DOKUNULMAZ KUTSALLAR

İnsanlık târihine baktığınız zaman nice mit, mitos, tabulaştırılmış semboller, kutsanmış varlıklar, dokunulmaz insanlar ve anlayışlar görürsünüz. İnsanlar bir şekilde bunlara inanır, kutsar ve tabulaştırır. Bu kimi zaman bir insan, bir hayvan ya da herhangi bir varlık olabilir. Ondan sonra da bunlara dokunamazsınız, eleştiremezsiniz. Çünkü sizi hemen dışlar ve aforoz ederler.

Bu kutsanmış varlıklar kimi zaman eski Mısır’da bir Apis öküzü, Hindistan’da bir inek, eski Türklerde bir bozkurt, Tibet’te bir Buda heykeli, antik Yunanda Zeus gibi bir Tanrı, geleneksel İslâm dünyasında bir mehdi, mesih, Avrupa’da bir kral, Osmanlıda bir padişah, feodal dînî yapılarda seyyitlik anlayışı, modern zamanlarda da kutsanmış bir kişilik ya da bir varlık veya başka bir şey olabilir.

Bunlar, kültürel antropoloji ve dinler târihi açısından bir anlam ifâde etse de, aslında aklî, ilmî ve İslâmî açıdan hiçbir değeri yoktur. İnsanın zihnini ve duygularını esir alan ideolojik, politik ve teolojik önyargı ve yaklaşımlardan kendimizi kurtararak akl-ı selim içinde düşünmeyi becerebilirsek, bunun böyle olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

Maalesef bu ülkede kimse bunu bir türlü başaramıyor. Herkes kendi kutsalları üzerinden birbirlerine acımasız bir şekilde saldırıyor. Sanki herkes kendi meşrep ve mezhebini din edinmiş, kendi ideolojileri ve -izm’lerini tanrılaştırmış, mümkün değil bunlara dokunmaya…

Bunun en son örneğini bir düğün vesilesiyle gördük. Osmanoğulları soyundan geldiğini iddia eden bir şahsın düğün töreninde, ağzı bozuk bazı şahsiyetler M. Kemal Atatürk’e yapmadıkları hakaretleri bırakmamışlardı. Karşı taraf da bundan aşağı kalır mı? Onlar da aynı şekilde…

İnsanlık târihinde ve toplumumuzdaki câhilî panoramik görüntü işte bu minvâl üzere. Herkes kendi kutsalını tabulaştırıyor ve dokunulmaz hâle getiriyor.

Hâlbuki bütün bunlara ne gerek var. İnsanlar akıllarını kullanarak kutsanmış kutsalları kutsamasalardı, bu kadar birbirlerine düşman olmayacaklardı.

Şurası unutulmasın ki, kâinatta (evrende) varlık nâmına ne varsa, hiçbiri kutsanamaz. Çünkü varlık, mahlûktur. Yâni yaratılmıştır. Yaratılmış olan her varlık da ölümlüdür. Akıl var, mantık var; ölümlü olan bir varlık hiç kutsanır mı? Buna rasûller (peygamberler), ashab, âlimler, kutuplar, gavslar, şeyhler, hazretler, efendiler, seyyidler, sülâleler, soylar, soplar, ırklar, millî kahramanlar, dağlar, taşlar, ağaçlar, kuşlar, güneş, ay, yıldızlar ve dahi tüm mahlûkat dâhil. Çünkü bunların hepsi ölümlü ve sonlu varlıklardır. Ölümsüz tek varlık Allah olduğuna göre, pek tabiî ki kutsal olan varlık da Allah olacaktır. Çünkü O hem ölümsüz, hem de yaratıcı olan tek varlıktır. O hâlde ancak O, kutsallığı, kutsiyeti hak etmektedir. Diğerleri ise, insan muhayyilesinin ürettiği fantezilerden başka bir şey değildir.

Ancak ne yazıktır ki câhilî insan bir türlü bu fantezilerden kendisini kurtaramamakta ve bu fanteziler üzerinden birbirlerine saldırarak yeni düşmanlıklar üretmekte ve toplumların bölünmesine sebebiyet vermektedirler.

Kur’ân’da açık ifâdeler olduğu hâlde Hıristiyanlar Îsâ’yı, Yahudiler de Üzeyir’i Allah’ın oğlu ilân ettiler (Tevbe, 30). Kimi Müslümanlar da Muhammed’i (selâm hepsinin üzerine olsun) yükseltmeci bir mantıkla insan olma konumundan uzaklaştırarak nurlaştırdılar ya da melekleştirdiler. Düşünebiliyor musunuz, insan olma sıfatlarından uzaklaştırılan bu rasûller, insanlar tarafından nasıl örnek alınacak ve sünnetleri hayata nasıl geçirilecekti? Hâlbuki bu rasûllerin tamamı üsve-i hasene (güzel örnek) olsun diye Allah tarafından seçilerek insanlara gönderilmişlerdi. Ama insanlar bu rasûlleri tabulaştırarak kutsadılar ve örnek alınacak konumdan uzaklaştırdılar.

Hâl böyle olunca kimi insanlar ve millî kahramanlar ilâhlaştırıldı (Firavun ve benzeri örneklerde olduğu gibi), kimi anlayışlar da dinleştirildi (muhtelif meşreb ve mezheblerde olduğu gibi).

Kimi kavramlar da kutsallaştırıldı ve kurumlaştırılarak tabulaştırıldı (Seyyidlik, Osmanlıcılık, Laiklik ve Kemalizm gibi).

İşte insanlar bunlar üzerinden kavga veriyorlar birbirlerine karşı. Aynı zamanda bu kavram ve kurumları alabildiğine istismar ederek bunlar üzerinden nemalanıyor ve bunların ekmeğini yiyorlar.

Hâlbuki, yukarıda da ifâde etmeye çalıştığım gibi bunların hiçbirisinin kutsallaştırılarak tabulaştırılmaya değer yanı yoktur. Dolayısıyla insanların bunlar üzerinden kavga etmesine de gerek yoktur. Bunlar beşerî unsurlar ve beşer dimağının ürettiği saplantılardır. Bu konuları olduğundan fazla göstererek ve dokunulmaz kılarak hiç kimsenin hiç kimseyi üzmeye hakkı yoktur. Olsa olsa bunların iyi taraflarından toplumun maslahatı için faydalanılır. Bunu yapabilmek için de akıl, mantık, ilim çerçevesinde medenî tartışmaların stabil ortamlarını oluşturmak gerekir. Bu mânâda en büyük görev ülkeyi yönetenlere, siyâsetçilere, üniversitelere, mütefekkir ve münevverlere, uydurma dini değil de sahih İslâm’ı anlatan akademisyen ve âlimlere iş düşmektedir.

Ancak, bir ülkede herkesten önce siyâsetçiler bu konularda ortamı gerer ve toplumu kutuplaştıracak söylem ve eylem içerisinde bulunurlarsa, üniversiteler suskun, mütefekkir ve münevverler susturulursa, oy ve eklektik bir görünüme bürünmüş din adına câhilî dînî yapılara alabildiğine alan açılarsa, tâbir-i câizse aslanlar çakallara boğdurulursa, zâten medenîleşme sürecini tamamlayamamış bir toplumda pek tabiîdir ki bunlar üzerinden kavga hiç eksik olmayacaktır.

Sözün özü

Allah’tan başka hiç kimse ve hiçbir şey dokunulmaz, eleştirilmez, sorgulanmaz (lâ yüs’el) değildir, olmamalıdır. Kimse kimseye hakaret etmeden her şey tartışılmalı ve konuşulmalıdır. Yeter ki herkes tartışma âdâbını bilsin ve medenîce bir tavır sergilesin…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.