SEN DE DÜŞERSİN BİR GÜN

Birilerine tuzak kurma peşinde isen, kuyu kazmak gayretinde isen bileceksin ki o kazdığın çukura bir gün sen de düşeceksin, o çukuru bir gün sen de boylayacaksın.

Evet, boşuna dememişler, başkalarının kuyusunu kazanlar, tuzak kuranlar, kazdığı kuyuya bir gün kendileri de düşer diye. Bazı kimseler kendi kusurlarını hiç görmez hep başkalarını eleştirirler. Kötü niyetli kişiler, bardağın hep boş tarafına bakarlar ama boş olan kendi bardaklarına hiç bakmazlar. Kötü niyetli kişilerde daima bir hazımsızlık, bir çekememezlik duygusu vardır. Kendisinin sahip olamadığı güzelliklere birileri sahipse, onu kıskanırlar ve elinden gelen her türlü kötülüğü düşünürler. Bazen tuzak kurarlar, bazen kuyu kazarlar. Ancak, Allah-ü Teâlâ kötülük yapmayı düşünen kişinin başına kötülüğü sarar. Başkalarının kuyusunu kazanlar, ne kadar aşağı indiklerini fark edemezler! Kendi işini bırakıp onun bunun yaptığı işe dil uzatanlar, arkasından konuşanlar, laf yetiştirmeye çalışanlar toplum önünde her zaman hak edecekleri değerden fazlasını bulamazlar. Başkasının kötülüğünü düşünen, tuzak kuran kimse, kurduğu tuzağa önce kendi düşer; hiç kimsenin yaptığı kötülük yanına kalmaz, ona yarardan çok zarar getirir, nefret duygusunu arttırır.

Kimseyi kandırmayalım, kimseye hile yapmayalım, kimseye tuzak kurmayalım.

Kötü niyetleri uğruna başkalarını düşürmek için kuyu kazanlar o kuyuya önünde sonunda kendileri düşerler.

Tıpkı “Ebu cehil, kuyu kazar, kazdığı kuyuya kendi düşer” hikâyesinde olduğu gibi.

Merak etme kurduğun tuzağa, kazdığın çukura mutlaka sen de düşersin bir gün.

Ebu Cehil bir gün şöyle bir tuzak hazırlamıştı: Evine girilen yolun üzerine bir kör kuyu kazdıracak, sonra da bir bahaneyle Hz. Peygamber'i evine çağırarak kör kuyuya düşmesini sağlayacaktı. Nitekim adamlarını toplayarak evin cümle kapısı önünde bir kör kuyu kazmalarını emretti. Kuyu kazılıp üstü de ince tahtalarla kapatıldıktan sonra ince kumlarla belli edilmez bir şekilde iyice örtülür. Lanetlik Ebu Cehil de çok hastayım diye Hz. Peygamber'e haber salar. Adamlarına da Hz. Peygamber (s.a.v.) gelip kuyuya düştükten sonra toprakla üzerini tamamen örterek orada helâk olmasını sağlamalarını emretti. Hastalık haberini alan sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) baş düşmanı olduğunu bile bile belki imana gelir diye hemen Ebu Cehil'in evine koşup geldi. Tam ev kapısının önüne, kör kuyunun yanına yaklaşmıştı ki, karşısına Cebrail (a.s.) çıkarak hazırlanan tuzağı haber verdi ve kendisini içeriye girmekten men etti.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) hemen geri döndü. Hizmetçilerden durumu öğrenen Ebu Cehil de yatağından kalkarak ardına düştü. Güya neden döndünüz, ey Allah'ın elçisi? Diye soracak ve de gönlünü aldıktan sonra içeri buyur ederek kör kuyuya düşmesini sağlayacaktı. Fakat ne ilginç ilâhi tecellidir ki kör kuyunun varlığını unutarak içine düştü. Evet, boşuna dememişler, başkalarının kuyusunu kazan, kazdığı kuyuya bir gün kendi düşer diye.

Kuyu içinde, "imdat kurtarın!" diye acı acı bağırmaya başlayan Ebu Cehil'i kurtarmak için kuyunun başına toplanan adamları ip attılar. Fakat ip yetişmedi. Ebu Cehil ipi bir türlü yakalayamıyordu. Çıkarıp ikinci bir ip ekledikten sonra ikinci defa ip attılar. Üçüncü, dördüncü defa ipi ekleyip saldılar, yine tutmadı. İpi her ekleyip saldıklarında kuyu da devamlı derinleşiyor ve Ebu Cehil de bir türlü ipi yakalayıp da dışarı çıkamıyordu. Baktı ki çıkacağına devamlı dibe doğru inmekte. Bunun üzerine adamlarına seslenerek, "Bana Hz. Peygamber'i çağırın, çünkü beni buradan ancak O kurtarır" diye emretti. Gidip Hz. Peygamber'i çağırdılar. Kuyunun başına gelen sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), "Ey Ebu Cehil!" dedi. "Allah'a ve resulüne iman edersen seni bu kör kuyudan çıkarırım. Yoksa orada geberip gidersin."

Tabii ki çaresizlik içinde kalan Ebu Cehil içinden değil, fakat dilinden evet, diyordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) kuyuya elini uzatır uzatmaz Ebu Cehil hemen yakalayarak yeryüzüne çıktı. Orada bulunan herkes şaşırıp kalmıştı. Öyle ya Ebu Cehil'i en uzun iple çıkaramamışlardı da, Hz. Peygamber (s.a.v.) eliyle nasıl çıkarabilmişti. Bu imkânsız gibi bir şeydi. Fakat değildi. Çünkü bu bir mucize idi. Ama kimlere göre. İman edenlere göre, İman etmeyenlere göre ise sihirdi. Nitekim Ebu Cehil de daha çıkar çıkmaz sevgili Peygamberimize, "Ey Muhammed! Sen büyük bir sihirbazsın" dedi.

Gerçekte ise bu hadisenin sihirlik bir tarafı yoktu. O tamamen kuvvet ve kudretine son olmayan Allah'ın peygamberine bahşettiği bir mucize idi. Hem de başkalarının kuyusunu kazmaktan başka bir işi olmayan kimselerin kendi kazdığı kuyuya kendilerinin düştüğünü gösteren bir mucize.

O yüzden sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

"Mümin kardeşinin kuyusunu kazan kimse, kazdığı kuyuya er geç kendi düşer."

Yüce Allah (c.c.) cümlemizi kendi işiyle uğraşan, başkalarının kuyusunu kazmayan kullarından eylesin, âmin.

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Yılmaz - Mesaj Gönder 167 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.