İŞTE ECDAD İŞTE EDEP!

Kendileriyle iftihar ettiğimiz, gurur duyduğumuz tarihimiz boyunca 3 kıtaya hükmetmiş öyle bir ecdadımız var ki, onlarla ne kadar iftihar etsek, gurur duysak azdır.

Bizler böyle bir ecdadın torunlarıyız. Tarihe altın harflerle yazılmış ecdadımızın uyguladığı adalet, edep, merhamet, şefkat ve hoşgörü üzerine tozlu raflara kaldırılan bilmediğimiz veya okuyup ta unuttuğumuz birkaç anekdotu paylaşmak istedim.

 

Allah Rızası İçin;

Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi'nden başarılı dönmüştü. Bütün halk toplanmış onu,

Şehre girerken alkışlamak için sabırsızlanıyordu. Ama Padişah, gece olmadan şehre girmek istemiyordu. Bunun sebebini herkes merak ettiği halde hiç kimse sormaya cesaret edemiyordu.

Sonunda büyük âlimlerden olan İbni Kemal:

"Padişahım, bir maruzatım var," dedi.

Padişahın:

"Efendi, ne istediğin varsa hiç çekinmeden söyle," demesi üzerine İbni Kemal cevabı merak edilen soruyu şöyle sordu:

"Askerler merakta, bütün halk sokağa dökülmüş, sizi alkışlamayı beklerken siz hâlâ şehre girmezsiniz. Bunun sebebi hikmeti nedir?"

Yavuz şu şahane cevabı verdi:

"Efendi, sen bizi hâlâ tanıyamadın mı? Biz; şan, şöhret ve alkış toplamak için değil, Allah rızasını kazanmak için savaşırız."

 

Anan Ne Giyinsin Süleyman;

Yavuz Sultan Selim devlet harcamalarında olduğu gibi şahsi harcamalarında da sadeliği ön planda tutardı. Lüks ve israfa kaçan süslü elbiseleri giymeyi sevmezdi.

Süslü elbiselerin kadınlara yakıştığını düşünür ve erkeklerin böyle giyinmelerini de doğru bulmazdı. Günün birinde oğlu Şehzade Süleyman, pek süslü ve parlak elbiseler giyinmiş ve pahalı mücevherleri takınmış olduğu halde huzuruna çıktı.

Oğlunun bu süslü giyimini gören Padişah, şöyle dedi:

"Sen böyle giyinirsen anan ne giyinsin Süleyman?

Anana takacak ziynet bırakmamışsın."

 

Hasta Olmayasın Diye;

Fatih Sultan Mehmet bir Anadolu seferi dönüşünde, Balıkesir'den geçiyordu.

Hava oldukça sıcaktı. Bu sıcaktan herkes gibi Fatih Sultan Mehmet de nasibine düşeni almıştı. Öylesine yorgundu ki... Kendisini bu halde gören bir köylü kadını bir tas içerisinde ona ayran ikram etti. Ayranın üstünde iki üç tane saman çöplerini üfleye üfleye ayranı içti. Sonra da kendisini bir ana şefkatiyle seyreden ihtiyar köylü kadına: "Allah razı olsun," dedi. "Ama şu saman çöpleri ayranı bir nefeste içmeme engel oldu." İhtiyar kadın Fatih'in bu sözlerine anne şefkatinin boyutlarını gözler önüne seren, şu cevabı verdi: "Oğul, ben onları ayranın üzerine kasıtlı koydum. Sen uzak yoldan geliyorsun. Sonra terlemişsin de. Soğuk ayranı bir yudumda içersin de hasta olursun, hasta olmayasın diye böyle yaptım.

 

Sultan 2. Abdülhamid Han'ın Başkâtibi Esad Bey Anlatıyor:

''Bir gece yarısı, çok mühim bir evrakın imzası için Sultanın kapısını çaldım.

Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı.

Acaba Sultan'a bir Emr-i Hak ( ölüm) mı vaki oldu? diye endişelendim.

Biraz sonra tekrar çaldım, açıldı. Sultan, elinde havlu ile yüzünü kuruluyordu. Tebessüm ederek, ''Evlat, bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım.

Daha kapıyı ilk vuruşunuzda uyandım, Abdest aldım. Onun için geciktim. Kusura bakma. Ben bu kadar zamandır bu milletin hiç bir evrakına abdestsiz imza atmadım. Getir imzalayalım '' dedi. Besmele çekerek imzaladı...

 

Senin Gibi Gammaza

Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi devletin ekonomisini oldukça sıkıntıya düşürmüştü.

Ordunun masraflarını devlet hazinesi tam karşılamayınca bu ihtiyacı gidermek için Galata'daki sarraflardan senet karşılığında borç almıştı.

(Bu borçlardan hepsi sefer tamamlanınca kuruşuna gelinceye kadar ödenmiştir.)

Yalnız borç alınan tüccarlardan biri devletten alacağını alamadan ölmüştü.

Bugünkü tabiriyle zamanın maliye bakanı, durumu padişaha iletip tüccarın çocuklarına bu kadar para vermenin doğru olmayacağını gerekçe göstererek bir kısım para ve malın devlet hazinesine alınmasını yazılı halde teklif etmişti.

Yavuz Sultan Selim bu öneriye çok sinirlenmiş, kendisine yazılı halde iletilen bu kâğıdın altına şu notu yazarak iade etmişti:

"Müteveffaya rahmet; malına, mülküne, parasına bereket; evladına afiyet;

senin gibi gammaza ise lanet."

 

Neyle Yapıldı?

Keçecizade Fuad Paşa; ileri görüşlü ve yenilikçi birisiydi. Onun yaptığı bazı işler kimilerince beğenilmezdi. Bu yüzden hasımları onu sık sık eleştiri yağmuruna tutarlar, hakkında ileri geri konuşurlardı. İstanbul sokaklarını bir ara yer yer kaldırımlarla süslemesi de ayrıca hakkında dedikoduların çıkmasına neden oldu. Bir gün devletin ileri gelenlerinden biri ona: "Bu kaldırımlar neyle yapıldı?" diye sordu.

Fuat Paşa'nın cevabı şöyle oldu:

"Bize atılan taşlardan yapıldı."

 

Gelelim günümüze;

 Şehrimizi güzelleştirmek, geliştirmek ve daha yaşanabilir bir hale getirmek için gecesini gündüzüne katıp çalışanlara tıpkı Keçecizade Fuad Paşa örneğinde olduğu gibi bugünde  ayak bağı olanlar yok mu? Mesnetsiz eleştiri yapanlar yok mu? Kıskançlık ve haset duygusu içinde olan bu zavallılar dünde vardı bugünde var yarında olacak.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Yılmaz - Mesaj Gönder 83 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.