Konak yap, helasını unut ve ilk çalışanları

Neredeyse, ‘eski’ diyebileceğimiz bina kalmadı Elbistan’da. Kalanlar da zannediyorum, iki elin parmaklarını geçmez...

Bunlardan biri ve en çok dikkat çekeni, eski ve ilk Hükümet Konağı’dır, şimdiki Kent Müzesi.

Bu binanın inşaatına, 1926–1929 yılları arasında görev yapan ve bir gözünün aşırı şaşılığından dolayı “Kör Osman” lakabı ile anılan kaymakam Osman Bey zamanında başlanmış ve 1929–1932 yılları arasında kaymakamlık yapan Gani Bey zamanında tamamlanmıştır.

Hükümet Konağı’nın inşaatı, 1930 (Fotoğraf: M. Sait Tokuçoğlu)

Hükumet ödenek göndermişse de yeterli olmadığından, Elbistan (ve köylerinden) yardım istenmiş, meccanen çalıştırılmış ve kağnısı olan hemen herkes, gösterilen yerlerden (Birinin Büyük Yapalak köyü civarı olduğu söyleniyor) taş taşımış veya diğer işçiliklerinde yardım etmiştir. Bu tür yardımı yapamayanlar da maddî katkılarda bulunmuştur.

HELA UNUTULMUŞ

Bina bitirilmiş; fakat ilginç bir şey olmuş; bu kocaman konağa tuvalet yapmayı unutmuşlar. İçinde çalışan tüm memurlar, ihtiyaç duyduklarında uzun yıllar, çevredeki resmi binaların tuvaletini kullanmak zorunda kalmışlar. Evleri yakın olanlar evlerine koşmuş… Daha sonra, yanlarında birer, ön ve arkasında ikişer girintisi-çıkıntısı olan binanın, eski Ziraat Bankası’na, yani -bugünkü- parka bakan duvarının tam ortasına denk düşen girintili bölümün iptal edilmesinden başka çare bulamamışlar, bu boşluğa karşılıklı iki tane hela yapılmış.

Hükümet Konağının o cephesi, dıştan, dikkatli olmayan bir göz tarafından bile incelense, tam orta yere gelen ve diğer yanın simetrisi olarak girintili olması gereken yaklaşık iki buçuk üç metrelik bölümün sonradan örüldüğü fark edilecektir. İşte bu bölüme ve iki kata da hela eklenmiş ve binanın ayıbı örtülmüştür.

Soldakinde girintili bölüm tuvalet için örülmüş, 2018’de yapılan yenilemede tekrar orijinal haline getirilmiştir.

Bu binanın tuvaletsiz oluşu, bana, eski Avrupa’nın o görkemli saraylarında da tuvaletlerin hiç mi hiç olmadığını; bu yüzden de şimdi bebekler için kullanılan ve ‘lâzımlık’ dediğimiz aracı icat ettikleri söylentisini hatırlattı. Ayrıca, ‘Acaba, bu binanın da mimarı, bir ecnebi mi idi?’ diye de düşünmekten kendimi alamadım. Büyük ihtimal öyledir. Aksi halde, mimarı hiç yoktur; doğaçlama olarak, ‘şurayı şöyle, burayı da böyle yapalım’ diye inşa edilmiş olabilir ki, yapı incelendiğinde o kadar da basit olmadığı anlaşılmaktadır...

Bu bina, bugün kullanılmakta olan yeni Hükümet Konağından önceki hükumet konağı yapıldıktan sonra boşaltılmış ve o sıralar binasızlıktan kira ile bulduğu yerlerde çalışmak zorunda kalan Halk Eğitimi Merkezi ile ‘çocuk’ (Sonraki adıyla ‘Halk’) kütüphanesine tahsis edilmişti. Bura rağmen o sıralar, küçük yapılı karakollara sığmayan polis teşkilatının (Çevik Kuvvet) da binası olmaması nedeniyle onlara devri uygun bulundu. Bir süre sonra, polislere de boşalttırdılar ve uzun zamandır kiralarda gezen öğretmenlere -belki de geçici idi- ‘Öğretmenler Evi’ olarak verildi. Verildi ama bu tarihi eser, öğretmenlere de yar olmadı; çok geçmeden onlar da boşaltmak zorunda kaldılar. Bu arada, sayıları iyice artan polislere ‘Polis Evi’ ihtiyacı belirmesiyle binanın tekrar polislere tahsisi ve temelden devri uygun bulundu. Daha sonra benim de birkaç kere yazdığım KENT MÜZESİ kurulması kararlaştırıldı ve temelli olarak müze olması amacıyla Kültür Bakanlığına devredildi. Bugün bile yenileme çalışmaları gerçekten mükemmel bir şekilde devam etmektedir.
Hükümet Konağının yeri, önündeki Cumhuriyet Meydanı ve belediye binasının tüm bahçesi ayrıca arkasındaki düğün salonu ve hatta daha öteleriyle birlikte eskiden mezarlık olduğunu zaman zaman hatırlatmaktayım. Hükümet Konağı’nın bahçesinde de inşaat yapılmadan önce Elbistan’ın yetiştirdiği bir kısım değerli şahsiyetlerin kabirlerinin var olduğu söylenip yazılmaktadır.

Binanın bitip hizmete açılacağı o yıllarda içinde çalışacak kâtip veya kâtip yardımcılarının imtihanlarına bir örnek vermek isterim.

Dedem, annemin babası, 1907 doğumlu, Hacı Ahmet GÜLER, bu binanın inşaatında çalıştığını ve kağnı ile taş taşıdığını anlatırdı. İlkokul mezunu bile olmadığı halde, askerde öğrendiği ve basının yanında geliştirdiği Türkçe okuma ve yazmasının avantajı ve kayınpederi (o zamanların etkili ağalarından) Köprübaşı nüfusuna kayıtlı, Akverenli Dalbekiroğullarından Esat Kâa’nın da torpili ile Hükümete kâtip yardımcısı olarak girmiş ve daha sonra, yapılan bir imtihan ile mübaşirliğe geçmiş. Zamanla kâtip, Ağır Ceza Baş Kâtibi olmuş. Bu görevleri ile birlikte ‘emanet memurluğu’ ve mutemetliği birlikte sürdürürken, son on iki yılında uhdesine Elbistan Noterliği de verilmiş; tüm bu hizmetlerini hacca gittiği sene hariç, hiç yıllık izin kullanmadan otuz altı yıl sürdürdükten sonra emekli olmuştur.

Ağır Ceza Başkâtibi ve Elbistan Noter Vekili ve dedem H. Ahmet Güler

 

İşe alınırken yapılan imtihanın ne olduğunu biliyor musunuz? ‘Boş bir kâğıda üç dört tane imza atmak...’ Bu imzaları birbirlerine tam olarak benzetenler, imtihanı kazanmışlar. Dedem de onlardan biri imiş...

İşte bu zor durum, Türkiye’nin, Cumhuriyete geçiş ve müesseselerini tesis yıllarında yaşamak zorunda olduğu bir gerçekti. O zaman üç yıl olan ilkokulları okuyan niceleri öğretmen, memur; lise mezunları üniversite hocası ve hatta diplomat olmuştur.  Sonuçta, var olma veya yok olma mücadelesini alınlarının akı ile vermiş ve kazanmışlardır...

Bu binanın çeşitli dairelerinde kimler çalışmamış ki?

Babanın oğlu Ali Efendi’den Tapucu Münir Bey’e; Atik Tokuçoğlu’ndan yine Tokuçların Mevlüt Ahmet Efendi’ye (Av. Fuat Doğuç’un babasıdır.), Sırrı Müftüoğlu’ndan Hanifi Akarsu’ya kadar; Hocazâ-delerden Salim Efendi (Prof. Dr. Hilmi Erginöz’ün babası), Ali Onbaşıların Süleyman Efendi, Sarıcalardan Mehmet Efendi, Terzi Yusuflardan Ahmet Hamdi Efendi, Mübaşir Nuri Efendi, Mübaşir Hafız Recep Güler, Mübaşir Hacı İbrahim Bançeli, Karabekirlerden Hacı İbrahim, Lütfi Gökcecik, Şef lakaplı Mehmet Gürçay, Kilitçilerin Halil Erman, Mustafa Kaptan, Ahmet İnal, Söylemezlerin Abdullah Söylem, (Maraşlı) Süleyman Öktem, (Çakmak) Sait Güllü, Milletvekili ve Hv. Alb, H. Avni Güler ile Elbistan’da da öğretmenlik yapan merhum Ekrem Kale’nin kayınpederi Andırınlı) Talat Kayran, Hayati Bey ve Başkâtip Hacı Ahmet Güler... ve daha niceleri…

Birçoğu itibariyle Elbistan’ın ilk memur tabakasını oluşturanlardan ebediyete intikal edenlerine rahmet; sağ olanlarına da uzun ve mutlu ömür diliyorum.

………………………………………………………………………………….
NOT: Bu yazı için (Arif Bilgin, Terk Eden Elbistan, Cilt, 1, sayfa 224-230, İzmir-2007)’den faydalanılmıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder 62 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Kahramanmaraş Markaları

Elbistan Kaynarca, Kahramanmaraş ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (344) 415 04 15
Reklam bilgi