ORTADOĞULU OLMAK, BEDEVÎLİK VE FEODAL YAPI

Ortadoğulu olmak târihî, coğrafi, sosyolojik ve antropolojik bir realitedir/hakikattir/gerçekliktir. İslâmiyetin ilk yıllarında ALLAH'ın Rasûlü hicretten sonra; orijinal adı Yesrip(acı ot) olan beldeye İslâm'ın mührünü vurarak medenîleştirdi ve bundan sonra bu beldenin adı Medine(şehir) oldu. Böylece ilk medenî İslâm toplumunun temeli Medine'de atılmış oldu. Akabinde kısa sayılabilecek bir   zaman diliminde, civar coğrafyalar ve bu coğrafyalarda yaşayan insanlar da İslâm ile müşerref olunca; müslümanlar zaman içinde Maşrık’tan-Mağrib’e (Doğu’dan-Batı’ya), Cenup’tan-Şimâl’e(Güney’den-Kuzey’e) nice medeniyetler inşa ettiler. Müslümanlar bu medeniyetlerini; Ön Asya'da, Hicaz Yarımadası’nda, Mezopotamya Havzası’nda, Güney Asya’da, Afrika’da, Anadolu’da, Avrupa’nın bir kısmında realize ettiler. Erken dönemlerde Mekke, Medine, ElFustat (Kahire), Şam, Bağdat, Basra, Rey(Tahran), Buhara, Semerkand, Horasan, Isfahan, Nişâbur, Belh, İşbiliyye(Sevilla), Kurtuba(Cordoba), Gırnata(Granada), İstanbul gibi şehirler ilim-irfan merkezleri oldular. Ama bunları hep ilim, irfan, mümeyyiz akıl, mantık ve bilgiyle yaptılar…

Bunları yaparken; Kur'ân'ın mânâ, maksat, murad ve hikmetine sadâkat gösterdiler. Benî Arap, Benî Türk, Benî Fars, Benî Kürt dâvası gütmediler. Benî İslâm dediler. Çünkü onlar kardeştiler!...

Sonra aradan yıllar, yüzyıllar geçti!... İctihad kapısını kapattılar!… İlim-irfan, akıl-mantık, bilgi-hikmet başka diyarlara hicret etti!... Geriye asabiyyet, kavmiyyet ve cehâlet kaldı!... Hayat boşluk kabûl etmezdi, nitekim etmedi de!... Herkes köklerine döndü. Kimisi Arap milliyetçisi oldu, kimisi Fars milliyetçisi, kimisi Türk, kimisi de Kürt milliyetçisi!... Yeter mi? Tabii ki yetmezdi!... Olmuşken tam olmalıydı. Mutasyona uğramalıydık. Amipler gibi bölündükçe bölünmeliydik!... Bölündük de!... Mezhep dedik, meşrep dedik, cemaat dedik, tarikat dedik, ırk dedik, milliyet dedik, ideoloji dedik, parti dedik, hizip dedik; yetmedi sen dedik, ben dedik!... Bölündükçe bölündük!... Biz bölünmüşken elin oğlu durur mu hiç? Durmadılar da!... Şer güçler, bizim bu zayıf ve zaaf noktalarımızı kaşıdıkça kaşıdılar. Hâlen de kaşımıya devam ediyorlar. Ne yapsınlar, biz kaşındıkça tabii ki onlar da bizi kaşımaya devam edecekler!...

Hayat boşluk kabûl etmez demiştik!... Akıl kullanılmaz, ilim de üretilmez ise; bedevîlik, feodalite ve Ortadoğululuk kaçınılmaz olur!...

BEDEVÎLİK; zaten  Arap toplumlarının sosyolojik olarak genlerinde vardı. Bunlar kaba-saba, usûl-erkân bilmez, lâftan anlamaz-lâfını bilmez sert mizaçlı   câhillerdi. Bunlar Allah'ın Rasûlüne az çektirmemişlerdi. Bu câhil bedevîler, Rasûl ile görüşmelerinde o kadar saygısızca davranırlar, o kadar lâftan anlamazlardı  ki; Allah'ın Rasûlü'nün merhameti olmasa neredeyse Hz. Ali, Hz. Ömer kellelerini uçuracak kadar hiddetlenirlerdi!... Şimdi İslâm coğrafyasındaki müslümanların(bir miktar biz de dâhil) söz ve davranışlarına bakın. Meselelerini uhûletle-suhûletle medenîce mi çözüyorlar; yoksa yüksek sesle bağırarak-çağırarak, mutlaka üstün gelmek duygusu ve en'aniyetle  birbirlerini anlamadan-dinlemeden, hakaret ederek, iftira atarak, yaftalayarak, tanımlayarak, ötekileştirerek, dışlayarak ve hâin îlân ederek mi çözmeye çalışıyorlar? Daha doğrusu hiç çözebiliyorlar mı?!... Böylesine bir bedevî kültür ve anlayış müslümanlara hiç yakışıyor mu?!...

Şimdi herkes düşünsün ve söylesin bakalım; bizde bedevîlik, bedevî kültürü var mı yok mu?!... Ve İslâmiyetin insanlığa sunduğu proje, bir bedevî kültürü projesimiydi yoksa bir medeniyet projesimiydi?!...

FEODAL YAPI; sosyolojik bir kavram ve konu... Sosyal grupların hiyerarşik bir şekilde ve sınıfsal olarak bir toplumda kümelenmeleri… Temelinde haksızlıkların ve adâletsizliklerin hükümran olduğu sosyal yapılar… Ağalık, derebeylik, kölelik sistemi… Genelde Ortaçağ'ın insanlık dışı uygulamaları... İslâmiyetin retteddiği bir sistem!... Şimdi İslâm coğrafyasına(biz de dâhil) bakalım: Başta saltanat… Hem dînî, hem dünyevî saltanat. İslâmiyette her ikisi de var mı? İslâmiyette beşik ulâması var mı? İslâmiyette yüzyıllarca geleneksel olarak gelen seyyidlik var mı? İslâmiyette babadan oğula geçen, kan bağına bağlı dînî bir saltanat var mı? İslâmiyette babadan oğula geçen siyâsi bir saltanat, bir devlet yönetim biçimi var mı? İslâmiyette toprakların büyük bir kısmının ağalara, beylere tahsis edilmesi söz konusu mu? İslâmiyette ağaların-beylerin alabildiğine zengin; onların tarlalarında-arazilerinde çalışan emekçilerin, ırgatların, köylülerin  karın tokluğuna çalışmaları ALLAH’tan reva mı? Feodal İslâm topluluklarında kadının yeri nedir? Kadınlara evlenme- boşanma, miras, eğitim gibi konularda gerçekten adâletle hükmediliyor mu? Kan davaları var mı, yok mu? Allah'ın Rasûlü Vedâ Hutbesinde kan dâvalarını, faizi yasak etmemişmiydi? Şimdi böylesine bir feodal yapı ve anlayışla müslüman toplumlar nereye varabilirler!... Hele de bu yapıyı kurulu düzenler ve politikacılar oy/rey uğruna görmezden gelerek destekliyorlarsa!...

İşte; ORTADOĞULULUK böyle bir şey!... Adâlet yok. İlim yok. Akılı kullanmak yok. Çalışmak yok. Kural yok. Kanun yok. Medeniyet yok. Usûl yok. Erkân yok. Yöntem yok. Dinleme yok. Anlama yok. Kavrama yok. Saygı yok.  Diğergamlık(empati) yok. Mâna yok. Maksat yok. Murad yok. Hikmet yok. Oku! yok. Taakkûl, tefekkür, tezekkür, tedebbür yok!... Bedevîlik çok. Adâletsizlik çok. Ahlâksızlık çok. Haksızlık çok. Hırsızlık çok. Rüşvet, haksız kazanç çok. Faiz çok. Yalan çok. İftira çok. Gıybet çok. Kavga çok. Cinâyet çok. Ötekileştirme çok. Yaftalama çok. Dışlayıp hâin îlân etmek çok!...

İyi güzel de İlhan Hocam; “ bizim hiç mi iyi yanımız yok?” diye soracak olursanız eğer; Nasrettin Hocanın hesabı siz de haklısınız!... Olmaz mı hiç? Kıvançta-tasada, elemde-kederde biz; biriz ve beraberiz. Çünkü biz; sosyolojik olarak ”tüm renkleriyle” büyük Türk milletiyiz!... Büyük âfetlerde yek vücud olur, vatan müdâfaası söz konusu olduğunda gerisi teferruattır der; istiklâlimiz için, hürriyetimiz için, iffetimiz ve namusumuz için düşmanın üzerine ölümüne ölümüne gideriz, vesselâm!..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder 553 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

03

Uğur Güler - “Sonra içtihat kapısını kapattılar...” şeklinde devam ediyor yazınız. Pekala, bu mesele, böyle bir kaç içeriksiz ve gerekçesiz kelime ile savuşturulacak denli basit midir?. İslamın yükselişinin çok somut sebepleri var ve çöküşünün de olmalı. Ne oldu 12. Asırda da, koca bir uygarlık sıfırlandı ve Bağdat, Kurtuba gibi şehirlerde, bin bir emekle ihdas edilen dev kütüphaneler yerle bir edildi?. İmam Gazali’nin edimlerini bir düşünün, derim!.

Yazınızda dolaylı olarak imlediğinizin aksine, İslamda kadının yeri pek de parlak değil!. Miras paylaşımındaki yarım hisse malumunuzdur. Polemik yarattığında, kocadan yiyeceği dayak mübahtır. Savaş ganimeti paylaşımı sizce adaletli midir ve bu ayrımcılık, aynı zamanda, feodalite gibi bir sınıf yaratma sebebi değil midir?. Barış dini denilen islam, aslında cihat dini değil midir?. Diğer iki semavi dine karşı olan tutumu, düşmanca değil midir?.

Yazdığınız makalenin içeriği, objektif ve gerçekçi mi bu durumda?.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 14 Mart 09:10
01

Arif BİLGİN - Tebrik ederim. Çok yararlı bir yazı.. Aramıza hoş geldiniz. başarılar, selamlar...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 09 Mart 23:09
02

İlhan Akar - @Arif BİLGİN 01 nolu yoruma cevabı: Düşünen, düşündüğünü yazan, yazdığını insanlık âlemiyle paylaşan tüm dostlara selâm olsun. Teşekkür eder, saygılar sunarım Arif bey hocam...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 12 Mart 00:17