DİNÎ, İDEOLOJİK VE ETNİK TUZAKLAR - 1

Tarihin her döneminde olduğu ve her toplumda görüldüğü gibi, bizim uzak ve yakın tarihimiz ve toplumumuzda da çeşitli biçimlerde dinî, ideolojik ve etnik tuzaklar her zaman olmuştur ve görülmüştür. Devletimize, milletimize, vatanımıza, birlik ve beraberliğimize; istiklâl, istikbâl, hürriyet ve bağımsızlığımıza göz dikmiş olan bir takım şer odaklarının, zaman zaman kurmuş olduğu tuzaklar; toplumumuzda maalesef kapanması, rehabilite edilmesi hiç te kolay olmayan nice acıların, hicranların yaşanmasına ve nice gözyaşlarının dökülmesine sebep olmuştur.

İşte bu makalede; bizi, toplumumuzu son derece üzen, ayrışmamıza ve kutuplaşmamıza sebep olan ve dahi geleceğimize kasteden dinî, ideolojik ve etnik tuzakları, bu tuzakların arka plânında yatan sebepleri, İzmir’de yaşanan şu son olayları  (Ramazan ayında okunan selâlar dolayısıyla minarelere sızma, merkezi ses sistemini ele geçirerek siyasi ve ideolojik propaganda yapma girişimi) ve Adana’da yaşanan olayları da (yine Ramazan ayında dinî orijinli bir vakfın önderliğinde cereyan eden namaz kılma olayı) dikkate alarak sırasıyla irdelemeye ve analiz etmeye çalışacağım.

Dinî Tuzaklar:

Daha önceki bazı makalelerimde belirttiğim gibi; insanları, toplumları ajite etmede, harekete geçirmede din, son derece kullanılışlı bir enstrümandır. Bu enstrümanı kullanmak isteyen kötü niyetli iç ve dış odaklar; plân ve projelerini yaparlarken, kaos ve kargaşa çıkarmak istedikleri toplumların yapılarını din sosyolojisi, din psikolojisi, sosyal psikoloji, dinler tarihi, mezhepler tarihi gibi daha birçok bilim dalları açısından çok iyi tahlil ederler:

O toplumda yaşayan insanların kahir ekseriyeti hangi dine inanmaktadır? İnandıkları bu dinin kaç çeşit mezhebi, meşrebi, cemaati, tarikatı ve diğer grupları vardır? Bu grupların sayısal olarak ne kadar mensupları, taraftarları ve sempatizanları vardır? Grupların dinî referansları ve dinî frekansları, toplam katsayıları ve standart sapmaları nedir? Bağımlı ve bağımsız değişkenleri var mıdır? Varsa eğer bunlar nelerdir; hangi düzeyde ve nasıl etkilenmekte ve etkilemektedirler? Dinî hassasiyetlerinin mahiyeti nedir? Hangi argümanlar ve kavramlar kullanılır ve servis edilirse; kitleler provoke edilerek harekete geçirilebilir? Kitleleri harekete geçirebilmek için dinî motifli hangi anahtar kelime ve kavramları kullanmak gerekir?

Ayrıca o toplumda yaşayan azınlıkların durumu nedir? Bu azınlık grupları hangi dine ya da dinlere inanmaktadırlar? Bunların toplumdaki güçleri ve etkileri ne durumdadır? Ne kadar sayıları ve taraftarları vardır? Sosyal yapıdaki coğrafi olarak dağılımları nerelerdedir? Toplumdaki özgül ağırlıkları ne kadardır? Bunları herhangi bir toplumsal olayda harekete geçirmek ne kadar mümkündür?

İşte kötü niyetli şer odakları; bütün bu sorulara cevap bulmak için ellerinden gelen her şeyi yaparlar.

Yukarıda yapılan analiz ve ortaya konulan bu sorular; diğer bilim dallarının yanında, genellikle din sosyolojisi açısından ele alınmış idi. Bir de bu odaklar, din psikolojisini devreye sokarak birey/fert bazında meseleyi ele alıp tahlil ederler. Hatta sosyal psikoloji biliminden de yararlanarak; cemiyet içindeki ferdin (toplum içindeki bireyin) durumunu, konumunu, toplumla (cemaat, tarikat vs.) olan ilişkisini çok iyi analiz ederler.

Bunu da iki boyutta yaparlar:

1.       Liderlik Boyutu (Sevk ve İdare Edenler/Yönetenler/Önderlik Yapanlar)

2.       İdare Edilenler/Yönetilenler Boyutu

Liderlik Boyutu:

 Kötü niyetli bu iç ve dış odaklar, aslında içerdekileri de kullanan dış mihraklar; ülkemizde ne kadar mezhep, meşrep, cemaat, tarikat ve dinî orijinli/tandanslı yapılar/gruplar varsa; bir şekilde mutlaka bu grupların liderleriyle temas kurarlar. Konuyu yakından takip edenler iyi bilir ki, bunun açık-gizli birçok örnekleri vardır. Hatta bazıları bu durumu, kendi ağızlarıyla bizzat itiraf dahi etmişlerdir.

Dinî grupların liderleriyle temas kuran bu mihraklar; temas kurmadan önce mutlaka bu liderlerle ilgili her türlü araştırmayı yaparlar ve her bilgiyi toplarlar. Onların kimlik ve kişilik yapılarıyla alâkalı psikolojik analizler ve çözümlemeler yaparlar. Bu liderlerin çocukluklarından başlayarak tüm hayat hikâyelerini öğrenirler. Tahsilleri nedir, hangi mektep ve medreselerde okumuşlardır, dînî bilgileri hangi seviyededir, beslendikleri dinî kaynaklar nelerdir; karakter, huy, mizaç, öfke, cesaret gibi duygusal ve kişisel özellikleri nasıldır; para, kadın, mevki, makam gibi düşkünlükleri ve zaafları var mıdır; ekonomik ve politik gücü ele geçirme gibi heva ve hevesleri var mıdır; gerektiğinde kitleleri harekete geçirme yönündeki kabiliyetleri nasıldır; hitap etme, etkileme, inandırma, güvendirme, ikna etme, yönlendirme, peşinden sürükleme gibi yetenekleri nasıl ve ne durumdadır?

İşte bu mihraklar, bütün bu sorulara cevap ararlar. Kendileri zaten her alanda iyi yetiştirilmiş uzman kişilerdir. O ülkenin dilini, dinini, tarihini, antropolojik yapısını, sosyolojik yapısını, kültürünü, etnik yapısını, siyasi yapısını, coğrafi yapısını, beşeri coğrafyasını, devletin bütün kurum ve kuruluşlarının yapısını iyi bilirler. Ayrıca ajitasyon, dezenformasyon, istihbari bilgi toplama, kaos yaratma, kargaşa çıkarma, sabotaj düzenleme gibi konularda da çok iyi eğitilmişlerdir. Amaçlarına ulaşmak için para dâhil her türlü enstrümanları kullanmaktan çekinmezler.

Yönetilenler Boyutu:

Söz konusu din olunca; dinî grupları ve mensuplarını yönetmek ve yönlendirmek son derece kolaydır. İşin ucunda şehitlik ve gazilik olunca; -hele de büyük ödül Cennet olursa-, üstelik bir de buna doğu toplumlarının duygu yoğunluklu karakteristik yapıları eklenince ve hatta sosyo-psikolojik olarak genlerimizde var olan itaat ve biat kültürü de buna dâhil edilince, artık iş hepten kolaylaşır!..

Bundan böyle dinî grubun lideri, şeyhi, hazreti, efendisi ne derse; mensubu, müridi onu yapacaktır. Çünkü mensup, mürit artık mankurtlaşmıştır, afyonlanmıştır, hipnotize olmuştur, köleleşmiştir. Bundan sonra gerçekte mürit yok, şeyh vardır ve O, her şeydir. Artık mürit “ben” (öznel ve özgün bir kimlik ve kişilik) olmaktan çıkmış, nesneleşmiştir. Bu saatten itibaren kötü niyetli şer odakları, şeyh ve lider üzerinden isterlerse her şeyi müritlere ve mensuplara rahatlıkla yaptırabilirler. Meselâ, şeyh ya da lider, din “soslu” sloganik bir şekilde; “-din elden gidiyor”, “-namaz kılanlar engelleniyor”, “-Kur’an yerlere atılıyor, yakılıyor” diyerek, gerçek olmadığı hâlde ajitasyon maksatlı bu söylemleri servis etse; haydi bakalım, kitleleri tutun bakalım tutabilirseniz!.. Çünkü artık akıl-mantık devreden çıkmış, sağduyu ortadan kalkmış; intikam duyguları, hırs ve öfke devreye girmiştir. Kitleler, tabiri caizse  “İspanyol boğaları” gibi sağa sola şuursuzca saldıracaktır. Artık bundan sonra kitle psikolojisini yönetmek, kitleleri sevk ve idare etmek son derece kolaylaşmıştır. Sadece; “-vurun kâfire!”, “-vurun kahpeye!”, “-vurun haine!” demeniz yeterli olacaktır.

Ne demek istediğimi ve işin nerelere varabileceğini daha iyi anlamak isteyenlere; uzak ve yakın tarihten bir-iki örnek vereceğim ve bu bölümü burada sonlandıracağım:

Birincisi; hepinizin bildiği gibi bizim tarihimizdeki Hasan Sabbah’ın liderliğini yaptığı “Haşhaşiyyûn  Tarikatı” olayıdır. Başka güçlerin güdümünde ve Şia’nın sapık kolu olan bu tarikat, “Sünni İslâmı”  savunan Selçuklulara (Devlete) az çektirmemişti!..

İkincisi de; bizim dışımızda, 1980’li yıllarda kurulan Hindu-Budist karışımı “Yüce Gerçek Tarikatı” ve “Halkın Tapınağı Tarikatı”dır. İlgilenen herkes bu tarikatlara bir göz atarsa, konunun vehameti kolaylıkla anlaşılır sanırım.

Mamafih (Bununla beraber) yanlış anlaşılmasın; yukarıda şehitlik, gazilik, Cennet gibi kavramlar kullanıldı. Bu kavramlar inanç sistemimizde olan değerli kavramlardır. Yukarıda kullanılma maksatları;  birilerinin bunları istismar ederek, suflî ve müstevlî emellerine âlet etmek isteyişlerine atfen ve binâendir.

Diğer yandan mezkûr yapılar içerisinde Kur’ânî çerçevede düzgün insanlar varsa eğer, onları tenzih ederim. Benim amacım bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir. Naçizane yapmak istediğim şey; uyuyan, uyutulan, birileri tarafından istismar edilen, kandırılan, aldatılan iyi niyetli kardeşlerimizi; güzel ülkemizi karıştırmak isteyen kötü niyetli iç ve dış mihrakların tuzaklarına düşmelerini engellemek içindir. Yoksa benim işim bire bir insanlarla değil; zihniyet, olgu ve olaylarladır, vesselâm…

30 Mayıs 2020

İlhan AKAR

NOT: Devam edecek…    

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.

01

Cengiz AKAR - Mükemmel ; Aynı fikir ve düşüncelerle

Yazmaya,aydınlatmaya devam. Selamlar.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 03 Haziran 15:31