SUYUN SABUNLA KARDEŞLİĞİ

Ne güzel bir söz: “Müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanır” 

Müziğin sesine kulaklarımızı öylesine tıkamışız ki karşımızda tepinen bir yığın şuursuz deliyi seyrediyor, onların delilik nöbetlerine kahkahalarla gülüyoruz. Peki, deli kim. Delilik nerede başlar, nerede biter? Peki deliliğin bir alt sınırı, üst sınırı var mı? Sorulacak bir düzine soru ve bunlara verilecek cevaplar. Sorular klasik olsa da cevaplar herkesin kendi delilik düzeyinde.

Derler ki; “ Karışma sana ne. Elin döküp saçtığını sen mi toparlayacaksın.” Belki haklılık payı vardır. Ama bunca çarpık giden işleri seyrederken karışmamak sorumluluktan kaçmak değil mi? Yaşadığımız şehre karşı hiç mi sorumluluğumuz yok?

Derler ki; “Üzülürsün. Anlaşılmamak üzer, anlatamamak üzer.” Hâlbuki “Felaketin geleceğini önceden görenler iki kere acı çekerler.” Sessiz kalıp üzülmektense, sorumluluk alıp üzülmek daha hayırlı.

Derler ki; “ Aman ha, suya sabuna dokunma” En çok da yutkunmaya başladığın bir zamanda yazarken suya sabuna dokunma. Her kelimeyi cımbızla seç, sabırla diz. Kimseyi yerme, kimsenin tavuğuna kış deme. Hele hele de bahçesinde deve kuşu besleyenin kuşuna hiç karışma. Ortalık kraldan çok kralcı kesilenlerle doluyken sana mı kaldı suyla sabunla oynamak.

Çokları çeşme akarken testisini doldurma çabasındayken, helal/haram aramazken, üç kuruşluk menfaat için değerlerinden vazgeçerken suyun sabunun kıymeti ne ki?

Hele de, gönlünce inanmadıklarını sırf yukarılara şirin görünmek için, ya da masanın kıyıcığında yer işgal etmek için inanır görünmek gibi bir zillete girmek…

Bak yine suya/sabuna geldi sıra…

Şimdiye kadarki yazılarımın hiç birinde şahsım ya da yakınlarım adına kimseden talebim olmadı ve olmaz da. Ben, bana ters düşeni değil, toplum yararına ters düşeni kaleme alırım. Elbette belli bir siyasi görüşüm var. Ama Elbistan milliyetçiliğim partiler üstüdür. Yazıma yapılan yorumda “senin partin olsaydı. Senin başkan olsaydı” gibi ifadeleri kullanan arkadaşın beni hiç tanımadığı muhakkak.

Küçük Ceyhan’ın yeniden yapılması konusunu şimdi tam da gündemde olan İstanbul Kanalı gibi görüyorum. Ben küçük Ceyhan’ı bilirim. Tatlı bir hayal.

Birkaç sorum olacak. Bunların cevaplandırılacağını umuyorum. Gerçi, hiçbir sorumuz cevap bulamadı ama yine de bir umut…

Hükümet konağı ile İstiklal İlkokulu arasında kalan yol tek yön müdür. Yolun Kışla Caddesi girişinde “Tek yön “ levhası var ama trafiğin iki yönlü akıyor olması bu levhanın burada unutulduğu hissi veriyor. Tek yönlerde kuralsızlık sanki kural gibi.

Ya kural koymayacaksınız, ya da koyduğunuz kurala uyacak, uymayanların da uymasını sağlayacaksınız.

Malatya yolu ile Nurhak yolu kesişimindeki o kocaman dönemeçte bir yazı var. Der ki; dönemecin içindeki araçlara yol verin. Bu bir kural. Ancak Belediye önündeki dönemeçte aynı kurala uyulmuyor olması bir eğitim eksikliği olsa gerek. Bir levha da oraya mı assak acaba?

Bir de, hizmet içi eğitim denilen çalışmaya da ihtiyacımız var. Kurala uymayan, ya da uymama gibi bir üstünlüğü olduğunu zanneden resmi araçlar…

Neyse ya. Bana ne ki yine suyu sabunu elime aldım.

Sanki bunca kirlenmişliği ben mi temizleyeceğim…

Demek isterdim ama denmiyor…

SUYA DA SABUNA DA DOKUNUN BEYLER. YOKSA MEMLEKETİ KOKU SARACAK…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.