BALKONLU EV

Tek katlı evimizin küçük bahçesinde oynarken yanı başımızda yapılan çok katlı binalara bakar imrenirdim. Ne güzel balkonları vardı, keşke bizim evimizde de balkon olsa hiç içeri girmem hep balkonda oynar, aşağıdan gelip geçenleri izler hatta havanın güzel olduğu zamanlar gece orda uyumanın hayalini kurar, gülümser keyiflenirdim. En güzel zevkimdi benim olmayan o balkonda nasıl vakit geçireceğimin hayalini kurmak…

Evin en küçük çocuğu bendim ve o gün doğum günümdü. Akşam yemeğinden sonra ablam kutlama sarılması başlasın diye bağırınca fırladım yerimden. Sarılma kısmından çok hediye alıp almadıkları beni daha çok ilgilendirdiği için ailemin sarılıp öpmelerini hızlıca bitirdiğimi düşünürken,  annem “kara kuzum iyi ki doğdun” diyerek bir kere daha sımsıkı sarıldı. Ben gülümsüyor ama gözlerimle de ellerinde bir paket olup olmadığına bakıyordum.

Annem hediye arayan gözlerime acımış olacak ki ablama “ver bakalım hediyesini” dedi.

Bir poşet çikolata, bisküvi, kek ve meyve suyu dolu poşete nasıl sarılmışsam, annem “Ezilecek hepsi yiyemeyeceksin” dedi. Evimiz iki odalıydı, odanın birinde annem ve babam diğerinde ben, ablam ve ağabeyim kalıyorduk. Poşeti aldığım gibi annemle babamın odasına gittim. Yan apartmandaki çocukların ellerinde gördüğüm o kırmızı kaplı çikolatalar poşetin en üstündeydi. Sarıldım poşete aileme sarılmadığım gibi.

Karyolanın yanına iliştim. İçinden dört tane çikolata alıp diğer odadaki aileme verip hızlıca poşetin yanına döndüm. Yan apartmanda ki çocuklar kırmızı ambalajlı çikolatayı yerken “Bir kere ısırsam” dedim diye benimle hep dalga geçerlerdi. Yarın da ben onların karşısına geçip onlara baka baka yiyecektim. Beyaz olan çikolatayı açtım keyifle yedim.

Çok şiddetli bir ses duydum ama hiç oralı olmadım. Kucağımda ki poşette neler var bir elimle bakıyordum ki biri sarsmaya başladı başımı kaldırdım ağabeyim sandım ama kimse yoktu. İçerden çığlık sesi gelmesiyle annemin kocaman gözlerini gördüm. Daha önce hiç böyle bakmamıştı bana, onu görüyordum ama ne ben ona gidiyordum ne de o bana geliyordu, birileri bir araya gelmemizi engelliyordu sanki. Ablamın çığlığından başka bir şey duymuyordum. Hayatım da hiç bu kadar korkmamıştım. Elimi uzattım ağlayarak o da bana uzattı tam tutacakken tavanın annemin üzerine düşmesi bir oldu. Ancak televizyonlar da olurdu böyle şeyler annemin başına gelmezdi ki. Yanı başıma yığıldı annem…

 Her yer kapkaranlık oldu. Ben hâlâ sallanmaya devam ediyordum. Anne diye bağırmak istiyordum ama sesim çıkmıyor kalkmak istiyorum ama ayağımda ki acı kımıldamama bile engel oluyordu. Dışarıdan gelen soğuk hava titretti beni. Uğultular geliyordu ama ne olduğunu bir türlü anlayamamıştım.  Anneme, babama, ablama ve ağabeyime sesimi duyurmaya çalışsam da sesimi ben bile duymuyordum. Uyudum bunlar rüya dedim kendime ama uyumamıştım ki…

Allah’ım yardım et bana diyip durdum. Ayağımı kendime çekmeye çalıştım ama gelmiyordu, elimle çekmek için uzattım elimi. Elime saçlar geldi, anneee diye bağırdım,  ses yok. Sesimi duyan var mıııııı?

Boğazım acıyana kadar bağırdım, niye kimse duymuyor beni. Babam, ablam ağabeyim diğer odadalar hemencik şurası duyun beni ne olur gelin alın beni…

Annemin saçlarını tuttum ama çekmedim acımasın diye, “Anne kalk biliyorum sensin beni almaya geldin, gördüm seni ne olur kalk ben buradayım. Korkutma beni annem kalk bak kara kuzun burada, annem uyan al kucağına beni” sevdim saçlarını okşadım yumuşacık eğilemedimdi öpeyim. Öpsem uyanırdı, biliyorum uyanırdı. Doğum günümü kutlarken nasıl da sarılmıştı bana ama ben onun gibi sarılmamıştım nasıl utandım o an.

Her yerden siren sesleri geliyor. Birileri bağırıyor sesimi duyan var mıııııııı?

Sesim çıkmadı ki buradayım diyeyim annem de yanımda, diğerleri yan oda da diyemedim. Ağlamalar, inlemeler, çığlıklar ve yine sallanmalar, kucağımda çikolatalar elim annemin saçında sabaha kadar anneme yalvardım kalkması için.

Her taraf aydınlandı ve sıkıştığım yerden kendi başıma çıktım. Yükseldikçe yalnızca yıkık binalar, koşuşturan insanlar görüyordum. Evimizin üzerinde durdum ve beton yığınından başka bir şey göremedim. . Yan tarafımızda ki balkonlu bina bizim evimizin üzerindeydi. En sevdiğim balkonlu evler bizim evimizi yıkmıştı.

 Kırmızı önlük giyen insanların yanına gittim. Neler oldu burada dedim ama kimse cevap vermedi bana. Onları izlemeye başladım. Bir tanesi “ Deprem öldürmez insanlar, binalar öldürür, çok yazık oldu bu insanlara çok yazık” dedi.

 Ben hayretle onları izlerken bir ağabeyim kucağın da ablamı gördüm, bağırarak gittim yanlarına ablamın başı kanlar içinde gözleri kapalı hemen aldılar onu ambulansa götürdüler ben de peşinden gittim doktor amca baktı üzgün tavırlarla yüzünü örttü. Ben ne oluyor demeden babam, ağabeyimi de ambulansın yanına getirdiler. Üstleri toz içerisinde, hemen silkeledim üstlerini öptüm hepsini  “Bakın buradayım ben, kalkın ne olur” dedim ama benden başka sesimi duyan yoktu ki.

Bir sedye daha geldi annemi sallanan saçlarından tanıdım. Yere bıraktılar koştum yanına, sarıldım öptüm. Çok soğuktu yüzü, ellerimle yanaklarına dokundum ısıtmak için, açmadı gözlerini. Babama, ablama, ağabeyime koştum sırayla sarstım onları öptüm kalkın dedim, hepsi buz gibiydiler, ne olur battaniye verin çok üşümüşler ısıtalım onları desem de kimse ne battaniye getirdi ne de gelip baktılar. Arkamı döndüğüm zaman kendimi gördüm bir ağabey beni kucağına almış elimde sallanan çikolata poşetim. Ağabey beni ağlayarak başka bir ağabeye verdi “Sana bir melek veriyorum”  dedi.  Elimde sıkıca tuttuğum poşeti donan parmaklarımdan çıkarırken herkes ağlıyor sadece hıçkırık sesleri geliyordu o kalabalıktan. 

Hepimizin üzerine beyaz örtü örtüp ambulansa bıraktılar. Hepimizi deprem mi öldürmüştü yoksa en sevdiğim balkonlu ev mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevda Küçük - Mesaj Gönder 7 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.