AİLE YAZILARI - 2

     Bir hafta önceki yazımızda; Batı dünyasındaki aile yapılarına bir göz atmıştık ve onların aile konusuna ve kurumuna nasıl yaklaştıklarını irdelemiştik. Bu yazımızda ise aile kurumunu analiz etmeye ve bizdeki aile yapılarını incelemeye devam edeceğiz.

 

     Sosyolojiye ya da sosyologların genel yaklaşımlarına göre aileler/aile kurumları, şu gerekçelerle ve şu ihtiyaçlarla kurulur:

 

1-      Psikolojik nedenlerle

2-      Sosyolojik nedenlerle

3-      Ekonomik nedenlerle

4-      Biyolojik nedenlerle

5-      Cinsel ihtiyaçların karşılanması nedeniyle

6-      İslâm toplumlarında aile kurmanın teşvik edilmesi nedeniyle                                                                                                                       

 

Şimdi bunları tek tek ele alıp kısaca izah etmeye/açıklamaya çalışalım:

 

1-   Psikolojik Nedenler: Müstakbel eşler (evlenecek adaylar); iyi günde-kötü günde, kıvançta-tasada, mutlulukta-hüzünde, dar günde-bol günde, acı günde-tatlı günde,  sevgide, saygıda, muhabbette bir ve beraber olabilmek, bunları paylaşabilmek ve ortak bir payda da buluşabilmek için; işte bu nedenlerle aile kurarlar ve böylece aile kurumları oluşur.

 

2-   Sosyolojik Nedenler: Özellikle kavmiyetçi, aşiretçi, sülâleci, klancı, kastçı, sınıfçı feodal yapılarda akrabalık bağlarının güçlendirilmesi ve gücün (her türlü gücün) bu yapıların merkezinde temerküz etmesi (toplanması) için aile kurarlar ve kimi aile yapıları da böyle oluşur. Modern zamanlarda ise bu anlayış olabildiğince zayıflamış olmasına rağmen; belli coğrafyalarda, yörelerde ve kesimlerde hâlen devam etmektedir.

 

3-   Ekonomik Nedenler: Gerek fakir/yoksul kesimlerde olsun, gerekse zengin/varlıklı kesimlerde olsun; yapılacak evlilikler,  ekonomi nokta-i nazarından bir hayli belirleyici olmaktadır. Hele de bu zengin aileler söz konusu olduğunda daha da belirleyici olmaktadır. Ülkemizde ve dünyadaki en zengin ailelere bakın, bunun böyle olduğu görülecektir. Genellikle varlıklı aileler birbirlerinden kız alıp vermektedirler. Çünkü ekonomik gücün parçalanmaması hatta daha da güçlenmesi istenilmektedir. İşte bazı aileler de bu nedenlerle kurulmaktadır. Ülkemizdeki ve dünyadaki ekonomik gücü elinde bulunduran ve bu gücü kullanarak her açıdan dünyayı yönetmeye kalkışan ya da yöneten büyük aile şirketlerine ve yapılarına bir bakın, bu durum rahatlıkla anlaşılacaktır. Dünyevîleşmek, tek dünyalı olmak felsefesiyle hareket edilirse ve salt amaç bu olursa; ekonomik gücü ele geçirmek saiki/muharriki, bu açıdan son derece tabiî olur ve bu anlaşılır bir durumdur. Bu anlayış feodal yapılarda da böyleydi/böyledir, bugünkü modern zamanlarda da böyledir. Varlıklı ailelerin çocuklarından, sosyo-ekonomik ve kültürel bakımdan daha alt düzeydeki kesimlerin çocuklarıyla evlilikler olmakta mıdır? Elbette ki olmaktadır ama bunların sayısı yok denecek kadar azdır ve istisnadır.

 

4-   Biyolojik Nedenler: Allah’ın yaratılış kanunlarına göre (Sünnetullah) canlılığın, canlı hayatın kıyamete kadar devam etmesi gerekmektedir. Bu durum İslâm Kelâm ve Felsefesi’nde bir zorunluluk yasasıdır. Bu yasaya ve yaratılış kanunlarına göre; insan, hayvan, bitki gibi canlı organizmaların yaşaması ve neslini devam ettirmesi gerekmektedir. Bunun da yolu üremekten geçmektedir. İnsanlar için söylemek gerekirse; bu manada izdivaç (aile kurmak) kaçınılmazdır. Zaten böyle de olmaktadır. Diğer canlıların üremesi ve çoğalması ise; her canlı türünün kendi tabiatına/doğasına göre olmakta ve şekillenmektedir. İşte bu bağlamda eko-sistem ve ekolojik denge böyle oluşmakta ve böyle gerçekleşmektedir.

 

5-   Cinsel İhtiyaçların Karşılanması: Tabiatıyla canlı kalabilmek, yaşayabilmek ve hayatiyetini sürdürebilmek için yemek, içmek, güvenlik ve üremek gibi ihtiyaçların karşılanması, diğer canlı organizmalar için ne kadar elzem ise; aynı şekilde bu ihtiyaçların karşılanması insan için de geçerlidir ve elzemdir. Zaten bu tespiti; klasik “İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi”ni kuran Abraham Maslow da yapmıştır. Bu bağlamda bir birey/fert için cinsel ihtiyaçlarının karşılanması ne kadar tabii/doğal ise; bunun meşru ve ahlâkî yoldan yapılması da o kadar tabiî ve doğaldır. Üstüne üstlük toplumsal sağlık ve toplumsal denge açısından da bunun böyle olması son derece önemlidir ve dahi gereklidir. Aksi takdirde ahlâksızlık başını alır gider, zaman içinde yaygınlaşır ve sonuçta sosyal bir hastalık olan “anomi” tezahür eder. Artık böyle bir toplumdan pek hayır gelmez. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi “hedonist” felsefe gittikçe yaygınlaşır. İşte Batı dünyasının içine düştüğü açmaz ve çıkmaz budur. Benim de zaman zaman bazı Avrupa ülkelerine yaptığım seyahatlerdeki gözlemlerim de bunu teyit etmektedir. O hâlde ne yapmak lâzım? Tabii ki meşru yoldan aile kurmak lâzım. Çünkü Cenab-ı Allah’ın ayetlerinde belirtildiği üzere; meşru yoldan aile kurularak yapılan evliliklerde bedenlerin ve ruhların sükûnete kavuşması, teskin olması söz konusudur. Ayrıca doğacak çocukların da nesebi sahih olacaktır ve böyle bir aile yuvasında da aile bireyleri için sayılamayacak kadar faydalar vardır. Aksi takdirde evlilik dışı ilişkiler yaşanırsa eğer; muhtemeldir ki nesebi gayri sahih çocuklar dünyaya gelecektir ve böyle bir durumdan da çocuklar başta olmak üzere hiç kimse fayda görmeyecektir ve sonuçta kimsenin hesap edemediği nice olaylar vuku bulacaktır ve nice acılar yaşanacaktır. Nitekim böyle olayları ve yaşanan acıları zaman zaman hepimiz sosyal hayatta müşahede etmekteyiz.

 

6-   İslâm Toplumlarında Aile Kurmanın Teşvik Edilmesi: Allah’ın kanunlarına, inançlarımıza, geleneklerimize ve değer yargılarımıza (kıymet hükümleri) göre; evlenmek, yuva kurmak ve aile olmak hep teşvik edilmiştir. Bu meyanda hepimiz biliyoruz ki insanlık tarihinde ilk evlilik, ilk yuva, ilk aile Hz. Âdem ve Havva’nın kurduğu yuvadır ve ilk aile kurumu onlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha doğrusu ilk insanlar olarak yaratılan Âdem ve Havva’nın izdivacını ALLAH murat etmiş ve böylece tarihte ilk olarak aile kurumu kurulmuştur. Sonra onların çocukları olmuş ve böylece insanlık nesli günümüze kadar devam ederek gelmiştir. Yani başka bir ifade ile aile müessesesinin insanlık adına oluşturulması, tâbir-i câizse Rabbanîdir. İşte bu bakımdan ve bir çok açılardan aile kurumu bizde “kutsal”dır ve dahi “kutsiyeti” vardır.

 

Not: Devam edecek…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

İlhan Akar - Teşekkür ederim kardeşim. Sen de Allah'a emânet ol!

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 25 Nisan 23:52
01

C.akar - Sevgili Ağabeyim;

Yazılarını büyük bir zevkle okuyorum ve faydalanıyorum.Allah nice yazılar yazmanı kolaylaştırsın.Allaha emanet ol.Selamlar,saygılar.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Nisan 18:39