DÎNÎ, İDEOLOJİK VE ETNİK TUZAKLAR – 2

Geçen haftaki yazımızda; makalenin başlığını ihtiva eden bütünden, “Dînî Tuzaklar” kısmını ele alıp incelemiş ve analiz etmiştik. Bu haftaki yazımızda da “ideolojik tuzaklar” üzerinde duracağız ve konunun bu boyutunu irdelemeye ve analiz etmeye çalışacağız.

İdeolojik Tuzaklar:

Aslında “ide”; fikirdir, düşüncedir. “-oloji” ise bilimdir. O zaman “ideoloji”; etimolojik olarak “fikir, düşünce bilimi” demektir. Epistemolojik olarak ise; siyasî, felsefî, sosyolojik, psikolojik, ekonomik; hatta dînî arka plânı olan, adı geçen bu bilim dallarından yararlanarak; bir toplumdaki kurulu düzeni kökten değiştirmek ya da var olan düzenin devamlılığını sağlamak için, insanları ve kitleleri/sosyal sınıfları etkileyerek bir amaç uğruna yönlendirmek maksadıyla ihdas edilmiş olan, siyasi ve sosyal düşünce ve fikirlerin tamamıdır. Başka bir ifade ile; doktriner disiplinleri içine alan bir öğretiler manzumesidir.

İdeoloji kavramı, tarihte ilk defa 18. Yüzyılın sonralarına doğru kullanılmaya başlanılan bir kavramdır. Ama asıl sistematiğini özellikle 19. Yüzyılın ortalarından sonra ve 20. Yüzyılın ilk yarısından itibaren realize etmeye başlamıştır. Oluşturulan ve geliştirilen ideolojiler; bu yüzyıllarda insanları, toplumları ve devletleri önemli ölçüde ve yaygın bir biçimde etkilediler ve nice toplumsal olayların ve iç savaşların yaşanmasına sebep oldular.

İdeolojiler; zaman içinde evrilip “-izm”lere dönüşünce, zâten doğasında var olan “lâ yus’el”lik (sorgulanamamazlık/eleştirilememezlik) hepten dogmatizme, fanatizme ve taassuba dönüştü. Örneğin; Komünizm, Faşizm, Materyalizm, Kapitalizm, Rasyonalizm, Pozitivizm, Teoizm vs.

Yine zaman içinde bu “-izm”lerin dogmatik ve fanatik sempatizanları ve taraftarları oluştu. Artık bu sempatizan ve taraftarlar; bir takım ajitasyon ve propaganda teknikleriyle öylesine etki ve baskı altına alınıyor, onlara öylesine beyin yıkama metodları uygulanıyordu ki;  neredeyse bu sempatizan ve taraftarlar, ideolojilerine ve “-izm”lerine bir dinden daha fazla değer veriyor ve liderlerine de neredeyse “Tanrı” gibi tapınıyorlardı. Lider, doktrin ve örgüt (parti); sorgulanamaz ve eleştirilemezdi. Mensuplarından ideolojik olarak; mutlak itaat ve biat beklenirdi. Sorgulayanlar, eleştirenler, itaat ve biat etmeyenler ise; bir şekilde usulüne uygun olarak cezalandırılırdı.

Kitleleri, gençleri tahrik etmede, harekete geçirmede, motive etmede “sloganlar” ve “marşlar”; bu ideolojilerin ve “-izm”lerin olmazsa olmaz enstrümanlarıydı. Slogan atan ve marşlar söyleyen gençler; bu slogan ve marşların etkisiyle kendilerinden geçerlerdi. Mantıklı düşünmek devre dışı kalır, duygular pik (zirve) yapardı. Gençler artık kurulmuş bir saatli bomba gibiydiler. İdeolojik grupların liderleri yeter ki; “-vurun faşiste”, “-vurun komüniste” demiş olsun; artık gençler gözü dönmüş bir şekilde hasmına şuursuzca saldırır, onu ancak Allah’tan başka kimse ellerinden kurtaramazdı.

Dînî konularda olduğu gibi ideolojik konularda da durum hemen hemen aynıdır. İdeolojik olarak kitleleri sevk ve idare etmek te bir hayli kolaydır. Çünkü duygular ön plândadır. Hele de söz konusu kitle gençlik olunca ve bu gençlerin önüne de idealize edilmiş yakın ve uzak bir takım ideolojik hedefler konulunca (isterse bu hedefler ütopik olsun); gençleri yönetmek ve yönlendirmek hepten kolaylaşır.

Özellikle belirli dönemlerde yoğun bir şekilde dünyayı kasıp kavuran, hâlâ da etkileri ve yansımaları bir şekilde devam eden “-izm”leşmiş bu ideolojiler yüzünden insanlık; nice acılara, hicranlara, gözyaşlarına ve ölümlere düçar oldu. Nice toplumsal çatışmalara, nice iç savaşların yaşanmasına, nice ülkelerin bölünüp parçalanmasına sebep oldu.

Ülkemiz; dünyada yaşanan, dünyayı kasıp kavuran bu ideolojik olaylardan tabii ki nasibini alacaktı (!) (aklını kullanmaz ise…), aldı da… Günümüzde belirli yaşlarda olanlar çok iyi hatırlarlar: Yakın tarihimizde, neredeyse ülkemizin tamamında, özellikle ‘özelliği’ olan belli şehirlerimizde yıllarca nice ideolojik çatışmalar yaşandı, nice toplumsal olaylar oldu, nice kardeş kanı döküldü. Nice acılar, hicranlar yaşandı, nice ocaklar söndü, nice hayatlar yok oldu. Mahalleler, semtler, okullar bölündü. Aylarca okullar, üniversiteler kapandı. Dersler yapılamaz oldu. Zâten özellikle üniversiteler; ideolojik grupların aylarca, yıllarca işgâli altında idi. Kurtarılmış bölgeler ihdas edildi. Devletin memurları, öğretmenleri, polisleri bölündü. Ekonomi battı, çöktü. Birçok temel ihtiyaç maddeleri bulunamaz oldu. Kuyruklar hiç bitmez oldu. Ülkede siyasi istikrar kalmadı. Üç ayda, altı ayda hükümetler kurulur, hükümetler yıkılır oldu.

Peki sonra ne oldu? Zinde güçler (silahlı kuvvetler) bir düdük çaldı. “Marş marş, herkes yerine!”,  dedi. Bir gün öncesinde ideolojik çatışmalarda günde ortalama yirmi genç ölürken; bir anda ortalık süt liman oldu (!)... Ve ötelerden, Okyanus ötelerinden (Amerika) aynı gece “The White House (Beyaz Saray)”dan bir ses yankılandı; “-Bizim çocuklar Türkiye’de darbe yaptı!”…

Sonra?

Sonra; Anayasa askıya alındı, Meclis kapatıldı, Hükümet lağvedildi, tüm siyasi partiler kapatıldı, liderleri tutuklandı, ülkede sıkıyönetim ilân edildi. Genelkurmay başkanı (Kenan Evren) başta olmak üzere kuvvet komutanlarından oluşan “beşli askeri konsey” ihdas edildi ve ülkeyi bunlar yönetir oldular. Ayrıca zaman içinde kurulan hükümetin başbakanı ve bazı bakanlar da general kökenli idiler. Neredeyse bir gecede; ideolojik gerekçelerle yıllarca birbirlerini yiyen ideolojik örgütlerin lider ve önde gelen binlerce mensubunu, sağcı demeden – solcu demeden, Allah yarattı demeden, tabiri caizse “armut” gibi toplayarak; zindanlara attılar, insanlık dışı işkenceler yaptılar ve kimilerini de hayatlarının baharında genç yaşta darağacında astılar. Asarlarken  “adâlet” anlayışları da şöyleydi: “-Adâleti sağlamak için bir sağdan, bir de soldan astık!..” (Kenan Evren’in hatıralarından)…

Peki, şimdi herkese soruyorum? Sağcı - Solcu; Türk - Kürt; Alevi - Sünni; Dinli - Dinsiz ayırımı yapmadan herkese soruyorum? Nasıl buldunuz? Kenan Evren’in “adâlet” anlayışını nasıl buldunuz? Olanlardan ve onların yaptıklarından memnun kaldınız mı? Sonuçları sizi tatmin etti mi? Eşitlik istiyordunuz ya; alın size eşitlik işte!.. İşkencede, zulümde, idamda eşitlik!..

Kimi zaman sosyal medyada, köşe yazılarında romantik, lirik güzellemeler yapılıyor. “Biz 68 kuşağı şöyleydik, biz 78 kuşağı böyleydik” diye!.. Bakın kardeşlerim; romantizm, lirizm, san’atta; yani romanda, şiirde, resimde, müzikte, edebiyatta olur. Pastoral bir zemini vardır. Ancak gerçek hayat; roman da değildir, şiir de değildir, resim, müzik, hikâye ve edebiyat ta değildir. Gerçek hayat acımazsızdır ve yapılan hatayı da asla affetmez!..

1980 yılında yapılan askeri darbe öncesi, bu ülkede hayatının baharında beş binden fazla genç, ideolojik olaylardan dolayı öldü. Bir o kadarı da sakat kaldı. Kazandıkları üniversitelerde okuyamadılar. Ailelerine, ocaklarına ateş düştü. Bazıları evli idi; eşleri dul, çocukları yetim kaldı. Şimdi siz 68 kuşağı, 78 kuşağı diyerek neyi kutsuyorsunuz Allah’ınızın aşkına!.. Hiç ölümler, acılar, yapılan hatalar kutsanır mı?!.. Olsa olsa ibret alınır, ders çıkarılır  ve bir daha yapmamak üzere tövbe edilir.

Hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız? Hâlâ bir birlerinizin farklı görüş, düşünce, din, dil, etnik yapı ve yaşam biçimlerinize saygı duymayacak mısınız? Hâlâ fırsat bulsanız bir birlerinizin gözünü oyacaksınız değil mi? Hâlâ akıllanmayacak, uslanmayacaksınız değil mi? Hâlâ bir takım iç ve dış şer odaklarının provokasyonlarına, oyunlarına, ideolojik tuzaklarına açıksınız değil mi? Hâlâ bu tuzaklara düşmek için bilerek ya da bilmeyerek bir birlerinizle yarışıyorsunuz değil mi? Hâlâ birilerine karşı aklınız ve kalbiniz kin ve nefret dolu değil mi? Hâlâ farklılıklara tahammül edebilmeyi öğrenemediniz değil mi? Çağdaşlığı, modernliği, medeniliği hiç kimse, kimseye bırakmıyor ama, bu Ortadoğu Coğrafyası ve bu Ortadoğu Toplumları fiiliyattaki bedeviliklerini, kabalıklarını, tahammülsüzlüklerini ne zaman terketip de gerçek mânada medenileşecekler? Öyle şehirlerde, metropollerde yaşamakla, sözde ben medeniyim, çağdaşım demekle; insan ne medeni olabiliyor, ne de çağdaş olabiliyor. Bunları içselleştirmediğiniz, hücrelerinize yedirmediğiniz ve davranışlarınıza yansıtmadığınız müddetçe; hepsi lâfta kalıyor. Dilinizden özgürlük sloganları, ağzınızdan adâlet talepleri hiç eksik olmuyor ama, başkalarına gelince özgürlüğün de, adâletin de zerresini tattırmıyorsunuz. Moda bir tâbir olarak ağzınızdan empatiyi hiç düşürmüyorsunuz ama, farklılıklara karşı da hiç te empatik ve  sempatik davranmıyorsunuz. Böyle insanların bu sıfatlarına  ne denilir, artık bunun adını da varın siz koyun…

Neyse sevgili okurlarım, bağışlayın. Ülkem adına, bu güzel ülkemdeki güzel insanlar adına; yukarıda bahsettiğim gibi, yakın tarihimizde yaşanan bu hicran ve hüzün verici hâdiselerin bir daha yaşanmaması, tekerrür etmemesi, kardeşliğimizin bozulmaması, sizin de üzülmemeniz için; sizlere iyi niyetle, samimiyetle  biraz sitem ettim. İnsan sevdiğine, dostuna sitem edermiş değil mi? Hani denilir ya; “tarih tekerrürden ibarettir, hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?” diyerek tarihi tarif ederler. Onun için benim hatırlatmalarım; salt bu minvâl üzeredir, vesselâm…

06 Haziran 2020

İlhan AKAR

NOT: “İdeolojik Tuzaklar” konusu haftaya devam edecek…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.

01

Cengiz Akar -

Sevgili Ağabeyim;

Kıymetli yazılarınızı zevkle okuyorum.

Odönemleri yaşayan biri olarak ne kadar bizleri şuursuzca Kullanmaya ve aldatmaya meçbur bıraktılarki kurtul kurtulabilirseniz.çok şükür az hasarla atlattık.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 10 Haziran 16:30