RTÜK’e açık mektup

Bundan 12 yıl önce, akşam saatlerinde bir konu için Elbistan Polis Karakolunda idim.  Görevli memurun gelmesini bekliyordum. Bu sırada bir polis memuru çok sinirlenmiş ve bağırarak içeri giriyordu: Kurtlar Vadisi dizisinin senaryosunu yazandan, yönetmeninden, oyuncularına kadar hepsini eleştiriyordu. Diğer polis memuru “hayırdır ne oldu” diye sordu. O da şunları söyledi: “Köprübaşında şüpheli bir araç vardı. Durdurup kontrol yaptık. Sürücü alkollü çıktı. Gerekli prosedürleri uyguluyorduk. Bu genç sorun çıkardı ve şöyle bağırıyordu: “Ben Elbistan’ın Polat Alemdar’ıyım, bana dokunamazsınız.” Tabii polisimiz gerekeni en mükemmel şekilde yapmıştı.

3-5 kişi bir araya gelse, hemen memleket, ülke sorunları konuşulur, çeşitli çözümler üretilir. Siyasetten, ekonomiden, eğitimden dem vurulur. Ama kimse dizi senaryolarına dikkat çekmez. Belki de daha önemli olan dizilere, başka bir gözlük ile bakalım.

İyi bir tv izleyicisi değilim. Ancak farklı bakış açısı ile, birçoğunu takibime alırım. Bazı dizilerin konuları, toplumumuza çok kötü örnek oluyor. Bu senaryolar; ya dikkat çekip daha çok izlenmek için, ya da bilinçli bir şekilde topluma derin yaralar açmak için yazılıp sahneleniyor.

Bazı diziler başladığında, başrol oyuncuları son derece beyefendi, hanımefendi, topluma faydalı kişilerden oluşuyor. İzleyici kendini ve hayallerini o karakterde bütünleştiriyor ve “tam da benim hayalim gibi, yiğit, mert, delikanlı, mütevazi, haksızdan alıp haklıya veriyor” algısına kapılıyor. Birkaç bölüm geçtikten sonra, bu başrol oyuncuları toplumumuzda ayıplanan, kötülenen bazı hatalar yapmaya başlıyor. İzleyici kendisini öyle kaptırmış ki “hayatta böyle şeyler olabilir” deyip normal karşılamaya başlıyor. İşte hassas nokta da burada başlıyor. Hayatta böyle yanlış şeylerin ardı arkası kesilmiyor. Sanki toplumda ayıplanan, kötülenen davranışların, içselleştirme serumu veriliyor.

Bazı dizilerde reyting yarışı had safhada. Aşk dizilerinde bu yarış en çok aldatma sayısı ile doğru orantılı, mafya türü dizilerde ise en çok adam öldürme, işkence uygulama sayısı ile doğru orantılı.

Bazı dizilerin topluma verdiği klasik mesaj şu: istediğiniz kadar iyi bir aile hayatınız olsa da, bir sevgiliniz yoksa boşa yaşıyorsunuz. Eşinizin en küçük kusuru var ise, hemen boşayın. Atlayın İstanbul’a gidin. İstanbul girişinde son derece güzel ve zengin dul kadınlar ile son derece yakışıklı, zengin dul beyler; geçen yıl eşini trafik kazasında veya kanserde kaybetmiş ve sizleri bekliyorlar. Hemen içlerinden birini seçin hayatınızı yaşayın. Boğaz manzaralı tripleks villaya kurulun. Son model lüks arabalar özel şoförleri ile emrinizde. Çok sayıda hizmetçiler etrafınızda fır fır dönüp sizlere hizmet ediyor olacaklar.

Bazı diziler ise “The Godfather” filminin pabucunu dama attıran, mafya sahneleri ile reyting yarışında başı çekiyorlar. Her hafta sayısız adam öldürüyorlar. Bu ülkenin polisi, askeri, savcısı, hakimi bu sayısız cinayeti bir türlü fark edemiyor. Bu başrol oyuncusu geçen hafta çok sayıda adam öldürdü, olay günümüz Türkiye’sinde geçiyor. Ama yeni bölümde de hapse girmeden oynuyor. Canınızı sıkanları hemen vurun, kırın hiç bir şey olmaz mesajı mı veriliyor?

Bilirkişilik eğitimi için İnönü Üniversitesi’ne gitmiştim. Hocalarımızdan birisi de Adli Tıp Kurumu başkanı Prof. Dr. Sayın Osman Celbiş’ti. Bilgisayar dersini anlatmıştı. Ders arasında Osman hoca ile sohbet ederken, dünyada adli tıpta ülkemizin yerini sordum. Osman hoca şunları söylemişti: “Gerek bilgi, tecrübe, gerekse teknik donanım olarak dünyanın gelişmiş bir çok ülkesinden daha iyi durumdayız. Bizim ülkemizde faili meçhul cinayet sayısı, gelişmiş ülkelerle kıyaslanmayacak derecede az.” Dizi senaristleri, senaryoları yazarken ne içiyorlar acaba…

Meşhur dizilerin birinde Türk Polisi’nin olaya müdahale sahnesini RTÜK’e şikayet etmiştim. Zabıta elbiseleri giymiş, son derece çekingen, silah tutmasını bilmeyen tiplerden oluşan bir sahne idi. Bu kadarı da fazla diye, RTÜK’e buna nasıl müsaade ediyorsunuz diye sıralamıştım. Ülkemizin her köşesinde Özel Hareket Polisi ve Özel Hareket Jandarma timleri bulunuyor. Silahlı olaylara bunlar başarılı bir şekilde müdahale ediyor. Allah esirgesin, bunların yürüyüşü ölümü korkutuyor. Dizilerde emniyet güçlerini aciz, savcılarımızı cinayetlerden habersiz gibi durumlara sokarak, yapılan reyting yarışı olmaz olsun.

Eğer çevrenizde çok yaşlı birilerini bulursanız lütfen, o malum mafya dizi karakterlerini bir sorun. Hiçbir işi gücü olmayan, silah kaçakçılığı yapan, çeteler arası mücadele adı altında işkence yapan, durmadan kavga eden kişilere sizin zamanınıza ne sıfat verilirdi diye sorun. Ben yaşlı bir amcaya sordum ve bana şu cevabı verdi: “anlattığın tiplere bizim zamanımızda ZİBİDİ denirdi”. Devir mi değişti. Zibidilik öykünülecek hale mi geldi? 

Son zamanlarda; cinayet, kadına-çocuğa şiddet, gasp türü haberler ve boşanma sayısında ciddi artış var mı? Eğer belirgin bir artış var ise, dizilerin senaryo ve sahneleri ile bir bağının olup olmadığı akademik düzeyde masaya yatırılmalı.

Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), bazı dizilerdeki ZİBİDİLİĞİ öykünülecek halden çıkartmasını, askerimizi, polisimizi aciz, savcılarımızı bi haber duruma sokan dizi senaryo ve sahnelerini gözden geçirmesini bekliyorum.

Dizilerdeki racon kesme replikleri ile bir yere varamayız. Racon kesilecek ise; bilim dünyasında, yazılım alanında, laboratuvarlarda racon kesmeye ihtiyacımız var.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Göçer - Mesaj Gönder 41 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.