Senin Devletin Hangisi

Zorunlu olmayan veya zaruri olmayan dış ortamlarda bulunmalardan veya çarşı-pazar gezmelerinden dolayı covid-19 virüsü kaptın. Nefes darlığı, yüksek ateş belirtilerini görünce hastaneye gittin ve muayene, tahlil ve tetkikler ile test sonucunda teşhis konuldu. Kendini tamamen görevlilerin kontrolüne bıraktın, tedavi sürecin işletildi, iyileştin ve taburcu edildin, sonrasında yapman gerekenler ve dikkat etmen gerekenler sana anlatıldı ve elini kolunu sallayarak çektin evine gittin.

Baştan sona kadar tedavi sürecinde bir kuruş para ödemesi yapmadın. Dünyada bu salgın tedavisini tamamen ücretsiz olarak yürüten nadir ülke veya belki de tek ülke Türkiye’dir. Sadece tedavi süreci değil salgın hastalığın önleyici hizmetleri, koruyucu hizmetleri, etkilenen insanların mağduriyetlerinin olabildiği ölçüde giderilmesine kadar dolaylı ve tali etkileri üzerine de bir mücadele yapıldı.

Yaşlı ve virüs kapmış insanların bazı ülkelerde solunum cihazları ve yoğun bakım yaşam destek üniteleri ile bağlantıları koparılıp hayat ile bağlantıları kesilirken, ülkemizde yaşlılarımız en çok özenilen ve değer verilen kişiler olarak ön plana çıktı. Tedavi haricinde ihtiyaç sahibi kişilerin tüm ihtiyaçlarının karşılanması yerel yönetimler, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları, gönüllüler, iyi komşular gibi birçok örnek olacak durumlarla karşılandı. Bu tür hasletler diğer birçok ülkede göremeyeceğimiz şeyler. Devletin tüm kurumları neredeyse seferberlik halinde karınca kararınca bir şeyler yapmak, sürece katkı sunmak için çalıştı.

Salgın hastalık sürecinde yapılan mücadele ve alınan önlemler ile insan odaklı, vatandaş odaklı devlet yaklaşımlarıyla ve dolayısıyla devletimizle övünmemiz, gurur duymamız gerekiyor. Toplum olarak bizi ayakta tutan güzel yazılı olmayan kanunlarımız var. Kültürümüzden, inançlarımızdan, atalarımızdan, gelenek ve göreneklerimizden, köklü tarihimizden gelen iyilik, yardımlaşma, dayanışma duyarlılıklarıyla toplumumuzdaki bireysel düşkünlükler ve muhtaçlıklar giderilebiliyor ki bu bizim toplumumuzun macunu oluyor ve kimse hayatın acımasızlığında ezilip yok olmuyor. Bu kültürel ve kıymetli toplumsal kimliğimizden dolayı da yine gurur duyulacak bir toplumumuz, milletimiz, insanımız var. Günümüz itibariyle elimizde olan en büyük iki gücümüz ve varlığımız gurur duyacağımız devletimiz ve toplumumuz, insanımız.

Günümüzün medeniyet olarak görülen ekonomisi güçlü devletlerini, dini inanç ortaklıkları veya kök ve geçmiş birlikteliğinden gelen topluluk devletlerini imrenerek benimseyenler kendi ülkelerine ve devletlerine aidiyetlerini milli ve manevi olarak göremeyenlerdir. Kendi devletleri yerine kimliğinden uzaklaşarak aidiyetlerini başka milletler ve devletlere kaydıranlar, lut kavmi ve tarihin içerisinde helak olmuş diğer sapkın ve yaratılış insanlığından ayrılan topluluklarla aynı çizgide devam eden veya etme meraklısı topluluklar en nihayetinde devletlerinin çöküşü olacaklardır.

“Bir kerre de, ma’mûre-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkına sarmıştı zemînin,
Salgındı, bugün Şark’ı yıkan, tefrika derdi.”

Üstad’ın insanlığın yaratılış çizgisinden uzaklaştığı İslam öncesini anlattığı yukarıdaki dizelerinde olduğu gibi şimdi bazı ülkeler neredeyse dişsiz kardeşlerini yiyecek durumdalar.

En küçük bir kıtlık ve olağanüstü bir durum olsa birçok ülkede yağma ve talanlar, iç karışıklıklar başlar ki bu durum o süper güç dediğimiz devletlerin bile çöküşü olur. Milli gurur ve milliyet onurundan uzak insanların toplulukları, devletçilik ruhundan uzak toplumlar, manevi ve insanlığın yaratılış çizgisinden ayrılan toplumlar süper güç, güçlü devlet olsalar dahi en küçük bir kıvılcımla kendilerini yakmaktan geri kalmıyorlar. Bu toplumların küçük olaylarla kendi devlet ve milletlerini nasıl zaafa uğrattıkları ara ara görüyoruz. Dünyanın darboğaza girdiği zamanlarda toplum dinamikleri sağlam olmayan devletlerin tökezlemesini izliyoruz.

Sağlık ve savunma sanayii ile yerli ve milli kalkınma hamleleri başta olmak üzere birçok alanda ülkemizin, devletimizin dünyada en üst sıralara doğru çıkmasını görüyoruz ve gurur duyuyoruz. Abdülhamid Han siyasetiyle dünya siyasetinde oyun kurucu olarak yer alan ülkemiz ve devletimizle onur duyuyoruz. Parasal ve ekonomik argümanları sopa olarak gösterip hiza vermeye çalışanların talimat ve telkinleriyle değil güçlü ve köklü devlet aklı ile bölgesel ve küresel ülke çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başlayan ülkemiz ve devletimizle övünmemiz gerekiyor. İnsanının fişini çeken ve vatandaşlarının üstüne basarak yükselen değil, insanına değer veren ve milletini başında taşıyarak yükselen, milletini yücelterek yükselen devletimizle gurur duymamız gerekiyor.

Can alıcı nokta ise tüm bu övünç ve gurur duymamız gereken, milli mesele ve mevzular ile devletimizin yanında yer almamız gereken uluslararası her durumda istisnasız her vatandaşımızın bu duyguyu taşıması ve yansıtması gerektiğidir. Taşımıyor ve yansıtmıyorsa “Senin devletin hangisi?” sorusunun en birinci muhatabı olur.

Toplum olarak dikkat etmemiz gereken en kritik yol ayrımı Devlet ve Hükümet kavramlarının toplumsal ve siyasi olaylar içerisinde karıştırılmasıdır. Özellikle bazı odaklar tarafından yapılan kurgulamalar veya bilinçsizce davrandığımızdan dolayı hükümete muhalefet etmek niyetiyle kendi devletimize muhalif oluyoruz. Hatta bilinçli olarak bazı kesimler hükümet muhalifliği kisvesi altında alenen devlet düşmanlığı ve kendi ülkesine ve devletine ihanet çizgisine kadar varıyor. İpleri sahiplerinin elinde bulunan bazı kümeler tarafından yapılan ihanet organizasyonları Türkiye düşmanlığı ve Türkiye’ye karşı içeriden savaş görevlerini açık olarak yapamadıkları için hükümet ve parti düşmanlığı ile cumhurbaşkanı düşmanlığı üzerinden yürütmektedir.

Millet ve toplum olarak bilinçli ve uyanık olmalı, hükümet muhalifliği ve siyasi partilerin hizmet yarışları içerisinde kendi devletimize düşmanlık ve hainlik çizgisine insanlarımızı taşımaya çalışanlara prim vermemeliyiz. Hükümet değişir, devletimiz bakidir. Partiler kurulur ve dağılır ama ülkemiz ve devletimiz payidardır.

Salgın sürecinde yürütülen tüm uygulamalardan eleştirdiğimiz de olur, doğru bulduğumuzda olur ancak devletimizin yurt dışında bir vatandaşı için ambulans uçak göndermesiyle gurur duyarız. (1990’lı yıllarda kendi hasta vatandaşını uçakla aldırmalarını Avrupa ülkelerinden duyar ve şaşırırdık.) Salgın sürecinde fedakârca emek harcayan hemşire ve alt kademe sağlık çalışanlarına performans ödemesinin doktorlardan çok az olmasını sonuna kadar eleştirelim ama devletimizin sağlık sistemi ile de övünç ve gurur duyalım. Eğitim sistemimizdeki uygulamalardan yanlış bulduklarımızı her alanda analizleri ile anlatalım ama görev verilmediği halde ve ekstra hiçbir ücret almadan ilginç yöntemler türeterek öğrencilerin uzaktan eğitimi için emek veren fedakâr öğretmen topluluğuna sahip olduğumuz için de sevinelim. Yapılan yardımların çeşidini, şeklini, hedef kitlesini, zamanını ve miktarını eleştirebiliriz ama bunları yapan devletimizle ve devlet çalışanı olsun, yerel yönetim unsurları ve belediyeler olsun, sivil toplum oluşumlarının mensupları olsun, gönüllüler olsun aracı olan insanımız ve milletimizle de onur duyalım. İcraatlardı daha iyi ve kaliteli hizmete ulaşmak için yapıcı eleştiriler ve alternatif çözüm önerileri sunarak katkı sağlamış oluruz ancak yapılan çalışmaları eleştirmek uğruna körü körüne hedefe devletimizi koyarak kendi devletimize düşmanlık etmiş oluruz.

En nihayetinde ülkemizin uluslararası konumu ve milli meselelerde tek yumruk olup dışarıya zaaf görüntüsü vermezken içeride yapılan tüm hizmet ve çalışmalara karşı eleştiri ve muhalefet konusunda seçici olmamız, bilinçli olmamız, algı yöneticilerinin oyunlarına düşmememiz gerekiyor. Yakın geçmişimizde ihanetler, hainlikler ve devleti yıkma girişimlerinin büyük çoğunluğu dışardan ipli iç beslemelerden gelmektedir.  En geniş açıdan bakarsak devletiyle onur ve gurur duymak bu milletin her ferdinin vatandaşlık ödevidir.

İlk Cumhurbaşkanımız Atatürk’ün “Asil, kahraman bir milletiz. Fakat kahramanı kadar haini de bol olan bir milletiz.” sözü ile Son Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın “Ülkem ne kadar güzelse, milletimiz ne kadar asilse, düşmanlarımız da o kadar kalleştir. Maalesef saldırı her zaman dışarıdan gelmiyor, bazen en büyük ihanetler içeriden çıkabiliyor.” sözü ülkemizin, devletimizin gücü ve devamlılığı için devlet düşmanlığına ve devlet düşmanlarına ne kadar dikkat etmemiz gerektiğini gösteriyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mikail Şahin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.