ASALET, BEDENDE DEĞİL GÖNÜLDEDİR

İnsanın fiziksel genetiği gibi birde kültürel genetiği vardır. Kültürel genetiğimizin oluşturduğu, beslediği ise “asalet”imizdir. Ne yazık ki günümüzde asalet kelimesi zengin ve varlıklı ailelere adeta zimmetlenmiştir. Gel gör ki, günümüzde kılık kıyafeti yerinde olan, üç beş kuruş parası olan insanlar toplumun büyük bir kesimi tarafından asil görülüyorlar. Hâlbuki asalet bir birikimin işaretidir. Asaletin kökeni, insanın ruhundadır. Asalet genlerdedir, gönüllerdedir. Hatta aileden gelen mayadır.

Şöyle etrafınıza bir bakın, asil olanları yürürken, otururken, konuşurken hemen fark edersiniz. Asalet doğuştan var olan bir olgudur. Meslekler, makamlar, paralar, sonradan kazanılan servetler asalet kazandırmaz!...

Atalarımız boşuna dememişler.

"Asil azmaz, tuz kokmaz, kokarsa yağ kokar aslı ayrandandır." Diye.

Bu Atasözümüzden hareketle, bir kimse hakkında tam olarak bilgi sahibi olmak istenirse, o kimsenin soyunu-sopunu çok iyi incelemek gerekir.

Tıpkı aşağıdaki hikâyede anlatıldığı gibi, asaletli olmak insana yakışır.

Bir padişah Hızır'ı görmek istiyordu. Bir gün bunun için tellallar çağırttı.

-Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım" dedi.

Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki:

-Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsaade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek alırım.

Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider ama en azından siz rahat edersiniz.

Adamın karısı kanaatkâr biriydi.

-Buna gönlü razı olmadı. Ona "Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye. Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten" dedi.

Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi. Hızır'ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı. Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp her şeyi itiraf etti:

-Benim aslında Hızır'ı falan bulacağım yoktu. Ailece sıkıntı çekiyorduk. Hızır'ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim, dedi.

Padişah buna çok kızdı:

-Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?" diye bağırdı.

Adam da her şeyi göze aldığını söyledi. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alışverişinde bulundu.

Birinci vezire sordu:

- Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?

- Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.

Bu sırada halk arasında peyda olan, nurani yüzlü bir genç peyda olur birinci vezirin sözleri üzerine şu nu söyler:

-Küllü şeyin yerciu ila aslihi. (Herkes aslına çeker )

Padişah ikinci vezirine sordu:

- Bu adama ne ceza verelim?

- Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım.

Biraz önce ansızın ortaya çıkan genç yine;

-Küllü şeyin yerciu ila aslihi" (Herkes aslına çeker ) dedi.

Padişah üçüncü vezire sordu:

-Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim? Padişahım bana göre, bu adamı affedin Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç işledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli.

Nurani yüzlü genç yine söze karıştı:

-Küllü şeyin yerciu ila aslihi" (Herkes aslına çeker )

Bu defa padişah nurani yüzlü gence yöneldi:

- Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?

Genç cevap verdi:

- Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti. Yani aslını gösterdi.

-İkinci vezirin babası yorgancı idi. Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb. doldururdu. O da babasına çekti.

-Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi. O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi.

Benim söylediğim sözün anlamı “Herkes aslına çeker" demektir.

Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir!

Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır!

Bu fukarayı mahcup etmemek için sana göründüm “der ve ortadan kaybolur.

Son söz olarak;

Vezir de olsa, şan, şöhret sahibi de olsa herkes öyle veya böyle asaletini belli ediyor.

 

...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Yılmaz - Mesaj Gönder 18 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Elbistan Kaynarca, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (344) 415 04 15
Reklam bilgi