Kese veya Kasa Kadar Kıymet

Cebelleşme dönemi geçti gitti. Artçı durumlar ve yansımaları yaşansa bile münferit birkaç durumun ötesine geçmiyor. Bazıları için haziran ayında başlamış olsa bile bu cebelleşme dönemi bazılarında yaz ortalarında, rahat ve umursamaz yapılı kimselerde ise ağustos sonunda başlamakla birlikte eylül ayının girmesi, okulların açılması ile zirve noktaya ulaşmakta ve eğitim öğretimin başlayıp okullarda işleyişin rutine dönmesiyle yavaş yavaş sonlanmaktadır. Bu bahsettiğim cebelleşme dönemi çocuğu okula başlayan veliler için çocuğunu hangi okula yazdıracağından tutun, hangi öğretmenin sınıfına verdireceğine kadar geçen uzun süre ve mücadele döneminden ibaret. Her anne-baba ve kısacası veli çocuğunun iyi bir okul dönemi geçirmesi ve uzun süreli bu okul döneminin sonucunda tatmin edici bir meslek sahibi olmasını arzulamaktadır. Çocuklarının yetişkinlik evresinde gelecek kaygısı, meslek problemi, geçim problemi, işsizlik problemi yaşamaması için daha ilkokul birinci sınıftan itibaren kendi bakış açısı ve kendi yeterlilikleri veya kendi doğruları ve doğru bildikleriyle yorumlayarak kendisine göre en iyi öğretmenin(?) sınıfında yer alması için büyük bir çaba sarf etmektedir. Her veli bu isteğinde ve arzusunda elbette haklıdır. Her vatandaşın devletten olanakları eksiksiz iyi bir okul, donanımlı bir okul ve iyi yetişmiş, mesleki yeterliliğe sahip öğretmen talep etmek hakkıdır.

Özellikle okulların başlamasına yakın dönem olmak üzere uzun bir süre bu açıdan veliler için cebelleşme dönemidir. Karşı tarafta ise bu dönem öğretmenler ve okul yöneticileri için de bir cebelleşme dönemine dönüşmektedir. Bu süreç okul yöneticilerinin en çok baş ağrıtan dönemlerinden birisidir. Ancak velilerin çocuklarının geleceği için devletten haklı taleplerinin yerine getirilmesi en elzem olanıdır ve bunun için de okul yöneticileri ve bürokratlar her veli için istediği çözümü sunmak zorunda bırakılmaktadır ki sihirbaz olsalar yapamazlar. Her yıl bir şekilde bu süreç tamamlanıp okulların normal işleyişine dönmesiyle birlikte öğrencinin (talebe; talep eden.) eğitim-öğretim süreci de başlamış oluyor. Ancak burada bir kırılma noktası var ki herkes bu kırılma noktasını atlamakta, görmemekte veya görmezden gelmektedir.

Velilerin okuldan ve devletten haklı talepleri gibi öğretmenlerin de velilerden öğrenmeye hazır bir çocuk isteme hakları ve talepleri vardır. Öğrenmeye hem ruhen, hem bedenen hazır olmayan bir çocuğun okuldan ve öğretmenden alacağı her şey yarım olacaktır. Bu nedenle kişisel, davranış ve ahlaki olarak anne-baba eğitimini, aile eğitimini almış bir çocuk öğretime hazırdır. Öğretme süreci bedenen kendi öz bakımlarını eksiksiz olarak yapabilen bir çocuk ister. İstisna veya kişilerden kaynaklanmayan hastalık vb. durumlar dışında tuvaletini kendisi yapabilen, çıktığında ellerini yıkama alışkanlığı kazanmış, yemeklerini ve beslenmesini kendi başına yapabilen, ayakkabılarını ve kıyafetlerini kendi kendine giyip çıkarabilen, sınıf etkinliklerini ve öğrenmeyi yapabilmesi için gerekli hareket kaslarının gelişmiş olması gibi bedenen gerekli olan gelişim seviyesinde olması gerekmektedir. Bedensel yeterlilikler belki sadece ilkokul seviyesinde gereklidir denilebilir ancak ruhsal, kişilik, duygusal ve toplumsal yeterlilikler ilkokul seviyesinde önemli olduğu gibi ortaokul ve lise döneminde daha önemli hale gelmektedir.

Kendisi ile barışık, okul gelmekte arzulu ve istekli, öğrenme ile ilgili sorumluluklarını bilen, şahsi yaşamında sorunları olmayan veya varsa da çözülen veya öğrenme ortamına taşımayan bir ruhsal yapının öğrenme sürecinden önce var olması gerekmektedir. Bedensel ve öz bakım becerileri gibi ruhsal gelişim ve öğrenmeye hazır olma durumu da tamamen öğretmenin bilgi, müdahale ve sorumluluğu dışında gelişmektedir.

Kişilik ve karakter olarak duyarlılıkları olan, sorumluluklarının farkında olan, yaşadığı toplumsal çevrede asgari insani gereklilikleri azami ölçüde yerine getirebilen bir birey olarak çocukları öğretme ortamına velilerin hazırlayıp devretmesi gerekiyor. Günaydın diyebilen, teşekkür edebilen, güzel konuşabilen, en azından küfür etmeden ve kötü söz kullanmadan konuşabilen, topluluk içerisinde davranış kurallarını bilen, adab-ı muaşeret kurallarını bilen, benimseyen ve yaşamında uygulayan, çöplerini çöp kovasına atabilen, okulun duvarlarını, mobilyalarını, sıralarını ve tuvaletlerini defter olarak kullanmayan, arkadaşlarının gözlerine kalem sokmaya çalışmayan, bir simidini arkadaşıyla paylaşabilen, yardımsever, vatanperver ve bunlar gibi sayfalarca yazılabilecek birçok kişilik ve karakter gelişiminin tamamlanmış olarak çocukların öğrenmeye hazır hale getirilmesi aileler ve anne babaların yetkisi ve sorumluluğundadır.  Çoğunlukla da zaten öğretmenlerin bu konularda çalışma yapabilmesi müfredat nedeniyle mümkün olmamakta ve hatta ilkokul döneminden sonra da çalışma yapsa dahi çok faydası olmamaktadır.

Böyle bir öğretim tablosu karşısında şunu söyleyebiliriz ki;  bedensel, kişilik ve ruhsal gelişimlerini tamamlamadan öğrenme ortamında kendini bulmuş bireylerin içerisinde öğretmen hem ağır müfredatlı dersleri zamanında ve tam olarak öğretme çabası, hem öğrencileri müfredatta yazmayan fakat gerçek hayatta öğrencilerin birinci hedefi olan sınavlara hazırlama zorunluluğunun psikolojik baskısı hem de bürokrasinin yoğunluğu içerisinde “devlet memurluğu” görevlerini yerine getirme zorunluluğu arasında koşturmakta iken bir diğer taraftan da öğrencilerin müfredatta olmayan, eksik kalmış bu kişilik, ahlaki, toplumsal, ruhsal ve davranış gelişimlerini sözel, etkinlikler ve diğer yöntemlerle tamamlama fedakârlığında hayatını devam ettirmeye çalışan bir meslek çalışanı haline dönüşüyor. Bu nedenledir ki öğretmenlik mesleği fedakârlık mesleğidir diyoruz.

Tüm bu fedakârlıkların dışında kendisinden daha çok eğitimi bilen veli profilleri, şimdi çok ayrıntısına girmeyeceğim bir konu olan ve sınavla öğrenci seçme, yerleştirme sistemi olduğu sürece de değişmeyecek olan kaynak kitap aldırma mevzuu, öğrencilerin aileden gelen davranış eğitimi eksikliklerinin tamamlanması için gösterdiği çaba içerisinde kullandığı söz veya davranışlarından dolayı şikâyete, iftiraya ve hakarete uğramaları ve hatta şiddete maruz kalmaları öğretmenlerin yıl boyunca nelerle cebelleşmek zorunda olduğunu göstermektedir. Dikkat ettiyseniz eğitim kelimesini çok kullanmadım ve hep öğretim kelimesini kullandım. Çünkü eğitim evde ve ailede başlar. Bedensel, kişilik, karakter eğitimi ailede verilir ve okulda toplu yaşanılan ortamdan kaynaklı etkileşimle bazı olumlu veya değişimlere uğrar ancak eğitme bizzat öğretmen tarafından yapılmaz ve “bu çocuğu eğit” denilen bir görevi de yoktur.

Tüm bunlar birlikte düşünüldüğünde veliler çocuklarının geleceği için kaygılanırken duygusal hareket edip öğretmenlere zorluk çıkarsalar dahi öğretmenler görevleri olmayan durumlarda bile fedakârlıklarla, yine velilerin bu çocukları için çabalarken, velilerin izlemesi gereken tek yol öğretmenlere, eğitimcilere ve okullara yardımcı olmak, destek olmak, eğitimcilerin eğitme ve öğretme istek ve hevesini kırmamak, hatta öğretmenlerin moral ve motivasyonlarını öğrencilerin faydasına olacağı için yüksel tutmak adına üzerlerine düşeni yapmak olmalıdır. Her şey geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımız içinse, velilerin ve öğretmenlerin çabası ve gayreti “aynı çocuklar” içinse o zaman yapılması gereken öğrencilerin iyi bir geleceğe sahip olmaları isteğinden dolayı birlikte hareket etmek, iletişim halinde aile ve öğretmen işbirliği yapmak ve eksik kalan kısımları birlikte tamamlamaktır. İşin ehli olanın işine ehil olan karışırsa fayda sağlanır aksi durumda ehil olmayanın destek olmak haricinde karışması sadece işi sekteye uğratır.

Okul öncesi eğitim-öğretim döneminin dışında on iki yıllık bir temel ve ortaöğretim dönemi sürecinde çocuklar belki de anne, babadan çok öğretmenlerle birlikte olmakta ve zamanının çoğu okulda ve öğretmenlerle geçmektedir. Geleceğimiz dediğimiz çocuklarımızı ve gençlerimizi öğretmenlerimize emanet ediyorsak o zaman emanetçinin saygınlığını da yükseltmemiz gerekiyor. Mademki en önemli, en kıymetli hazineyi emanet ediyoruz o zaman emanetin kıymeti ölçüsünde emanetçiye değer vermek, ihtimam göstermek gerekiyor. En azından bir altın, bir para evrakını sakladığımız kese veya kasaya gösterdiğimiz özeni çocuklarımızı ve gençlerimizi sakladığımız, işlediğimiz, şekil ve yön verdiğimiz okullarımıza ve öğretmenlerimize göstermek için 24 Kasımı bekleyelim mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mikail Şahin - Mesaj Gönder 24 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Elbistan Kaynarca, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (344) 415 04 15
Reklam bilgi