KİRLİLİK

Memleketimizin özellikle kış aylarında ortak sorunu soluduğumuz havanın kalitesi. Hem A santralinde çalışmış hem eski ismi TKİ olan kömür işletmesinde çalışmış ve şimdi baca emisyonu ölçümleri yapan birisi olarak konuya farklı bir bakış açısı getirmek istiyorum. Konuyu ilgili başlıklar altında ve özetin de özeti şeklinde siz değerli okurlarıma aktaracağım. Amacım konu hakkında farklı bilgiler vererek yanlı veya karşıt düşüncelerinizi teknik bilgilerle de güçlendirmeniz ve bakış açınıza genişlik getirmek olacaktır.

Hava veya çevre kirliliği konusunda devletimiz ne demiş önce ona bakalım; T.C. Anayasası 56.Madde. “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir’’. Yaşam kurallarımızı belirleyen yazılı metinlerden olan anayasamız çevrenin korunması gerektiğini açık bir şekilde vurgulamış. Bu alt yapı ile devletimiz geliştikçe sanayi kuruluşları faaliyet alanları artış göstermiş ve 1986 yılında hava kirliliği kontrol yönetmeliği ilk defa yayınlanmıştır. Bu yönetmelik özetle; 1 metreküp hava içinde en fazla 1000 miligram kükürt dioksit olmalıdır demiş. Şimdi kükürt dioksit nedir? Külden daha tehlikelidir ve asit yağmuru dediğimiz su ile karıştığında suyun asidik özelliğini artıran genelde yanma sonucu oluşup bacalardan atılan kimyasal bileşiktir. Yani kül ile alakası yoktur ve solunum yapan tüm canlılar için külden daha tehlikelidir. Bu yönetmelik maddesine yazının devamında tekrar değineceğim.

Yukarıda kül demişken külün tehlikesiz olduğu gibi bir algı oluşmasın sakın. Şimdi suçun tamamını yüklediğimiz santralin çalışma periyoduna gelelim. Santral özelleştirmeden önce 19 ay tamamen durdurulmuş ve akıbetini beklemiştir. Bu dönemde kış aylarındaki hava sıkıntımız devam etmiştir. Devir sürecinden sonra ise 11 aylık bir dönemde yani günümüze kadar, önce çok kısa bir süre 3 ünite olmak kaydıyla genel olarak ve şu an bir ünite çalışabilmektedir. B santralimizde uzun bir süredir 4 ünite çalışmamaktadır ve bu santrallerin çalışması enerji ihtiyacına göre genel müdürlükten gelen talep doğrultusunda olur. Barajlardaki su azalırsa genel müdürlük ihtiyaç dahilinde diğer elektrik üretim tesislerine yönelir ki bu durum kış aylarının sonlarına doğru gerçekleşir. Hal böyle iken yaz aylarında ve şimdi iki santraldeki toplam sekiz bacanın ikisi veya üçü çalışmaktadır.

Santrallerin bugün mevcut durumlarını açıkladıktan sonra filtre dediğinizde aklınıza ne geliyor sorusuna açıklık getirmek istiyorum. Kül filtresi diyorsanız şaşırabilirsiniz çünkü iki santralde de mevcut. A santralinden çevreye yayılan arabaları üzerini kaplayan ne o zaman görmüyor musun? diyorsanız. Bu durum santralin kül tutucu filtrelerinin çalışmaması. Her zaman olmasa da bazı arızalarda tüm kül bacalardan çevreye savruluyor çünkü sürekli kül savurarak çalışması sistemin kendisine de zarar vermektedir ki bu işletmecinin işine gelmez. Bunun için yatırım değil mevcut kül filtrelerinin tamiri gerekiyor. Yukarıda anlattığım gibi tam kapasite çalışamayan santrale mevcut filtreleri tam! çalışırsa üretilen külün %98 ini tutacak şekilde dizayn edilmişlerdir. Peki tamir olup çalıştırılırsa biz ne istiyoruz ne yapılacak bu kadar maliyetli diyorsanız işte o da yukarıda bahsettiğimiz o çok zehirli olan asit yağmurları yağdıran kükürt dioksiti tutmaya yarayacak olan akışkan gaz desülfürizasyon (FGD) sistemi yani kükürt dioksiti tutacak filtreler. Yapılacak mı? Birde bunun mazisine bakalım.

Parça parça gidiyoruz önce ilk sıkıntımızı söyleyelim 1986 yılında çıkan yönetmelik ile 1 metreküpte 1000miligram SO2 isteniyor demiştik. B termik santrali 2004 yılında faaliyete başladı. Devletimiz 2010 yılında çıkardığı büyük yakma tesisleri yönetmeliğinde 1000 miligram olan SO2 miktarını metreküpte 200miligrama düşürüyor. Yani şu durumda bölgemizdeki iki santralin kül olmasa da SO2 filtre şartları mevcut yönetmeliği karşılamamaktadır. Filtrelerin yapımı konusu ise kısa ve özet; Haberlerde de gördüğünüz üzere 2011’den beri özelleştirilip günümüze gelen hiçbir termik santrale henüz bu filtreler yapılmış değil. Süre uzatımları ile santrallerimiz çalışmalarına devam ediyorlar.

Filtre ve 40 yıldır mevcut durumu anlattıktan sonra, Şehirleşme oranının artıp mevcut nüfusun çevre köylerden Elbistan’a göçmesi ile dar bir alanda yoğun yaşaması, büyük kentlerdeki gibi hava kirliliği sıkıntısını şehrimizde özellikle 2010’dan sonra bariz şekilde hissedilir hale getirmiştir. Doğalgaz şehir içine verilmesine ve belli bölgelerde ısınma için kullanılmasına rağmen neden bu kirlilik arttı diyorsanız birkaç maddede alınacak tedbirleri sorular şeklinde sıralayabiliriz: Yakılan yakıtlar gerekli yakıt standartlarını sağlıyor mu? Yakıtı yakan sistemlere gerekli bakımlar ve kontroller yapılıyor mu? Yakıt yakan sistemlerin yüksek verimli olmaları için brülör, fan bakımları, Baca ve alev-duman borusu temizlikleri ve kontrolleri düzenli yapılıyor mu? Bina ve daire içinde oda sıcaklıkları kontrol ediliyor mu? Kazan yakıcıları gerekli eğitim ve tecrübeye sahip mi? Yakma saatlerine ve miktarlarına uyuluyor mu? Bu başlıkların biri veya birkaçına hayır diye cevap veriyorsanız işte hem duman ve eksik yanma kirliliği yukardaki bilgilere göre yaz-kış sabit olan santral kirliğine eklenip kış aylarındaki o boğucu hava kirliliğini meydana getiriyor. İyi okumalar diliyorum.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aykut Yıldırım - Mesaj Gönder 34 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.