Nihayet kurtulduk ve bir hatıra

Bir ‘Emek Sineması’ vardı, belediye ile belediye ekmek fabrikasının arasında. İlk yıllarında bir sinema ve düğün salonu ( o yıllarda düğünler genellikle okullarda veya sinemalarda yapılırdı) olarak epeyce gözde idi, fakat zaman geçtikçe eskidi, ülke genelinde bile sinemalara ilgi adeta sıfırlandı ve bu bina da herkesin gözüne çirkin görünen hantal bir heyula olarak yapıştı kaldı. Yıkamadı kimse. Ya sahipleri ile anlaşamadılar ya da karşılığını verecek para bulamadılar, artık orasını bilmem…

1970’li yılların başında hepsi de rahmetli olan Dr. Mehmet Ocak, Öğretmen Kemal Çevik, Sinemacı Baren (belki birkaç kişi daha vardı) ortaklaşa olarak bu sinemayı yaptırdılar.

Daha önce yeri boştu. Sinema ile cadde arasındaki boşlukta neler olurdu neler… Belediye ile Belediye Ekmek Fabrikasının yerinde meşhur Hacı Bey’in Lokantası varmış, sonra yerine tek katlı kahve olarak kullanılan kerpiç bir bina yapılmış; şimdiki Mehmet Akif Kahvaltı salonunun yeri ve bahçesi yazlık kahve olarak kullanılırken bu kerpiç binanın bir tarafı bızalığı-mızalığı bile olan kışlık kahve, nehre bakan tarafı da çayın kahvenin pişirildiği mutfak idi. O bina da 80’li yıllarda yıkılınca yerine şimdi Ekmek Fabrikası olan bina yapıldı. Bir ara belediye orada görev yaptı, alt katı lokanta oldu. Sonra Şeker Fabrikasının misafirhanesi oldu, Öğretmen evinin yazlık bahçesi olarak kullanıldı. Elbistanspor futbolcularının kaldığını da hatırlıyorum…

Kışlık sinemanın yeri daha önce boştu dedik; sonra yeri ile birlikte arkasından biraz daha alarak güzel bir yazlık sinema yapıldı. O yıllarda Elbistan’da üç tane yazlık sinema vardı, tabii o kadar da kışlık sinema; yazlıklar her akşam tıklım tıklım dolardı. Bu yazlık sinema ile cadde arası boşluktu, bu boşlukta altmışlı yetmişli yıllara kadar koca koca üç dört tane dut ağaçları gölgelerdi. Aynı zamanda gösteri yeri gibiydi. Her yıl bir veya iki kere göbeğinin üstünde taş kırdıran, memesine firkete sokup bir de saat takan; sicimin bir ucunu burnundan sokup ağızından çıkartan, sonra da izleyen halktan def veya şapkaları ile para toplayan hokkabazlar, soytarılar, sihirbazlar gelirdi. Cambazlar tellerini kuracakları yer bulamadıklarında bu alana kurarlardı. En çok da halkacılar çadır kurardı. Tüfekle atış yaptırırlar, dönen kumar aletlerine para bastırırlar ve bir tablaya yerleştirilmiş sigara paketlerine halka attırırlardı. Beş halka 50 kuruş derlerdi, kaç tanesini sigara paketine geçirirsen o kadar sigara senin olurdu; ama pek geçirene de rastlamadım…

Bu alanın üst tarafına parpırlarla yapılan kulübeye Elbistan’da ilk kez langırt ve bilardo getirdiler. Maraşlı biri imiş getiren; belki işletemediğinden (çünkü Elbistanlı çocukların, gençlerin hiç biri daha önce görmemiş ki gelip oynasınlar) merhum Köşker Nedim Dedeler'e; o da kısa süre sonra da Ziraat Bankasında hizmetli olarak çalışıp emekli olan Ümmet ağabey ile ortağı merhum Cemil Ataol’a devreder. Birkaç yıl burada çalıştırdıklarını, hatta Ümmet ağabeyin bu kulübenin dış tarafında dondurma yapıp sattığını biliyorum. Biliyorum zira çıraklarından biri bendim, biri de Cebrail Öz isimli arkadaş idi…

Neyse, yazlık sinemanın yerine kışlık Emek Sineması yapıldı ve arka taraf bitişiği yazlık sinema olarak uzun zaman devam etti

Sinemalar işlevini yitirince adeta terk edildi. Düğün yapmak isteyenler olursa sinemanın salonu onlara kiralanıyordu. Sonra sinemayı (Tapıt) Cemil Özkara satın aldı. Sinema iki kat yüksekliğinde olduğu için, kafayı çalıştırdı ve yüksekliğinin ortasına bir tavan yaptırarak iki kat elde etti. Alt katları kahve, kebapçı vs olarak kullanılırken batı taraf üst katı Mesut Düğün (ve bilardo) Salonu oldu.

Üçüncü kat ise seksen öncesinden başlanarak yıllarca Ticaret Lisesi olarak (müdürü Fatih Köşker idi) kullanıldı. En üst kattaki bir konut olarak yapılan daire de Fatih Bey’in lojmanı olmuştu. Sonra bu daire Öğretmenler Lokali oldu. Burada ilk önce müdür Mahmut Gül oldu ondan sonra da rahmetli Kemal Küçük (Milli Eğitim Müdürü idi) isteğini kıramayarak ben olmuştum…

Sinemaya giriş taraf ikinci katı kulüp, Elbistanspor Lokali, ilk kez Öğretmen Evi Lokali oldu. Sonra Öğretmen evi lokali en üstteki / damdaki daireye taşındı.

Amcam oğlu Emekli Öğretmen Münip Özatay’ın affına sığınarak kısa bir hatıra ile bitireyim. Elbistan’da öğretmenevi lokalinin ilk müdürü Münip Özatay oldu. Lokal, iç içe iki odadan müteşekkil idi. Girişte nispeten küçük bir oda vardı, bunun da bir tarafına çay ocağı yapılmıştı; sonra binayı enlemesine kaplayan büyük bir salon vardı. Buranın da kuzey tarafı kasılarak müdür odası yapılmıştı. Kalanı oyun salonu idi…

Öğretmenevleri ve lokalleri Türkiye’de 12 Eylül İhtilal Konseyinin emirleri ile kurulmuştu. İllerde Öğretmen Evleri, ilçelerinde ise sadece lokal olurdu. Dolayısıyla ilçelerdeki öğretmenlerden kesilen ÖĞRETMENEVİ AİDATI olduğu gibi illere aktarılırdı. İller küm küm kütülerken ilçeler parasızlıktan kıvranır dururdu. Geçelim; dolayısıyla o zaman Milli Eğitim Bakanı olan emekli paşa Hasan Sağlam yönetmeliğini belirlemişti. Asker belirlerse üstelik bu asker ihtilal yapanlardan biri ise ne olur, askerlerin disiplin anlayışına göre şekillenir. Mesela kravat takmak zorunlu idi. Münip ağabey de bunu tavizsiz uyguluyordu. Bayram tatili, hafta sonu tatili dinlemiyor, kim kravatsız gelirse içeri aldırmıyordu; eğer gözden kaçmış ise hizmetli gelip bir daha kravatsız gelmemesini, aksi halde içeri alınmayacağını tembih ediyordu. Bir böyle iki böyle, kravatsız gelenler çok da olunca, hatırını kıramayacağı insanlar da gelmeye başlayınca Münip ağabey birkaç tane yedek kravat temin etti. Kim kravatsız gelirse gönderiyor ve takmasını istiyordu. Hatta kış günlerinin birinde ben yarı boğazlı bir kazak ile gelmiştim. Kendisi gelip kravatımın olup olmadığını sordu; “Yok, ağabey baksana yakam kapalı, neden takayım” dedim. Bir dakika sonra elinde kravat ile gelerek “Arif şunu tak…” dedi. “Sen takmazsan o takmazsa kime ısrar edeyim?” diye de ekledi. Kırmamak için taktım.

Elbistan’da öyle herkesin özellikle memur kesiminin gidip oturacağı nezih bir yer yoktu. Bir burası vardı. Hâkim ve savcılar da buraya gelmeye başladılar. Güzel de oluyordu, öğretmenlerle dostluklar kuruluyor birbirine el gibi durmuyorlardı. Bir pazar günü, dört tane hâkim ile savcı bir masada oturuyorlardı. Biri hariç diğer üçünün kravatı yoktu. Münip ağabey bizzat kendisi giderek buraya kravatsız gelmenin yasak olduğunu, arzu ederlerse kravat vereceğini söyledi. Onlar “Tatil günü kravat takmasak ne olur.. Zaten her gün takıyoruz, bu gün daha rahat elbiseler giydik zaten; takmayalım…” dediler. Münip ağabey ısrar etti. Onlar da kızarak ve gücenerek kalkıp gittiler. Bir daha hiç gelmediler…

Biz hem kravat mecburiyetine kızıyorduk, hem de Münip ağabeyin eşit davranmasını takdir ediyorduk.

Tabii sıkıntısını da çekti camiamız. Seçimler yakındı. Yanılmıyorsam bir köyde öğretmen arkadaşın biri hesaplamaları mı yanlış yapmış, başka hata mı etmiş bilmem tevkif ettiler ve bir süre cezaevinde kaldı. Herkes bir hâkimin sözüne dayandırarak “Eğer hâkimleri o gün kravat yüzüne kırmamış olsaydık, bu öğretmenimiz bu sıkıntıyı çekmezdi” dedi. Doğru mu yanlış mı bilmem; ama bu epeyce dillendirildi…

Evet, yapışıp kalan halkın her gördüğünde “Yav şu binayı niye yıkmıyorlar ki, birinin başına yıkılacak…” dediği o hantal binanın nihayet karartısı kalktı. Elbistan yapılmayanların yapılacağı günlere kavuştu, yaşayalım görelim inşallah…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder 86 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Elbistan Kaynarca, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (344) 415 04 15
Reklam bilgi