BU NESİL ÖZEL BİR NESİL!

78 kuşağından biri olarak bu yazıyı kaleme alırken ne “68 Kuşağı” ne de “78 Kuşağı” üzerine methiyeler düzmek, güzel sözler söylemek değildi amacım. “Korona Virüs” illetinden korunmak için, "Evde Kal Türkiyeçağrısına uyarak dışarıya çıkmadığımız şu günlerde bir arkadaşımın WhatsApp ile gönderdiği, 68 ve 78 kuşağını anlatan bir videodan esinlenerek bu yazıyı kaleme aldım. Evet, ben de bir 78'liyim.

Ne yazık ki; 78 kuşağının kayıp bir kuşak olduğu acı bir gerçektir.

Bu cümlelerden olmak üzere, Türk siyasi tarihine damga vuran kuşaklar vardır.

“68 Kuşağı” gibi “78 Kuşağı” gibi. Ve bu kuşakları bilmeyen de yok gibidir.

1955-1965 yılları arasında doğanlar, yani bizim kuşak “78 Kuşağı” olarak adlandırılır. Bugün onların en yaşlısı 65, en genci 55 yaşındalar.

78 Kuşağının ne olduğunu yazmadan önce 68 Kuşağından kısaca bahsedelim.

"68 Kuşağı" tüm dünyayı kasıp kavuran bir kuşaktır. Fransa'daki Sorbonne Üniversitesi'nde meydana gelen öğrenci olayları ve Latin Amerikalı devrimci lider, Ernesto Che Guevera 'nın 1967 yılında Bolivya dağlarında yakalanarak öldürülmesi,

68 kuşağının başlangıç fitilini ateşleyen etkenler olarak gösterilir.

68 Kuşağı Türkiye'de 1960’lı yıllarda dünyadaki özgürlük hareketinden etkilenen özellikle sol görüşlü gençliğin oluşturduğu bir akım olarak bilinir.

68 Kuşağının sembol ismi ise Deniz Gezmiş' tir.

68 Kuşağı’nın ardılı olan 78 Kuşağı ise, Türkiye için önemli bir kuşak bir o kadar da şanssız kuşaktır. Şiddet bir balyoz gibi indi o gencecik, körpecik çocukların üstüne.

“78 Kuşağı” gerçekten şanssızdı. Peki, bu kuşağın anaları, babaları şanslı mıydı?

Hayır, onlar da şanssızdı. Çünkü o yoğun şiddet ve kavga ortamında çocuklarını, okula gönderdikten sonra, okuldan eve dönünceye kadar çektikleri sıkıntılarının tarifi yoktu. Ve o şanssız kuşak büyük bedeller ödedi.12 Eylül'ü yaşadı.

“78 Kuşağı” Bir tarih, bir dönemin en fazla acı çeken, en fazla yitip giden, onurlu, sevdalı, davalı gençleri.

“78 Kuşağı” Yitik bir kuşak, onlar hala kendilerini genç gören ihtiyar delikanlılar.

“78 Kuşağı” Türkiye'nin sağ-sol çatışmalarını yaşayan kuşak. Ortak özellikleri ise çoğunlukla politize olmaları, politik zekâlarının güçlü olması ve çok okumalarıdır.

“78 Kuşağı” Toplumsal sorunlara duyarlı, iş motivasyonları yüksek, otoriteye saygılı ve kanaatkârlar.

“78 Kuşağı” Sürekli yitik bir kuşak gibi algılandı. Ülkücüler de, Devrimciler de farklı düşünüyor gibi sanıldı ama hepsinin tek amacı ve ortak paydası vardı vatanseverlik.

“78 Kuşağı” Belki sevgisini sevdiğine söyleyemedi, alması gereken eğitimini alamadı ama hayatlarını çocuklarının daha güzel yaşaması için harcadı.

“78 Kuşağı” Çocuklarını en iyi okullarda okuttular, en iyi eğitimi verdiler. Onlar bugün siyasette, bürokraside Anadolu'nun dört bir yanında söz sahibi oldular.

Gelelim yazımızın başında sözünü ettiğimiz, Hasan Basri Beken’in hazırlamış olduğu 68 ve 78 kuşağını yani bizleri anlatan videonun sözlerine;

Kimdir bunlar?

60 - 80 yaşındakiler, düşündünüz mü hiç…

2020 yılında coronavirüsü ile hatırlanan…

15 - 20 yaşlarında iken de en çok tehlikede olan bu nesil!

Gelin o nesilden söz edelim. Bizi bizden dinleyin…

Sonra ne derseniz deyin!

1940 ile 1960 yılları arasında bu dünyaya merhaba demiş.

En genci 60 en delikanlısı 80 yaşında!

Hala 18’lik ideallerinin peşinden koşan hesapsız bir nesil!

Okulda ABD tarafından süt tozu içirilerek beslenmiş garip bir nesil…

Bırakın renkli resimleri pek çoğunun resmi bile olmamış…

Hiç biri kreş, dershane, özel okul görmemiş…

Üstelik hepsi verem, tüberküloz, kızamık gibi…

Pek çok bulaşıcı hastalıklar da görmüş bir nesil…

Bunlar profesörlere ders verecek kadar…

Bilgi sahibi olan tuhaf bir nesil…

Harp görmüş darp görmüş…

Baskı çatışma görmüş…

İhtilallerden, muhtıralardan…

Girişim ve ayaklanmadan sağ salim paçayı yırtmış…

En az 10 ekonomik krizden nasibini almış ama yılmamış…

Tecrübe abidesi. Yoklukla terbiye edilmiş direnç abidesi bir nesil…

Bu nesil özel bir nesil, haklı ya da haksız birbirini vatan için katletmiş…

Vurmuş, vurulmuş dövmüş, dövülmüş iftiralara uğramış bir nesil…

Bunlar o yılların deli tayları bu neslin bir üretim harikası mı?

Yoksa üretim hatası mı olduğu tartışılır ama…

Bu neslin istinasız tamamı karşılıksız, hesapsız bu vatanı sevmiş…

1940 ve 1960 yılları arasında doğanlar…

Gerçekten özel üretim…

Kardeşlik ve paylaşma duygusu zirve yapmış…

Çok kitap okumuş en azı liseyi bitirmiş…

Hayatı yaşayarak öğrenmiş, birçoğu okurken çalışarak okul harçlığını çıkarmış…

Ne ailesine ne devletine ekonomik yük olmamış…

Geneli bir baltaya sap olmuş ezilmiş ama ezik kalmamıştır…

Eğilmemiş el etek öpmemiş aç yatmış, kuyruğu dik tutmuş…

Kan kusmuş, kızılcık şerbeti içmiş, şahsına münhasır, özel bir nesildir…

Görevini, sorumluluğunu bilen, onuru için bir pireye yorgan yakan…

Öfkeli hırçın bir acayip nesil bu…

1940 ile 1960 yılları arasında doğan bu dinozorlara iyi bakın…

Bu neslin öfkesinden sakının…

Bunların kimi sokakta oyun arkadaşım, kimi ilkokul arkadaşım…

Kimisi de ömrümüzü adadığımız bir ideal uğruna mücadele vermiş yol arkadaşlarım…

Sizin evinizde bunlardan varsa bunları korumaya alın…

Bunların nesli tükendi üretimi sonlandı neden bu nesil özel biliyor musunuz?

Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet…

Dozer gibi Dünya milletleri ezdi geçti…

Hayat bu nesli sınadı öğüttü ama tüketemedi…

Bu çarktan kurtulabilen şükretmeyi, tevekkülü sabırlı davranmayı yaşamayı…

Yoldaşlığı, Ülküdaşlığı öğrendi hayatta kalmayı bildi…

Bu nesil ihanetin acısını, dost hançerinin sancısını…

Son lokmayı paylaşmayı, sadakati ve vefayı bildi…

Bu nesil katı, aksi deli serttir…

Bir o kadarda merttir hoşgörülü merhametlidir…

Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi tecrübe en büyük servettir…

Yani bu 1940 ve 1960 yılları arasında doğan dinozorlar…

Tam bir müzelik antika nesildir…

Onun için 1940 ve 1960 yılları arasında doğmuş…

Hala inadına yaşayan, ana, baba, amca, dayı, yenge, teyze, hala…

Dede, anneanne, babaanne her neyiniz varsa değerini bilin…

Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir…

Oturun onlarla konuşun, dinleyin…

Onlardan geçmişi öğrenin. Sonra arar da bulamazsınız…

Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri…

Her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır…

Benden söylemesi “Tanrı Türkü Korusun”

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.