BİR KİTABIN HİKÂYESİ, İKİ KİTABIN YORUMU

ZARFI AÇTIM KİTAP ÇIKTI

“Kendi Penceremden Beş Ünlü Ozan”

 

Ahmet Hamdi Tanpınar tanımlanması en güç kavramlardan biri olan hayat için, “Hayat, ölüm için yazılmış bir kasideden başka bir şey değildir” der. El-hak doğru, doğru olduğu kadar da harika bir ifade olan bu açıklama insanın zihninde, farklı bir dünyanın varlığına kulak vermeyi gerekli kılıyor. Ölüm… Kaçınılması mümkün olmayan mutlak son.

Bu kasidede üzerinde düşünülmeyi hak eden bir şey var, okunmaya değer bulunmasıyla yaşanılan hayatın özgül ağırlığı arasında oluşan doğru orantı. Hayat ve ölüm ikilemi içerisinde yer alan her canlının bir kasidesi ve bu kasidenin kendine özgü ifade biçimi olağan yaşam sürecinde kendisini oluşturmuştur.

Sanat-edebiyat-kültür adamlarının kasidesinin ise sanat, edebiyat ve kültür var olduğu sürece yazılmasına devam edilecektir.

Telaşlı yaşamdan sakin hayata geçtiğimiz bu günlerde kendi iç dünyamızın sesine biraz daha fazla kulak verebiliriz. Daha çok kazanma -iş- kaygısıyla dışarıdan içeriye giremediğimiz günlerden, evden dışarıya çıkamadığımız, insanın insana mesafeli durmasının her ikisinin de hayrına olduğu bir süreci yaşayan yeni bir dünyaya adım atmış durumdayız. Her şeyin para olmadığına dair ses veren sesin sahibine kulak vererek bu süreci bizim için faydalı bir hale getirebiliriz.

Dünyaya gelmiş olmamızın ona sahip olduğumuz anlamına gelmeyeceğinin şuuruna, ancak erdemlilik hasletlerinin yardımıyla erebiliriz. Ahlakî duyarlılıklarımızı yaşamın merkezine almadığımız sürece gerek kendimize ve gerekse kendi dışımızdaki dünyaya karşı sorumluluklarımızı yerine getirmede ciddi bir zaaf oluşması kaçınılmazdır. Bu muhasebeyi, bu günler vesilesiyle yeniden hatırlamakta fayda olduğu her türlü izahtan beridir. 

Zaman; para kazandırmayan işlerle meşgul olmanın lüzumsuzluğuna anlatan kesime inat, bir ömür mal biriktirip gitmenin dışında da bir hayatın olduğunu söyleyen şairlerin; sevgiye, muhabbete, ortak değerlere kıymet verilmesi gerektiğine inanan; gözyaşlarını gizlediği için yağmurda yürümeyi daha çok seven şairlerin ne de çok haklı olduğunu gösterdi.

Hazana dönen ilkbaharda, zamanla birlikte mekânın üşüdüğü, gönül ehlinin yas bölüştüğü, yaslı yaralı günlerin tez günde son bulmasını beklerken kapımı çalan kargo şirketinden gelen eleman, bir zarfın içinde adıma imzalanmış bir kitap getirdi. Kitabın ismi “Kendi Penceremden Beş Ünlü Ozan”dı.

Kitabın üçüncü sayfasına “Abdulhakim Eren’den Sn. Mehmet Gözükara Bey’e emeği ve düşüncelerinden, katkılarından dolayı teşekkürlerimle...” imza-tarih. şeklinde not düşülmüştü. Benden de bir not: Hatır bilmenin artık çok fazla rastlanmadığı bu günlerde emeğe saygıyı dile getirmen ne kadar hoş olmuş bilemezsin.

Kitabın hazırlanış aşamasında, kitapta yer alan beş ozandan biri olan Tenecioğlu Âşık Hüseyin hakkında bir yazı kaleme almamı çok arzu ettiğini beyan eden yazarın bu isteğini yoğunluğumdan dolayı yerine getirememiştim. Telefonla her görüştüğümüzde, “Mehmet Bey Âşık Hüseyin’in gün yüzüne çıkmasında senin - Elbistan Ağıtları’nı kastederek- çalışmalarının farkındayım.” demeyi ihmal etmezdi.

Haklıydı. Ben; Âşık Hüseyin’in izine ilk kez “Özgü Yayınları, İstanbul, 2011, Her Göz Yaşı Aynı Renk-Elbistan Ağıtları” derlemesini yaparken rastlamıştım.

Daha sonra, Dr. Halil Atılgan Bey bana telefonla ulaşarak -bu telefon dostluğumuzun başlangıcı olmuştur-, “Mehmet Bey, benim Tenecioğlu hakkında bir kitap çalışmam var. Bu konuda sizde de bilgi ve belge varmış. İsterseniz bu konuya ait bendeki arşivi size vereyim, siz bir araya getirin, isterseniz sizdeki bilgi ve belgeleri bana verin, ben kitap olarak çıkarayım,” demişti. Ben de hiç tereddüt etmeden; “Hocam, sizin sesiniz ve nefesiniz benden kuvvetli. Eğer maksadımız, tarihin tozlu sayfaları arasına sıkışıp kalan ve ilgilisinin dahi kısıtlı malumatının olduğu bu Âşığı layık olduğu yere ulaştırmaksa, sizin yapmanız daha münasiptir” diyerek elimdeki derlemeleri ve Âşık Hüseyin’in kızı Feride’den olma torunu Hüseyin Şahin’in ağzından bizzat derlediğim şiirlerini ve nüfustan aldığım Âşık Hüseyin’in nüfus kayıt örneğini gönderdim.

Daha sonra Hüseyin Atlı’nın da aralarında olduğu bir grup arkadaşıyla birlikte bizleri ziyarete gelerek Âşık Hüseyin’in köyü Erçene’yi ve kızdan torunu Hüseyin Şahin’i ziyaret etti. Ve bana ait olan “ağız derlemesi şiirleri” kitabının “alan çalışması” kısmına ilave etti. Basıma hazır hale gelen “Acem Kızı ve Tenecioğlu Âşık Hüseyin” isimli kitabın basımını önce Afşin Belediye Başkanlığına teklif etti ancak olumlu bir cevap alamadı. Daha sonra Elbistan Belediye Başkanlığına teklif etti, yine cevap alamadı. Daha sonra Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesine müracaat etti, ilginçtir; kültüre önem verilmesi gereken bir dönemde, halk kültürüyle ilgili ve üstelik yöresel bir çalışmaya kimse kıymet vermedi. Her yer sükûta kesti adeta. Ara ara telefonda görüştüğümüz Dr. Halil Atılgan Bey bu durum karşısında hayretini gizleyemiyordu. Böylesi bir değerin sadece matbaa masraflarını dahi üstlenmemelerine anlam veremiyordu. En sonunda Dr. Halil Atılgan imzasıyla, Adana Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı yayını” olarak kültür ve edebiyat dünyamıza merhaba dedi. Demek ki büyükşehir olmak için büyük şehir olmak yetmiyormuş…

 Sanata ve sanatçıya vakit ve para ayıramayan idarecilerle idare edilen bir toplumun üyesi olmak, her akıl sahibine ıstıraptan başka ne verir. Bu sahiplenmeyiş bu yüzden bize de ıstırap verdi.

Bir kadirbilirlik göstererek adıma imzalanıp gönderilen ve Âşık Mahzuni, Hayati Vasfi, Kul Hamit, Âşık Hüseyin, Âşık Yener’in şiirlerinin ve özgeçmişlerinin yanı sıra sanatları ve hatıratlarıyla gönüllere dokunan 176 sayfadan müteşekkil bu kitap, bölgemizin beş ünlü ozanını anlatmaktadır.

Bu kitap; Maraş’ın kuzey ilçelerinin, sadece kuzeyde oldukları için üşümediklerini, ilgisizlik, unutulmuşluk, görmezlikten gelişinde üşüttüğünü hissettirmektedir.

Bu kitap; var olanın görmezlikten gelinerek yok edilemeyeceğine şahitlik etmektedir.

Bu kitap; Afşin İlçesinin Alemdar köyünde -1949- doğup, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünden mezun olduktan sonra, ön lisans yaparak Türkçe-Edebiyat öğretmeni olarak, Milli Eğitimin her kademesinde çalışarak 1985 yılında Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Şube Müdürlüğünün ardından emekli olan Abdulhakim Eren’in ilk kitabıdır.

Kitap Şubat 2020’de Efsus Yayınları arasında çıktı.

Allah bizleri de kasidesi hayra medar olanlardan eylesin.

Bu vesileyle; Âşık Mahzuni, Hayati Vasfi, Kul Hamit, Âşık Hüseyin, Âşık Yener’in yanı sıra korona salgınıyla mücadele ederken virüse yenik düşerek hayatını kaybeden Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Hocamın şahsında, vefat eden tüm sağlık çalışanları ve dahi virüsten hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun.

Güzel günlerde buluşmak ümidiyle…

Kitap için iletişim adresi: Abdulhakim Eren

İsmetpaşa Mah. Borsa Cad. No: 17/a Dulkadiroğlu/Kahramanmaraş

Telefon: 05322170391

Mail: hakim.eren@hotmail.com

Not:Kitaptan elde edilen gelir, Üniversite Öğrencilerine burs olarak verilmek üzere, -Kahramanmaraş Eğitim Vakfı/Ankara- KEV’na bağışlanmıştır.

 

Bulutlar Kan Ağlıyordu:

Türk romancılığı batıya kıyasla oldukça geç başlamasına karşın, zaman içerisinde kendisini geliştirerek Türk edebiyatı içerisinde kendisine önemli bir yer edinmeyi başarmıştır. İlk yayımlanan romandan bu güne kadar binlerce roman yazılmış, insanlar tarafından sevilerek, beğeniyle okunur olmuştur. Roman, her çeşidiyle belki de kitap dünyasının açık ara basılma ve okunma rekoruna sahiptir. Polisiyeden maceraya, aşk romanlarından biyografik romanlara kadar her alanda yazılan romanlar önemli bir okuyucu kitlesini kendisine bağlamayı başarmıştır.

Gerçek bir yaşanmışlıktan yola çıkılarak yazılan romanlar tür olarak çok fazla yaygın olmamakla birlikte hatırat/roman şeklinde son yıllarda ağırlık kazanan kitaplarla birlikte ciddi bir yer edinmiştir kendisine.

  Ben de bugün köşemde yaşanmış, acısı hala yüreklerde varlığını sürdüren bir hadiseden yola çıkılarak yazılmış bir romandan bahsetmeye çalışacağım size. Ali Gültekin Biniş Hocam’ın 2020, Göktuğ Ofset Yayıncılık ve Matbaacılıktan çıkan romanına ilişkin düşüncelerimi sizinle paylaşmaya çalışacağım. Özellikle Elbistanlıların mutlaka okuması gerektiğine inandığım bu roman yaşanan o acının tarihe mal edilmesi açısından da önemli bir vesika hükmündedir. Adı özenle seçilmiş olan bu roman, Bulutlar Kan Ağlıyordu ismiyle yayınlandı. Umarım okuyucu bu kitaba sadece bir roman olarak değil, yörede izleri hala silinmemiş bir acının feryadı olarak değer verir.

                                                                         ***

Ali Gültekin Biniş 1956 yılında Elbistan’ın Türkören köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Elbistan’da, liseyi de Tokat’ta okudu. Sosyoloji, Tarih, İktisat, Pedagoji ve Siyaset Bilimi konularında Yükseköğrenim gördü. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Ali Gültekin Bey bu romandan önce “Karahasanlılar”, “Karahasanlıların Soyağacı”, “Buhanililer” ve “Maraş Yöresindeki Şamlular / Şemiklüler” isimli kitaplara imza atmış usta bir tarih (Arşiv) araştırmacısıdır. Tarihin mirası belgeleri titizlikle inceleyerek ortaya çıkardığı gerçekleri eserlerinde dile getiren Biniş, kalemdeki ustalığını bu kez de bu romanda ortaya koyarak, Karahasanlıların gelenek/göreneklerine ve sosyal hayatına dair değerlerin iç içe işlendiği ve yaşanılan münferit olaydan ötürü çekilen acının, hüznün, ıstırabın ve gözyaşının anlatıldığı “Bulutlar Kan Ağlıyordu” isimli romanı adıma imzalayarak adresime yollamış. Çok sağ olsun. Sizlerin huzurunda bir kez daha teşekkür ediyorum.

Koronavirüs dolayısıyla devletin “evde kal” çağrısına uyarak evden dışarı çıkmadığım bu günlerde, kitap okumak için bol bol vaktin olduğu bu dönem “Bulutlar Kan Ağlıyordu” adlı romanı bir çırpıda okumama vesile oldu. “Bulutlar Kan Ağlıyordu” isimli roman, bir ağıt kitabıdır desek yanlış olmaz. Olmaz olmasına da… Kitapta sık sık ağıtlar yakıldı ifadesine yer verilmesine karşılık, yakılan ağıtlardan bir tane dahi örnek verilmeyişini bir şair olarak noksanlık olarak gördüğümü yazarımızın engin hoşgörüsüne sığınarak ifade etmeliyim. Tabi ki bu, yazarın kendi takdiri denilerek hoş görülebilir bir durumdur.

“Bulutlar Kan Ağlıyordu” isimli roman, 240 sayfa ve on iki bölümden ibarettir. Ön kapağı, koyu bulutlar arasında uçan altı kuşun resmedildiği kasavetli ve bir o kadar da sade olarak tasarlanmıştır. Kapak resmi, romanda anlatılan-hayat hakları ellerinden alınan- altı insanın yanı sıra bu enkazdan geriye kalanların ifadesidir sanki.

Tarihi vesika niteliğinde olan bu roman, dönem itibariyle zor yazılmış bir romandır. Zorluğu, olayların kahramanlarının halen hayatta olması hasebiyledir. Her ne kadar roman bayram arifesinde şehirden köye gelen yolcu minibüsünün PKK’lılar tarafından taranmasını ve arkasından yakılmasını konu edilse de; bu olayların öncesini ve sonrasını da bir bütün olarak okuyucuya sunuyor. Bu sunuş, yanlışların doğru sonuç vermeyeceği gerçeğiyle yüzleşmelere sebep oluyor. Bu, hataların önü alınamaz olayların habercisi olacağını tahayyül edemeyen insanlar tarafından yapıldığını, olayları doğru okuyan ferasetli insanların ise doğruluğunun bedelini canıyla ödediğinin anlatılmasındaki objektif bakıştan geliyor.

Roman, PKK’lılar tarafından taranan minibüste bulunan ve olaydan sağ kurtulan kişilerden biri olan, 12 yaşındaki Nurettin’in gözünden anlatılıyor.

Karahasanuşağı köyü sakinlerinin (Kurmancça) konuştuğu dillerinden ötürü nasıl suiistimal edildiğinin hikâyesidir.

Muradı gözünde kalan Mustafaların, yavrularına doyamayan Hacı Mehmetlerin, babasız büyüyen Cengizlerin, genç yaşta dul kalan gelinlerin, kardeş acısına boyanan bacıların, evladını yitiren ana-babaların, terörden dolayı köyünü terk ettiği için evi ören olanların gözyaşıyla yakılan ağıtların çığlığıdır.

İpleri başkaları tarafından çekilip-gevşetilen ihanet şebekesinin, insan hayatını hiçe sayarak insana hizmet ettiği yalanının vicdanlarda açtığı yaranın bir türlü kapanmayışının açık ifadesidir.

“Bulutlar Kan Ağlıyordu” her Karahasanlı mensubunun tek tek okuyacağı ve evinin bir köşesinde bulunduracağı başucu kitabıdır.

Ali Gültekin Biniş hocamı bir kez daha tebrik ediyor, kendisinden daha nice güzel eserler beklediğimizi hatırlatıyorum…

Romanda geçen altı şehidimizin yanı sıra; bu topraklar için can veren bütün şühedaya rahmet diliyor, gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Allah cümle geçmişlerimiz rahmet eylesin.

Bu virüsten kurtulup esenlikle dolu günlere kavuşmak dileğiyle...

Allah’a emanet olun.

Not: Kitap isteyenler, taleplerini (0537 337 1491) nolu numaradan Ali Gültekin Biniş’e iletebilirler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.