YÜRÜ BABA YÜRÜ, EVİMİZE GİDİYORUZ!

Her milletin kendine özgü atasözleri/deyimleri vardır. Yeri geldiğinde herhangi bir konuyu anlatırken bunlardan daha iyisini bulmak pek mümkün değildir.

Ben bu deyimlerimizin hepsine büyük önem verir ve yeri gelince de sık sık kullanırım.

Dilimizde yaygın kullanılanlardan biri de “Ne ekersen onu biçersin” deyimidir.

Biraz daha radikal olanı ise “Rüzgâr eken fırtına biçer” şeklinde ifade edilir.

Tarlasına buğday eken buğday, arpa eken arpa biçer.

Dünyada her şey karşılıklıdır. İyiliğe karşı iyilik; kötülüğe karşı da kötülük görmek alışılagelmiş bir tutumdur. Kişilerin niyetleri karşısındakileri de etkiler. Birisine kötülük yapan kişi, er veya geç bunun karşılığını görür. Davranışlarıyla çevresindekileri tedirgin eden insanlar bir gün mutlaka hak ettikleri cezayı görürler. Kişiler ne türlü kötü haller ile karşılaşırsa karşılaşsınlar, sebeplerini mutlaka kendilerinde aramalıdırlar.

Nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün. Birine kötülük yapan ondan kötülük, iyilik yapan da iyilik görür. Kişiler çevrelerine nasıl davranırlarsa öyle cevap alırlar. İyilik yapanlar iyilik, kötülük yapanlar kötülük görür.

“Ne ekersen onu biçersin! Biçtiğini beğenmiyorsan, Ektiğine bakacaksın.”

Diye boşuna dememişler.

İşte bu noktada geçmişten ve yaptıklarımızdan ibret almamız için, yaşlı baba ile oğlunun yaşanmış ibretlik hikâyesini okuyunca içiniz ürperecek!

Unutmayalım! Bir gün bizde yaşlanacağız.

Bende bu haftaki yazımı ”1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü” vesilesiyle kaleme aldım.

Yaşlı adam eşi ölünce oğlunun evine sığınmıştı. Oğul’ da, gelin’ de babayı mutlulukla karşılamıştı. Baba yaşamının sonbaharında kendisine sahip çıkılmasına sevinmiş ve her gece verdiği bu mutluluk için Allah’a dua etmişti.

Bir süre sonra evin bir köşesinde kendisini sığıntı gibi hisseden, artık hiçbir ekonomik katkısı olmayan baba, gittikçe içine kapanıyordu. Bir süre sonra odasının kapısını açamaz, tuvalet dışında da odasından çıkmaz olmuştu. İştahı kesilmişti. Kendi içinde kapandıkça sağlığını da kaybeden babada unutkanlık, el koordinasyonunda bozukluk başladı. Yemek yerken üzerine dökmeye, üzüldükçe daha da kötü duruma düşmeye, yardımsız hiçbir şey yapamamaya başladı. Ama aklı ve kanayan kalbi yerli yerindeydi.

Çocukların, evin derdine ek olarak çıkan kayınpeder belasına artık içerleyen gelin gittikçe daha tahammülsüzleşti. Önce suratını astı. Sonra tavır koymaya başladı.

Bir gün dikildi eşinin karşısına; “ Artık bir çare düşünmeliyiz, bu böyle devam etmez” dedi. Evlat ise çok üzülüyordu. “Babamı çok seviyorum. Onu nasıl evimin dışına atabilirim. Ne olur sabır göster.” Diye yalvarıyordu. Ama eşinin başkaldırılarına nihayet dayanamadı. İçi kan ağlasa da babası ile konuşmak zorundaydı. Bu böyle olmayacaktı. Bir sabah babasının kapısını çaldı ve “Baba” dedi. “Seninle bugün bir pikniğe çıkmaya ne dersin?” Baba oğlunun yüzünü görerek uyandığı için çok memnun olmuştu.

“Tabii” dedi. “Çok sevinirim” sandviçler paketlendi, piknik sepeti hazırlandı.

Okyanusa doğru yola çıktılar. Uzun bir süre gittiler. Baba bir süre daha gittikten sonra eliyle oğluna işaret etti ve durdurdu. “Oğlum” dedi, “Yoruldum, biraz durup dinlenelim” Soluklarını aldılar. Yeniden yola koyuldular. Baba bir süre sonra yine durakladı ve “istersen burada da bir soluk alalım” dedi. Baba dinlenirken etrafına bakınıyor, sanki buraları iyi tanıyormuş gibi davranıyordu.

Oğul kendini suçlu hissediyordu. Gözyaşlarını gizliyordu. Ama kendini toparladı ve bir süre daha gittikten sonra “Baba” dedi “Artık burada duralım” baba oğlunun yanağını okşayarak; “Birazcık daha okyanusa yaklaşamaz mıyız? Birazcık daha gitsek” deyince oğul huzursuzlandı “Baba neden?” dedi “Artık yorulmadın mı? Oturup biraz konuşsak artık” Baba içini çekti ve “Oğlum” dedi “İlk durduğumuz nokta babamın babasını götürdüğü nokta idi. İkinci durduğumuz yer benim kendi babamı götürdüğüm ve kendisine artık onu evimizde tutamayacağımızı söylemek üzere olduğum yerdi.

Sende beni buraya kadar getirdin. Bende senin, senin oğlunun seni nereye kadar götüreceğini merak ediyor, onun için biraz daha yürümek istiyorum” Oğul ağlamaya başladı. “Yürü baba” dedi “Yürü, evimize gidiyoruz. Sen benim babamsın, özümsün, seni kurda kuşa bırakmam”

Bu hikâyeden çıkarılacak ders!

Herkesin elbet bir gün yaşlanacağı ve gelecekte onların yerine geçeceğimizi daima aklımızda tutmamız gerekir. Yaşlılara gereken önemi vermeyen, onlara sahip çıkmayan, ihtiyaç duydukları saygı ve sevgiyi esirgeyen bir toplumun huzur içinde olması mümkün değildir. Unutmayalım ki hepimiz yarının yaşlılarıyız. Bu duygu ve düşüncelerle bütün değerli büyüklerimizin “1 Ekim Dünya Yaşlılar Gününü” kutluyor, kendilerine sağlıklı uzun ömürler diliyor, ellerinden öpüyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Yılmaz - Mesaj Gönder 43 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Elbistan Kaynarca, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (344) 415 04 15
Reklam bilgi