İçiçleri Bakanı'nın Samimi Mücadelesi

Konu ve olay analizi

İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya, 28 Şubat 2024 tarihinde CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu “Tarafsız Bölge” programına katılarak Bakanlık icraatları hakkında bilgi verdi. Asayiş ve organize suç örgütleriyle nasıl mücâdele ettiklerinin detaylarını sayı ve grafikler eşliğinde bir bir anlattı.

Göreceli de olsa, Bakanlık gerçekten başarılı bir mücâdele veriyor bu konuda. Bunu herkes görüyor. Sayın Bakanın makam koltuğuna oturduğu dokuz aylık sürede gün geçmiyor ki bir suç örgütü çökertilmesin. Ancak, olaya mefhumu muhalifinden ya da konuya tersinden bakacak olursak, Devlet ve toplum olarak nasıl acınası bir durumda olduğumuzun zımnen itirafıdır aynı zamanda Sayın Bakanın bu açıklamaları. Çünkü, çok kısa zamanda o kadar suç örgütü çökertilmiş ki (çökertilmeye de devam ediliyor), bunları duyunca bir yandan insanın ağzı açık kalıyor, bir yandan da ürpermekten kendini alamıyor.

O zaman şu can yakıcı soruyu ister istemez soruyoruz kendimize, topluma ve Devletimize: “Bu suçlular, bu çeteler ve organize suç örgütleri bu toplumda, bu ülkede ne zaman üredi ve bunun sebepleri ne ola ki?”

Demek ki ciddi bir mücâdeleyle, bu kadar kısa sayılabilecek bir zaman diliminde, bu kadar çok suç örgütü çökertiliyor ve çökertilmeye devam ediliyorsa, o zaman bu ülkenin yönetim felsefesinde, yönetim biçiminde, yönetim uygulamalarında, eğitim sistemi ve felsefesinde, sosyal politika ve uygulamalarında, ekonomik politika ve uygulamalarında, adâlet sistemi ve uygulamalarında çok önemli sorun ve zaaflar var demektir. Vaktâki bu bataklık, bu kadar sivrisineği ürettiğine göre…

Çünkü sosyoloji biliminin determinist prensibine göre sosyal olaylar, sebep- sonuç ilişkisi düzleminde hareket ederek oluşur.

Sebep analizi

Bu sorunun sebepleri takdir edilir ki bir ya da birkaç faktörden ibâret değildir. Aslında sayılamayacak kadar çoktur. Çünkü sosyal olayları tek faktöre indirgemek imkânsızdır. Sosyal olaylar çok faktörlü ve çok boyutludur. Ancak biz burada belli başlı olanları üzerinde durmaya çalışacağız.

Yönetim felsefesi ve uygulamaları

Bir ülkenin yönetim felsefesi ve uygulamaları adâlet, hürriyet, uhuvvet (kardeşlik), insâniyet (insan odaklı), meşveret (ortak akıl, tek akılla yönetme değil), tarafsızlık (haktan, hukuktan yana taraf olmak, câhilî, kavmiyetçi, meşrepçi, mezhepçi, partici ve partizanlık taraftarlığı değil), ahlâk, düşünce özgürlüğü ve bilimsel çalışmalar üzerine kurulu değilse, artık o ülkede her şey “meşrû ve mübah” olarak algılanır kimi insanların anlam ve zihin dünyasında.

Suç işlemeye meyyâl kişilikler için bulunmaz bir fırsat ve ortamdır bu gibi durumlar. Böylesi durumlarda ortam suç işlemeye müsâit hâle gelir ve karakteri zayıf olan insanlar böylelikle suça cesaretlendirilmiş olur. Bu, açmaz ve çıkmaz bir sokaktır. Suçlular ve suç örgütleriyle mücâdele böyle olmaz. Bunlar kalıcı değil, geçici ve izâfî başarılardır. Çünkü yakaladığınız insanları yok edemiyorsunuz, edemezsiniz. Ancak cezaevine gönderebilirsiniz. Çıktıklarında ise büyük bir ihtimâlle kaldıkları yerden aynı suçları işlemeye devam edeceklerdir. Nitekim, bunun binlerce örnekleri vardır. Onun için asıl olan sivrisineklerle mücâdele değil, sivrisineklerin ürediği bataklığı kurutmak lâzımdır. Köklü ve kalıcı çözümler ancak böyle gerçekleşir. Bunun için yönetim felsefesi ve uygulamalarında yukarıda saymaya çalıştığım temel ilkeleri hayata geçirmekte fayda vardır. Faydanın ötesinde elzemdir.

Eğitim felsefesi ve uygulamaları

Eğitim felsefesi, bir ülkenin istikbâle (geleceğe) dair nesillerinin nasıl ve ne şekilde yetiştirileceğinin fikrî ve düşünce plânında idealize ve sistematize edilerek ortaya konmuş hâlidir.

Eğer bir ülkede, eğitim sisteminin çıktıları (mezun olmuş öğrenciler) başıboş, değer yargıları (kıymet hükümleri) sarhoş (şuursuz, sallapati), ahlâken çökmüş, kültürel olarak yozlaşmış, hedonist (hazcı, zevkçi) bir felsefeyle suflî bir yaşam tarzı edinmiş ise, artık o ülkede bir eğitim sisteminden, hele de “millî” ve “mânevî” bir eğitim sisteminden bahsetmek mümkün değildir. Böylesi bir eğitim sistemiyle kaliteli ve medenî insanların yetiştirilmesi de imkânsızdır.

Lütfen kimse, kimseyi kandırmasın! Görünen köy kılavuz istemez. Hâl-i pür melâlimiz ne yazık ki budur. Sokaklar, bu tezimizi doğrulayan örneklerle doludur.

Hele de bir ülkede, Sayın İçişleri Bakanı’nın anlattığı gibi her gün onlarca suçlu yakalanıyor ve onlarca organize suç örgütü çökertiliyorsa, bunun başka bir izahı yoktur. Demek ki sistem, sürekli olarak bataklıklar oluşturuyor. Kaçınılmaz olarak bu bataklıklarda da sivrisinekler ürüyor.

Ne acıdır ki bu, paradoksal bir durumdur. Sistemin sahiplerinden birisi suça meyyâl insanlar yetiştiriyor, diğeri de suça bulaşmış insanları sokaklardan topluyor. Benzer durumlar diğer kurumlarda da yaşanıyor. Meselâ bir tarafta tütün ve tütün mâmûllerini üreterek satan ve böylelikle insanlarının sağlıklarını bozan bazı kamu kurumları, diğer tarafta da bunlardan dolayı sağlıkları bozulan insanlarını tedavi etmeye çalışan Sağlık Bakanlığı gibi kurumlar mevcut. Bu yaman bir çelişki değil midir?

Devlet artık bu konuda tutarlı olsun ve bir karar versin: Keyf mi, sağlık mı? Biraz ondan, biraz bundan felsefesi hâkim olursa, işte o zaman sorunun çözümü mümkün olmaz ve yapılan iş havanda su dövmekten başka bir işe yaramaz.

Sosyal politika ve uygulamaları

Sosyal politika ve uygulamalarının nirengi noktası “Balık ikram etmektense, balık tutmayı öğretmek” olmalıdır. Ancak böylelikle merde ve nâmerde muhtaç olmayan şahsiyetli toplumlar oluşturulur. Aksi takdirde hep boynu bükük, istemeye ve dilenmeye alışmış, başkasına muhtaç, üretmeyen ve çalışmayan, miskin ve tembel toplumların oluşmasına zemin hazırlanmış olur ki, bu utanılacak bir durumdur. Ama maalesef Müslüman coğrafya bunun örnekleriyle doludur.

Onun için ülkemizde de uygulanan bu yanlış sosyal politikalardan behemehâl vazgeçilmelidir. Bu konuda daha tutarlı olunmalı ve insanlarının şeref ve haysiyetlerini rencide etmeyecek politikalar bulunarak hayata geçirilmelidir.

Unutulmasın ki, medenî toplumlar çalışan ve üreten toplumlardır. Bedevî toplumlar ise tembelliği ve miskinliği kendine felsefe edinmiş, bir lokma ve bir hırkaya razı olmuş kaderci toplumlardır.

Ekonomi politika ve uygulamaları

Açlık bir insanlık suçudur. “Biri yer biri bakar, kıyâmet ondan kopar!” fehvasınca, kim ki bir ülkede insanları aç bırakıyorsa, o, insanlık suçu işliyor demektir. Kıyâmetin kopmaması için ekonomi nokta-i nazarından yâni gayr-i sâfi millî hâsıla açısından âdil paylaşım ve bölüşüm şarttır. Aksi takdirde kıyâmet kopacaktır. Kıyâmeti koparanlar ne kadar suçlu ise (?!), en az onlar kadar, hatta onlardan daha fazla suçludur kıyâmetin kopmasına sebep olanlar.

Fransa’daki Versailles Sarayı olayını ve Marie Antoinette’in başına gelenleri ibret-i âlem için hiç kimsenin unutmaması lâzım. Marie Antoinette hem saraylarda yaşayıp, hem de  ekmek bulamadığı için halkını refüze ederse, o zaman başına gelenlerden şikâyetçi olmayacaktır. Aynen Romanya Cumhurbaşkanı Çavuşesku ve karısı Elena’nın başına gelenlerde olduğu gibi.

İşte, ekonomik dengenin ve âdil paylaşımın altüst olduğu bir ülkede doğal olarak suç ve suçlular hiç eksik olmayacaktır. Suç olgusunu kökünden halletmek istiyorsak, bu noktaya çok önem vermek zorundayız.

Adâlet sistemi ve uygulamaları

“Adâlet mülkün (devlet) temelidir”. “Adâlet kıldan ince, kılıçtan keskindir”. Bu iki söz aslında her şeyi apaçık ortaya koymaktadır.

Bir ülkede nereden gelirse gelsin, hangi dönemde olursa olsun adâlet ve adâlet dağıtan merciler üzerinde bir takım baskı ve vesâyet odakları oluşur ya da oluşturulursa, artık o ülkede barış, huzur ve kardeşlikten bahsetmek mümkün olmaz. Böylesi bir durumda mâşerî vicdan yara alır, birlik ve beraberlik rafa kalkar. İnsanlar nefes alamaz hâle gelir. En ufak bir olayda toplum dalgalanır. Fırsatını bulan, kendi adâletini kendi uygulamaya çalışır. Bu, bir kaos ve cinnet hâlidir.

Onun için buna çok dikkat edilmesi ve adâlet adına zihinlerde bir soru işareti bırakılmaması gerekir. İşte bundan dolayı “Adâlet devletin temelidir” denmiştir. Temel yıkılırsa ortada ne bina kalır, ne de başka bir şey.

Sonuç ve değerlendirme

Görüldüğü gibi her şey sebep- sonuç ilişkisi içerisinde cereyan ediyor. Âdil, mutlu, huzurlu, sağlıklı ve medenî bir toplum olmayı ve dahi barış içinde yaşamayı istiyorsak, o zaman yukarıda değinilen hususlara çok dikkat edilmeli ve bunlara gereken önem verilmelidir.

Aksi takdirde “Benim oğlum binâ okur, döner döner yine okur” tekerlemesini terennüm etmekten öteye gidemeyiz, güvenlikçi politikalarla da sorunları kökünden çözemeyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# Ekmek

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.