Onları da kahretsin

“Siz iyi iseniz herkes iyidir.” diye bir söz var. Siz iyi iseniz o zaman herkes nasıl iyi olacak? İyilik ve kötülük insanın içerisinde yaratılışından ölümüne kadar her zaman savaş halinde değil midir? Yaratılışından sonraki yaşantısı ile yaratılmışların en şereflisi makamına çıkabilen veya sefillerin en sefili seviyesine düşebilen insan hangi davranışlarıyla bu seviyelere çıkıp düşebilmektedir? Diğer canlılardan farklı olarak yaratılan ve akıl verilen insan az miktarda iradesi ve içindeki iyilik ile kötülüğü temsil eden her çeşit destekçisi ile yaşantısını devam ettirerek ya yücelerin en yücesi mertebesine çıkacak veya aşağıların en aşağısına düşecektir. O zaman siz iyi iseniz, herkes iyidir veya siz kötü iseniz, herkes kötüdür gibi bir kati genelleme yapmak mümkün değildir. Siz iyiyseniz herkes kötü olabilir, siz kötüyseniz de herkes iyi olabilir.

İyilik ve kötülük her insan için yaratılışından gelen mevcut fıtrat üzerine, tamamen cüzi iradesi ile yaratılışta kendisine verilen maddi ve manevi özelliklerini kullanarak ortaya koyabileceği ve yön belirleyebileceği iki yoldan ibarettir. Yaratılmış olan canlıların içerisinde yaşadığı çevreye ve yaşadığı ortama zararlı olan, faydalı olmayan hiçbir canlı yoktur. Bir bitkinin başka bitkilere ve ağaçlara veya hayvanlar âlemine veya insanlar âlemine mutlaka faydası vardır. Yine bir hayvanın kendi hayvanlar âlemine veya bitkiler âlemine veya insanlara mutlaka faydası vardır. Yaratılan canlıların tamamı mutlaka çevresine veya diğer canlılara fayda sağlıyor ise veya o fıtratta yaratılmış ise o zaman insanlar da kendi âlemine veya diğer âlemlere fayda sağlayacak şekilde yaratılmıştır. Bu da demek oluyor ki insan yaratılışında iyilik yönünde, iyilik üzerine yaratılmıştır.

Bundan sonraki süreçte insan cüzi iradesini kullanarak, Allah’ın kendisine vermiş olduğu akıl, izan, düşünce, kalp ve düşünme yetisini kullanarak ve bunların üzerine gördüklerini, duyduklarını, dokundukları, “oku’malarını” yani tüm duyularıyla çevresinden almış olduğu insana ve dünyaya yönelik bütün mesajları da ekleyip süzerek ve sentezini çıkararak kullanacak ve yönünü belirleyecektir.

İnsanın ölümüne kadar içerisinde iyilik ve kötülük sürekli rekabet, çekişme ve savaş halinde varlığını sürdürmektedir. İnsanın içerisinde iyiliği temsil eden akıl, iman, tevekkül ve itaat varken, kötülüğü temsil eden nefis ve şeytan bulunmaktadır. İyiliği ve kötülüğü temsil eden bu cepheler sürekli birbirlerini yok etme amacıyla insan içerisinde mücadelesini sürdürmektedir. Din veya sadece özelde İslam dini her zaman iyiliği emretmiş ve kötülüğü yasaklamıştır. Öyleyse insanın içerisinde her zaman iyiliğin galip gelebilmesi için iyilik cephesinde bulunan kavramları yaşamak, yaşatmak ve desteklemek gerekmekte iken kötülüğün yenilebilmesi için de insanın kendi iç dünyasında kötülük cephesinde bulunan ve kötülük adına savaş veren nefis, şeytan, asillik ve bozgunculuğu zayıflatması ve yok etmesi gerekmektedir. Yaratılmış en mükemmel varlık olan insanın bu dünyadaki yaşantısı tamamen insanın cüzi iradesine bırakılmış olmasına rağmen insanı iyilik yolunda tutacak ve iyilik yolunda destekleyecek olan her türlü güç ve yetenek insanlara verilmiş durumdadır. Sadece nefis ve şeytan ikilisi ile hareket eden ve içerisindeki kötülük cephesini güçlendirerek yaşantısını sürdüren insanlar iyilik yolundan olabildiğince uzaklaşmaktadır.

Akıl iyiliği temsil etmekte ve sürekli yaratılan insanın ve yaşadığı çevrenin ve diğer insanların ve diğer canlıların hakkını, hukukunu, yaşantısını koruyarak yaşamın sonuna kadar hayatını sürdürmesini sağlamak ve tamamına faydalı olmak için verilmiş iken nefis kötülüğü temsil etmekte ve içerisinde bulunduğu insanı sürekli kötülük yönünde körükleyerek bu insanın yaratılış amacının zıttı yönünde bir yaşam sürmesini, diğer insanların ve diğer yaratılmış tüm canlıların zararına olacak bir yaşantı sürmesi için uğraşmaktadır.

Yaratılmışlar olarak, yaratıcının gönderdiği emir ve yasakların bütünü olan son din İslam dinine inanan, inanmayan ve inanmayıp inanmış gibi yapan şeklinde üç grup olarak baktığımız zaman; inanan grubun din kuralları açısından iyilik yolundan gidenler ve iyilik cephesinde bulunanlar olarak konumlandırırsak, inanmayan isyan eden kâfir ve fasık grubunu da kötülük cephesi olarak iyiliğin karşısında konumlandırabiliriz. Peki, böyle bir durumda üçüncü grup olan inanmış gibi yapıp inanmayan kesim konum olarak nerede durmaktadır?

Burada kısaca mümin, kâfir ve münafık kavramlarını hatırlamakta fayda vardır. İslam dini inanmış gibi yapıp inanmayan bu kesimi münafıklar olarak isimlendirip cehennemin en alt katı olarak konumlandırmıştır. Din olarak toplumda en tehlikeli kesim bu münafık kesimidir ve inanmış gibi yapıp inanmadıklarından dolayı toplumu tamamen yanlış yönlendirmekte, yanlış yöneltmekte, kandırmakta, aldatmakta, yanlışa ve kötülüğe sürüklemektedirler.

Hazreti Peygamber zamanında münafık olan kişiler vahiy yoluyla Peygambere bildirilmekteyken ve Hazreti Peygamber bu kişileri öğrendiği için ona göre davranıp önemli görevler vermez iken, münafık kesiminin toplumu yanlış yönlendirmesi ve yanlışa sürüklemesi mümkün olmuyordu. Şimdi yaşadığımız dönemde ise kimlerin münafık olduğu bilinmediği için böyle bir yol sergilemek ve bu kişilerin toplumu yanlışa, kötülüğe, kargaşaya ve bozgunculuğa sürüklemesini önlemek nasıl mümkün olabilir? Bu noktada bize en çok ışık tutacak olan, iyiliği güçlendirmemize fayda sağlayacak olan, bu bozguncu, arabozucu, karıştırıcı münafıkları anlamamızı sağlayacak olan Hazreti Peygamber’in şu sözüdür; “Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.”

“Minareyi çalan, kılıfını hazırlar.” sözü minvalinde bu hadiste bahsedilen işaretleri evirip çevirmeye, sağa sola çekmeye, sündürmeye, bükmeye, esnetmeye hiç gerek yoktur. Söz yeterince açık, anlaşılır ve sadece söylendiği dönem değil, tüm zamanları kapsayan, tüm zamanlarda geçerli ve tüm zamanlarda aynı şekilde anlaşılacak haldedir. Yalan söylemenin pembesi, beyazı, grisi, masumu olmayacağı gibi, söz verince tutmamanın, sözünden caymanın da bahanesi, gerekçesi, önemlisi-önemsizi söz konusu değildir. Aynı şekilde kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet etmenin bahanesi, gerekçesi olamaz ve bu emanette günümüz şartlarında para, mal, eşya, canlı cansız varlıklar, arkadaş, aile efradı olabileceği gibi, en mühim olanları ve tamamen toplumun iyilik veya kötülük yoluna meyil etmesine sebep olacak makam, mevki ve görev gibi dini veya dünyevi toplumun sorumluluklarının emanetidir. Hazreti peygamberin bu tanımlaması ile mevcut bireysel ve toplumsal yaşantımızı birlikte düşündüğümüz zaman şu soruyu sormamak elde değil. Sahi hepimiz münafık mıyız?

Nihayetinde iyilik yolunda giden insanlar, iyilik cephesinde bulunan desteklerini kullanarak yaşayan insanlar dünyada her zaman baş üstünde tutulacağı gibi yaratılmışlar içerisindeki insan olarak da yücelerin en yücesi mertebesine çıkma yolunda ilerlerler. Kötülük yolunda giden insanlar, benzer şekilde kötülük cephesini temsil eden destekçileri şeytan ve nefsin kölesi olarak aşağıların en aşağısı seviyesine doğru inerler ve dünyada da herkesin lanet okuduğu, uzak durduğu insanlar halinde yaşamlarını sürdürürler.

Üçüncü kesim olarak cehennemin en alt tabakasına kendisini hazırlayan insan topluluğu ise tamamen münafıklarda olduğu gibi iyilik ve kötülüğün savaşında iyi olarak görünüp kötülüğün hizmetinde bulunan, kötülüğün kölesi haline gelen, kendisi özünde kötüyü ve kötü olan her şeyi yaşayan ve var olduğu çevredeki tüm canlılara da kötülüğü yaşatan insanlardır. İyiliğin ve kötülüğün savaşında iyiliğe en büyük zararı veren, iyilik cephesini en çok zayıflatan, iyi insanları zarara uğratanlar, görünüşte iyi fakat özünde her türlü kötülüğü barındıran insanlardır. Hatta yaratılmışların en yücesi olan insan olarak görünüp, insanın yapmayacağı her türlü azgınlığı, bozgunluğu, nefsani ve şeytani kötülük ve ahlaksızlığı yapabilecek olan canlılardır desek daha doğru olur.

İnsanları her türlü kötülükten, ahlaksızlıktan, nefis ve şeytanın istediklerini yerine getirmekten uzak tutacak olan, insanların yaratılmış olan her çeşit canlıya zarar verip kötülük yapmasını engelleyecek olan tek bir olgu vardır o da korkudur.

İnsanların kötülükten uzak kalmasını sağlayacak olan korkuyu ve korkmalarını da iki olgu sağlar ki onlar da inanç ve kanunlardır.

İnancından ve kanunlardan korkmayan insanlardan her türlü kötülüğü bekleyebilirsiniz.

İnsanı kötülükten, ya kanunun korkusu uzak tutar ya da inancının korkusu uzak tutar.

Mademki başta bahsettiğimiz gibi “sen iyi isen, herkes iyidir.” diyemiyoruz o zaman Allah hepimizi iyilerle karşılaştırsın diyelim.

Elbette ki Allah kötüleri de iyilerle karşılaştırsın.

Islah olmayanları mı?

Onları da kahretsin...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mikail Şahin - Mesaj Gönder 19 Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (344) 415 04 15
Reklam bilgi