MAVİ POŞETİM

         Babamı hiç görmedim, ben küçükken gitmiş başka şehre çalışmaya. Eve gelen tamirciyi babam zannedip atlamıştım kucağına, adam ses çıkarmadı, ama sonradan annemden güzel bir dayak yemiştim. Gerçekten babam gelse annemden onay almadan atlamayacaktım kucağına.

Annem temizliğe gittiğinde kapıyı üzerimizden kilitlerdi, o gelene kadar ablamla evde bebeğimizle oynardık.  Ablam okula başladığında ben tek kalıyor, annem gelene kadar pencerenin önünden ayrılmıyordum. Korkuyordum, ama annem de ablamda üzülmesinler diye söylemiyordum. Bir sene sonra bende okula başladım ve ablamla gidip gelir olduk eve. Eve her geldiğimizde annem yatıyor olurdu. Başı çok ağrırdı ses yapmazdık. Çalıştığı yerlerden kıyafet getirirdi bize bazıları çok yırtık olurdu dikerdi annem hasta haliyle.

Yan komşumuzun kızı en iyi arkadaşımdı. Okuldan sonra ödevlerimiz biter bitmez ya ben onlara giderdim ya da o bize gelirdi oyun oynardık.  Annemde izin alıp gittim arkadaşıma. Akşama kadar oynadık. Tam eve gidecekten komşumuz  ‘ bu gece burada kal annenden izin aldım’  deyince arkadaşım ve ben havalara uçtuk. Ertesi sabah yine oyuna daldık. Akşamüstü annem geldi aldı beni. Eve girdik ablam yok.  ‘ Ablan babanın yanında duracak bir süre, merak etme’ dedi. Gece boyunca ağlayıp babama, ablama ve anneme kızdım. Beni neden götürmediğini sorup durdum. Annem hiçbir şey demedi. Onun da ağladığını sabah şişmiş gözlerinden anladım, ama hiç üzülmedim ona. 

Okuldan her döndüğümde annemi evde buluyordum, işe de gitmiyordu artık. Ne sorsam kızıyordu. Ablamı çok özlüyor her gün ağlıyordum. Anneme olan nefretim her gün artıyordu, beni onlara götürmediği için.  

Ağlamalarıma dayanamadı annem ve ‘yarın seni de götüreyim’ dedi. Gece boyunca uyuyamadım sevinçten, ablamı ve nihayet babamı görecektim. ‘Neden onlar gelmiyor? ’ dememişim anneme çocukluk aklı işte…

Sabah kalktığımda mavi bir poşetin içinde giysilerimi görünce sevindim. Açtım poşeti sadece benim iki kazağım, bir pantolonum, iki tane de çorabım var. Zaten başka kıyafetim  yoktu.  Kazakla pantolonumu aldım poşetten, pijamamı koydum tor top edip. Bir lokma ekmek atıp ağzımıza sonra düştük yollara.  Dolmuşta ağzım kulaklarımda izledim etrafı. Kocaman bir binaya geldik. İçeri girmeye korktum devasa kapıdan, eliyle ittirdi annem, düşecektim ki tuttu kazağımdan. Sıvası dökülmüş duvarlar, ağlayan çocuk sesleri, annemin elinden tuttum sıkıca. Merdivenleri çıktık, annem kapının yanında beklememi söyleyip içeri girdi. Çömeldim kapının önüne. Sağıma soluma bakıp durdum hep, ama kimseyi göremedim. Derken açıldı kapı beni çağırdı annem.  Annemden büyük bir kadın yanına çağırdı beni. Öptü yanağımdan, saçlarımı okşadı, ismimi sordu ‘Hazan’ dedim. Benim gözüm annemde. Bekliyorum bir şey demesini. Yanıma eğildi  ‘baban ve ablan birazdan seni almaya gelecekler onlar gelene kadar burada ki arkadaşlarla oyna’ dedi yanağımdan öptü, kokladı, kemiklerimi sıkarcasına sarıldı ve gitti. Uzun zamandır beni böyle öpmemiş sarılmamıştı. Bir an annemle geri gitsem mi… diye düşündüm ama ablam ve babamla beraber nasılsa gelirdik annemin yanına.

Uzun koridordan geçip bir odaya girdik. Parkta bile bu kadar çok çocuk görmemiştim. Herkes susup bana baktı. Teyze elimde sıkıca tuttuğum poşeti alıp oynamamı söyleyerek gitti. Bütün çocuklar toplandı etrafıma, hepsi beni izliyor, utandım bakamadım kimseye. Küçük bir kız sarıldı bana, oda da ki, hatta bina da ki tek sıcak şeydi benim için. Ben de sarıldım. Diğer çocukların bakışları arasında küçük kızla oynaya başladık bir ayağı olmayan oyuncak bebekle.

Bir an gözüm penceren dışarı kaydı. Havanın kararmasını görmemle fırladım ayağa. ‘Hava kararmadan evde olun’ derdi annem hep, korkudan ne yapacağımı bilemedim kapıya koşarken. Kapı açıldı. Teyze ‘ herkes yemekhaneye’ diye bağırıyordu. Bana bakıp ‘baban yarın alacakmış seni, bugün misafirimizsin’ dedi. Benden büyük bir çocuk kulağıma ‘ Hep öyle derler ama kimse gelmez almaya, bekleme boş yere …’     Kalbim ilk defa atıyormuş gibi göğsümü delip teyzeye çarpacak sanarak tuttum kalbimi çıkmasın diye. Gözyaşlarım, içimde kopan fırtınadan kaçıp kurtulmak istercesine kendini dışarı atmaya çalışıyordu bir an önce. Midemin bulanmasıyla kusmam bir oldu. Çığlık atan bağıran çocuk seslerini hayal meyal hatırlıyorum.

Ağlamaktan şişmiş gözlerimi kaç saat sonra açtım bilmiyorum. Tek gördüğüm şey mavi poşetimdi. Poşetim de ben de evden atılmıştım. Ablamı da mı atmıştı, ama ablamın elinde poşeti yoktu. Her atılan çocuk poşetle atılmalıymış  gibi…

Aileme nefretle geçen onca seneden sonra yetimhanenin teyzesi annelik yaptı bana ve onlarca benim gibi çocuğa. Okumam için elinden gelenin fazlasını yaptı. Üniversiteyi onun sayesinde kazandığım gün elime tutuşturdu mektubu.

Mektupta, babamın bizi maddi sıkıntılardan dolayı terk ettiği, sonra annemin kanser olduğu, ablamı başka şehirde ki yurda verdiği, beni de bu yetimhaneye bıraktıktan sonra tedavi gördüğü hastanede son nefesini verdiği  gerçeği tokat gibi yüzüme çarptı. ‘Beni affet, seni çok seven annen’ cümlesini kaç kere okudum bilmiyorum…

 Annemin  mavi poşetimle beni yetimhaneye atmadığını,  çığlık ata ata tüm dünyaya haykırdım. Annem beni atmamış seviyormuş…

O yüzden ne zaman mavi poşet görsem boğazım düğüm düğüm…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevda Küçük - Mesaj Gönder 15 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Elbistan Kaynarca, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (344) 415 04 15
Reklam bilgi