz? demesi üzerine, sözde ailemle bir meşveret yapayım deyip izin isteyerek öteki odaya geçer. Zaten, organize daha önce yapıldığı için sorun yok.

Süleyman Ağa biraz sonra odaya döner. Döşeğe oturup halı yastığa sırtını verdikten sonra; "Ailece meşveret yaptık. Biz de kızımız Emine’yi ALLAH’ın emriyle verdik. Her iki başlı ALLAH hayırlı eylesin" der. Birinci etap tamamlanmıştır. Ertesi sabah hoşça kalınız deyip eve dönerler.

Sıra nişan takılmasına gelmiştir. Tabii bunun için hazırlık lazım. Biraz giysi, bir altın yüzük ve altın küpe alınmış hazırlık son safhaya gelmiştir.

Binilecek atlar çekilmiş, Mehmet Ağa, eşi, yine büyük oğlu Ali ve bir kaç da akraba ile sabah erkenden Börklü köyü yoluna revan olmuşlardır.

Mesafe uzak olduğu için akşama yakın varabilmişler, Süleyman Ağanın kapısını çalmışlardır. Kızına nişan takmak için geldiklerinin bilincindedir Süleyman Ağa.“Buyurun, hoş geldiniz ” demiş odaya geçmişlerdir dünürcü misafirler.

Akşam namazı kılınmış, ardından sofra kurulmuş, yemek yenmiş, ikram edilen kahve içilmiş, vakit gelmiş, yatsı namazı da kılınmış, tatlı sohbet tekrar başlamıştır.

Önceki gelişte: ALLAH (c.c)’ın emri, Peygamberimizin kavli, İmam-ı Âzam Efendimizin içtihadı üzere kızına talip olunma işlemi uygulandığı için yenilenmesine gerek yok. Zaten, İslam Dininde bu istek farz, daha sonraki nikâh kıyılması sünnettir. Her iki aile kıza nişan takılma işlemine başlamışlardır.

Sözde kıza nişan takmak için hazırlığa başlanır. Süleyman Ağa’nın kurduğu tuzak geçerliliğini korumaktadır. Ağanın Evde kalmış kızı, yine öteki odaya saklandırılır. Ağanın gelini; kızı yerine giydirilmiş, süslenmiş, nişan takılması için huzura gelmiştir.

Altın yüzük parmağına, altın küpe de kulağına hayırlı olsun denilerek takılmış, damat tarafından getirilen lokumlar ikram edilmiş, şerbetin de içilmesiyle nişan takılma faslı sona ermiş, sözde gelinlik, Mehmet Ağa, eşi ve diğerlerinin elini öpüp öteki odaya geçmiştir.

Akrabalık kurulunca damat tarafının bir gece daha misafir kalmaları teklif edilmiştir. Onlar da kırmayıp peki derler. Ağırlanırlar, ertesi sabah uğurlanırlar. Tabiî ki, kızın babası Süleyman Ağa’nın; gelinini gösterip kızını verdiğinden; oğlan tarafının haberi yoktur. Mehmet Ağa, eşi ve ekibi sevinerek köyleri ELMALI’ya dönerler. Böylesi hayır işlerde, konu komşuların hayırlı olsun dileğinde bulunulması örf ve âdettendir. Eş, dost, akraba ve komşular akın akın hayırlı olsuna gelirler.

Kural ve âdetten olduğu halde Ramazan; bir yaz boyu işlerinin çokluğundan nişanlı görmeye gidememiştir. Oğlan tarafı, kız tarafına gider, gelin alacağı günü söyler, kız tarafı kabul demesi üzerine tarih belirlenir düğün hazırlığına başlanır.

Mehmet Ağa; “düğün bir hafta sürecek, 40 adet kısır koyun kesilecek ” emrini verir. Derken davul- zurna ile düğün şenliği başlamıştır. Halaylar çekilmekte, türküler, maniler söylenmekte, tura oyunu, yüzük oyunu oynanmakta ve güreş tutulmaktadır. Hele şakalaşmalar kırıla gitmektedir. Haftanın günlerine bölünerek 40 koyun sırayla kesilerek her gün yemek yapılır davetlilere.

Elbette ki çevre komşu köylerin ileri gelenleri başta, oldukça kalabalık halk topluluğu şenliğe şenlik katmaktadırlar. İmrenecek bir düğün.

Tüm hazırlıklar tamam. Ertesi gün gelin almaya gidilecektir Börklü köyüne.  Sabah olmuş, düğün alayı sıralanmış, seğmenler atlarına binmiş silahlar sıkılarak yola revan olmuşlardır. Börklü köyüne silahlar sıkarak girmişler, kız tarafı da silahlar sıkarak düğün alayını karşılamışlardır. Misafirlerin çoğu kız babası Süleyman Ağanın odasına, diğerlerini de komşular evlerine paylaşarak misafir alınmışlardır.

Süleyman Ağanın verdiği talimat gereği 20 kısır koyun günlere bölünüp kestirilerek kızı Elif’in düğününe gelenleri bir hafta boyu ağırlamışlardır.    Ayrıca, Mehmet Ağanın düğününe katılan seğmenler de kıral gibi ağırlanmışlar,  sabah olmuş, kahvaltısının ardından, misafirlere kahve sunulması da ihmal edilmemiştir. Onlar kahvelerini içe, sohbete başlayadursunlar.

Kadınlar tarafında gelinliğin eline kına yakma hazırlığı devam etmektedir. Gelinlik duvağı ile beklerken, her iki tarafın kadın ve kızları odada oynayarak düğünü şenlendirmektedirler. Derken kına yakma vakti gelmiş, kayınvalide, görümce gelinliğe kına yakmaya başlayacakları sırada; kayın valide gelinliğin duvağını açıp yüzüne bakar ki; daha önce, nişan sırasında kulağına küpe,  parmağına yüzük

takarken gördüğü kız değil. Kayın valide kına yakmaktan vaz geçip dışarı çıkar; “Mehmet Ağa’yı çağırın buraya gelsin”der.

Gelen MehmetAğa;“Hanım buyur.Beni çağırmışsın. Hayrola, bir şey mi var?”diye sorusuna;“Heriiif herif, gelinliğin eline kına yakarken, duvağı kaldırdım, yüzünü görünce, bize kahve ikram eden, daha sonra kulağına küpe, parmağına bizzat nişan yüzüğü taktığım kız değil. Kına yakmaktan vaz geçtim.  Bu işte bir oyun, bir dümen var. Ben bu kızı almam. Sen ne dersin bilmem.” der.

Ancak, kayın valideden sonra, görümce kınayı yakmıştır. Kayın valide, telaş ve şaşkınlık içindeyken,; "Bu adamın gelini var mı onu bir araştırayım" der ve de uygulamaya başlar: kız tarafı kadınlarının kümelendiği yere yaklaşıp, Süleyman Ağanın gelini var mı diye sorusuna "Evet, var" cevabını alır. Olacak ya, o anda nişan taktığı ağanın gelinini görür.

Yumar gözünü, açar ağzını: “Ahaaa, aha, oğlum için nişan taktığım kız işte buuu!.. Anlaşıldııı!...Ağa bize tuzak kurmuuuş.”diyerek basar çığlığı: Süleyman Ağa, gelinini bize "Kızım diye takdim etmiiiş." Nişan yüzük ve küpeyi ona taktık. Şimdi kızını bize gelin ediyoor!..“Duyuuun!.. Börklü köyü halkı duyuuun!. Düğünümüze gelen davetliler, seğmenler; gelinini  bize "kızım" diye göstermiş, evde kalmış kızını  şimdi bize gelin ediyoor, Süleyman Ağaaaa!...”

Diyerekten bağırmasını tekrarlayan kayın valide,“Ben bu gelini almam da almaaam!.”diye bastığı çığlıktan ortalığı velveleye, diğer deyimle çamı hoşafa döndürür. Ortalığı karıştırdıkça karıştırır, nihayet yorulup susar.

Mehmet Ağa ve grubu toplanır. Uzunca bir meşveret yaptıktan sonra; EMİNE kızı almaya karar verirler.

Gelelim kız tarafının durumuna; Evde kalmış kızlarının bir şekilde gelin edilmesinden memnuniyet duyacaklarken, tam aksi; kızın kardeşi kapıyı kösler. “Aç yavrum 50 lira verelim. Olmadı, 100 lira verelim. Cevap; “Hayııır. Olmaaz. -Peki ne istiyorsun?

-Cevap: "-Bir at, bir de tabanca."

 -Olacak işmi? bu nasıl bir istek? Bir kapı kösü'ne; bir at, bir tabanca istendiği nerde görülmüş? Kapı arkasından gelen aynı ses ve aynı istek:

-Bir tabanca, bir de at vermezseniz, kesinlikle kapıyı açmaam!...

Tam bir çatal kazık. Çak, yere çakabilirsen...Ve bu kargaşalık gece yarısına kadar devam eder.

Mehmet Ağanın grubu yaptıkları meşverel çerçevesinde,“Allah  yazdıysa  biz  ne diyelim?” deyip gelini ata bindirecekler; kızın kardeşi köslediği kapıyı açmıyor ve yineliyor; “Bir at, bir de tabanca verirseniz kapıyı açarım...”

Bu kargaşalık sırasında, ara görmede, küsülüleri barıştırması ile de tanınan ve de düğüne seğmen olarak katılan, Gürün ilçesi Celiken köyünde mevcut Jandarma Karakolunda 3 yıl Jandarma Komutanlığı yapması dolayısıyla da o bölgenin ağalarını ve muhtarlarını tanıyan; Beyyurdu köyü ağalarından Hamit Kozanoğlu’na durumu bildirirler.

Akabinde gelen Hamit Ağa; Süleyman Ağayı, Celiken Jandarma Komutanlığı yaptığı dönemden tanır. Börklü köyü ve çevresi köylerin ağasıdır. Gelin olacak Elif kızın da babası.

Süleyman Ağanın koltuğuna girip; “Misafir odanıza çıkalım, seninle biraz konuşmam lazım” demesine: "Hay hay, buyurunuz" der.

Hamit Ağa; “Oğlun kapı kösü olarak bir "TABANCA, bir de AT" istermiş. Aha tabanca. At da yarın gelecek. Ben kefilim."Demir tavında dövülür" Pişmiş aşa su katılmasın. Talimat ver, oğlun kapıyı açsın" der.

Hamit Kozanoğlu kırılacak adam değil. Gereken emir verilmiş, kargaşalığa dönüşen iş hoş görüye bağlanmış, kapı açılmış, kız ata bindirilmiştir. Çünkü istenen tabanca verilmiş, atın gönderilmesine de Hamit Ağa kefil olmuştur.

Bu kere de, gelinin kayın validesi homurdanmasından öte sesini yükselterek başlar yine bağırıp çığırmaya:

“Gelinini gösterip de kızını verdiii. Bu Ağa nasıl ağaymış. Bu nasıl iş? Bu neyin nesi de başımıza geldi. Bunun dünyada örneği görülmüş mü? Duyan duymayana duyursuuun!..”Diye söylenerek Börklü köyünden ayrılırlar.

Akşama yakın damadın köyü olan Elmalı’ya yaklaşırlarken, silahlar sıkılarak karşılanırlar. Ancaaak; Kaynana ve kayınpederin “suratından düşen bin parça oluyor” misali yüzleri zehir satmaktadır.

Tabiî, ilginç durum köye yayılır:“Börklü köyünün ağası Süleyman Efendi, evde kalmış kızını saklamış, gelinini kızı diye öne sürmüş, kahveyi gelini getirmiş, nişan yüzüğü ve altın küpe; kızı diye gelinine takılmış, kına yakılırken duvağı kaldırıp yüzüne bakınca kayın validesi tanımış ve uygulanan düzenbazlığını meydana çıkartmış Sübeymen Eğenın...

Gelini, damat Ramazan kapıda karşılar. Durumu o anda öğrenir. Oldukça edepli, terbiyeli ve pişkin olan damat;“kaderimde bu varmış der ve ekler: buna yazı-kader derler” deyip gelini kabul eder. Davul ve zurnacı çalarak başta damat, diğer yakın ve akrabalarını çapalamasıyla davul-zurna sesi kesilir, serüvenli şekilde düğün merasimi de sona ermiş olur.

Damat Ramazan’ın babası Mehmet Ağa, Hamit Kozanoğlu'nun kefil olduğu atı aynı gece temin ve de teslim etmiştir. Hamit Ağa derhal atın ayarını vurdurur, gemini taktırarak hazırlatmasının ardından, Darendeli Çoban Mustafa’yı çağırın der. Mustafa huzurdadır.

Buyurun Ağam, beni çağırmışsınız der. Oğlum Mustafa; bu ata bineceksin, Doğru Börklü köyüne gidecek, Süleyman Ağa’ya atı teslim edeceksin der. Çoban Mustafa, emrin başım üstüne deyip yola çıkar.

Akşama yakın Börklü köyüne varan Çoban Mustafa atı Süleyman Ağaya teslim eder. Vakit akşam olduğu için Süleyman Ağa’nın misafiri olan Çoban Mustafa’nın ertesi gün sabah kahvaltısından sonra hazırlanan azığı da alarak yaya ELMALI’ya döner.  Süleyman Ağa’ya atı teslim ettiğine dair tekmil vermesiyle macera dolu, dünyada belki de eşine kastlanmayan gelin alma olayı da sona ermiş olur.

www.unsandigi.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Göçer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.