ÇÜRÜMÜŞ SİYÂSET

Kavramların dili

Yönetim bilimi literatüründe ya da câri olarak gündelik dilde kullanılan iki temel kavram vardır: Bunlardan birisi siyâset, diğeri politika.

“Siyâset” kavramı etimolojik olarak Arapça olup, yönetmek anlamı taşır. Başka bir ifâde ile siyâset, bir toplumu adâletli bir şekilde yönetme sanatıdır.

“Politika” ise Latince bir kavram olup, ülkemizde çoğu zaman siyâset yerine özdeşlik bir kavram olarak kullanılır. Her iki kavram da devleti ve halkı yönetmekle alâkalıdır.

Demokrasi

Modern zamanlarda çağdaş yönetimler demokrasiyle taçlandırıldı. Bütün kurum ve kurallarıyla uygulanabilse, günümüzde belki de beşerî sistemlerin en âdil ve en insânî olanıdır demokrasi. Ama bu, her zaman böyle olmuyor. İşin içerisine insan faktörü girince hepten değişiyor her şey. Onun için demokrasiyle idâre edilen ülkelerde demokratik uygulamalar her zaman aynı olmaz. Her ülkenin kendine özgü bir demokrasi anlayışı ve uygulaması vardır. Bundan dolayı demokrasi aslında türlü türlüdür.

İşin ilginç tarafı, demokrasiyi göklere çıkaran ve bu mânâda ülkelerin yönetim ve insan hakları karnesini tutarak haklarında rapor hazırlayan ülkeler (başta ABD ve AB ülkeleri), her ne hikmetse iş Ortadoğu, Afrika ve diğer geri kalmış ülkelerin diktatoryal rejimlerini değerlendirmeye gelince seslerini hiç çıkarmazlar. Diğer bir ifâdeyle bu ülkeler kendi çıkarlarına hizmet ettikleri sürece problem yoktur. Ancak kendi çıkarlarına ters düştüğünde bu ülkeleri yargılamaktan ve gerekirse demokrasi götürme vaatleriyle işgâl etmekten geri durmazlar. Bu, tam bir iki yüzlülüktür.

Ülkemize gelince…

Ülkemizde yönetim biçimi nâmına ne ararsanız o vardır. Başka bir ifâdeyle yaşanan dinde olduğu gibi uygulanan yönetim biçiminde de eklektik (ilâveli, ulamalı, gelene-ekçi) bir yapı vardır. Biraz demokrasi, biraz cumhuriyet, biraz hilâfet, biraz saltanat, biraz monarşi, biraz oligarşi vesaire. Tam bir Şark kurnazlığı ve sosyolojik karakter arz eden toplumsal bir karmaşa…

Bu mânâda hercümerç edilmiş bir yapımız var. Onun için ne Îsâ’ya yaranabiliyoruz, ne de Mûsâ’ya. Ne Doğulu gibiyiz, ne de Batılı. Sanki “El menziletü beyne’l menzileteyn” yâni iki menzil arasında, iki arada bir derede kalmış fâsıklar gibiyiz.

Siyâset etme biçimi

Dolayısıyla siyâset etme biçimimiz kokuşmuş, çürümüş durumda. İktidara gelmek ya da iktidarda kalmak için ne gerekiyorsa onu yapıyoruz. Yalan, dolan, soygun, vurgun, talan, küfür, hakaret, riyâ, yalakalık, gerçekleri saptırma, ötekileştirme, kutuplaştırma, Göbelsvâri (Paul Joseph Goebbels) davranışlar, particilik, partizanlık, dini, dindarı (dini dar olanı) istismar etme, yetim malına göz dikme, oportünizm, Makyavelizm, pragmatizm, evet, evet, ne ararsanız her şey var. Olmayan tek şey ise, adâlet ve ilkeli siyâset…

Seçimler ve adaylar

Önümüzdeki günlerde (31 Mart 2024) yerel seçimler var. Partilerin ve adayların, bunlara destek veren Göbelsvâri gazetecilerin yaptıklarına bakınca insanın midesi kalkıyor doğrusu. Tam bir ahlâkî yozlaşma…

Kimi adaylara, partilere bakıyorsunuz, para balyalarından kuleler yapmışlar. Kimi adaylara bakıyorsunuz, yüzlerce daire, arsa sahibi olmuşlar. Bunlar görev yaparken paralarına para, mallarına mal katmış, Kârûn gibi zenginleştikçe zenginleşmişler. Neredeyse hepsinin şirketi var. Şirketlerinin menkûl ve gayr-i menkûllerine güç yetmez. Sahi, gerçekten bunlar bu makamlara gelmek için neden birbirleriyle bu kadar yarışıyor ve canhıraş biçimde çalışıyorlar? Hakikaten bunlar memleket sevdalısı ve millete hizmet etmek için mi bu kadar mücâdele veriyor ve zorluklara katlanıyorlar? Yoksa başka amaçları mı var?

Türkiye’de siyâsî makamları ve belediye başkanlık koltuklarını işgâl etmiş siyâsetçiler neden zenginleştikçe zenginleşiyorlar? Sahi neden?

Halkın durumu

Peki buna karşılık halk neden fakirleştikçe fakirleşiyor? Yoksa bir kader midir siyâsî makamlara oturanların zengin, sâde vatandaşların da fakir olmaları? Kaderse bilinsin ki bu, Allah’ın takdir ettiği bir kader değil, kulunun takdir ettiği Yezitvâri bir kaderdir. Yezitvâri bir kader anlayışına râm olanlar için de bütün bunlar müstahaktır doğrusu…

“Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul; / Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. / Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; / Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!” (Necip Fazıl Kısakürek, Destan Şiiri).

Ne yazıktır ki fakirlerin oylarıyla bu makamlara gelenler, yine fakirlerin oylarıyla fakirleri fakirleştiriyorlar. Ne acıdır ki fakirler de kendi oylarıyla (kendi elleriyle) fakirliklerini perçinliyorlar. İşte bu, tam bir kısır döngüdür. İşte saltanatlar böyle kuruluyor, köle ruhlu insanlar sâyesinde…

Sözün özü

Dolayısıyla bir ülkede toplum çürürse, pek tabiîdir ki siyâset de çürür. Hayatın kanunu böyledir. Demirel’in dediği gibi “Bu kumaştan ancak böyle bir elbise çıkar!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.