MALLAR BOYKOT, YA DEĞERLER?

Mal boykotu

Şu günlerde Siyonist Yahudi Devleti İsrail’in, Gazze’li Müslümanlara yaptığı zulüm gibi uluslararası arenada aleyhimize tecelli eden bir olay vukû bulduğunda hemen bu devletlerin ürettiği malları (ürünleri) boykot etmek aklımıza gelir.

İyi hatırlıyorum; bu mallar kimi zaman Fransa’nın, kimi zaman İtalya’nın, kimi zaman da İsrail ve ABD’nin malları olur. Evet, bu bir adımdır ama sonuç değişmez. Ortalık sakinleşip durulunca, olaylar soğuyunca her şey eskiye döner, aslına rücû eder. “Nerede kalmıştık” deyip, kaldığımız yerden devam ederiz bu malları almaya. Zâten bu, hep böyle olur…

Onun için bu bir çözüm değildir. Pansuman tedbirlerle de bir yere varılamaz. Nitekim şimdiye kadar hep böyle olmamış mıdır? Bunu yaparak ancak egomuzu tatmin etmiş oluruz ve sorumluluktan kurtulduğumuzu zannederiz. Karşı tarafa da fazla bir tesiri olmadığını zaman içerisinde görürüz. Kaldı ki insan psikolojisi en kaliteli malları almaya meyyâldir. Bunu yaparken de değişik argümanları (ideolojik, politik) pek dikkate almaz. Bu bakımdan duygusal değil, gerçekçi olmakta fayda vardır.

Eğer bu konuda hepten tutarlı olacaksak, o zaman tüm mallarını boykot etmeliyiz bu zâlim, emperyalist, işgâlci devletlerin. Meselâ uçaklarını, arabalarını, cep telefonlarını, bilgisayarlarını, emar (MR) cihazlarını, tomografi cihazlarını, sosyal medya ağlarını, internetlerini ve daha nice, nicelerini… Var mısınız? Yapabilir misiniz? Bu uygulanabilir ve gerçekçi olabilir mi?

O hâlde ne yapmalı?

Meseleyi kökünden halletmeli. Peki bu nasıl olacak? Tabiî ki çok çalışarak. En azından Yahudiler ve Hıristiyanlar ya da Batılılar kadar. Buna da var mısınız? İyi de bu ne zaman olacak? Hemen! Çünkü yarın diye bir şey yoktur. Peki, bu çalışmanın sonuçları ne zaman alınacak? Orta ve uzun vâdede. Onun için ne yapmak gerekiyor? Sabırla, bilim ve teknoloji üretmeli…

Peki, şimdiye kadar ne yapmışız? Yan gelip yatmışız. Diğer “İslâm” ülkelerini bir tarafa bırakarak soruyorum: “ Türkiye olarak şimdi ne yapıyoruz?” Tabiî ki küllerimizden sıyrılıp ayağa kalkmaya çalışıyoruz. Yâni kendi uçağımızı, helikopterimizi, savaş gemilerimizi, denizaltılarımızı, tanklarımızı, toplarımızı, İHA’larımızı, SİHA’larımızı, uydularımızı, füzelerimizİ, arabalarımızı, motorlarımızı ve birçok şeyi yapmaya çalışıyoruz. İşte yapılması gereken budur. Yerli ve millî üretimler yapmak. Filhakika ne merde, ne de nâmerde muhtaç olmamaktır esas olan…

İşte o zaman göreceksiniz ki, Fransa Kralı Fransuva’nın (I.François) anası nasıl kudretli Osmanlı Padişahı Kanûnî Sultan Süleyman’ın önünde diz çöküp el etek öptüyse (!), yine nice analar da kudretli Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlarının önünde diz çökecektir.

Bu durum işin mal boykotu boyutuyla ilgilidir. Peki ya değerler boyutu? Gelelim değerler boykotu boyutuna…

Değerler boykotu

Şimdi herkes şapkasını önüne koyarak düşünsün ve samimice kendisine sorsun bakalım: “Mal boykotunda gösterdiğimiz hassasiyeti, değerler boyutunda da gösteriyor muyuz? Yoksa buraya gelince iki yüzlü mü davranıyoruz?”

Meselâ, ABD, İsrail ve Batılı ülkelerin mallarını boykot ederken, değerlerini de boykot ediyor muyuz? Yoksa bunları alma ve uygulamada birbirimizle mi yarışıyoruz? Örneğin doğum günü kutlamaları, yılbaşı kutlamaları, sevgililer günü kutlamaları ve diğerlerini…

“Sünnetçilik” yapan, ama gerçekte Sünneti yanlış değerlendirerek Rasûl’ün doğum gününü kutlamak gibi fantezilere indirgeyen Müslümanlar İslâm târihine bir baksınlar bakalım, Rasûl, Hulefâ-i Râşidîn ve ashab hiç doğum günü kutlamaları yapmışlar mı?

Kaldı ki, bugün yaygın bir şekilde kutlanan doğum günü kutlamaları tamamen Batı değerleri formatında yapılmaktadır. Her Müslüman aile (tabiî ki çoğunlukla) çocuklarına dönsün baksın ve kendine sorsun bakalım, bunları yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı?

Bence, yozlaşmış ve çürümüş Batı tandanslı değerleri boykot etmek, mallarını boykot etmekten çok daha etkili ve önemlidir. Çözümü de uzun vâdeli ve daha kalıcı olacaktır. Diğer çözümler ise konjonktüre bağlı olarak saman alevi gibi yanacak ve sönüp gidecektir.

Değerler ithalâtı ve istilâsı içimizdeki “Truva atı” gibidir. Bizi içeriden ve kalbimizden vurur. Ayrıca Batı değerlerine düçâr ve müptelâ olanlar bir daha iflâh olmazlar. Tereyağının bozulması gibi bozulurlar ve içinde yaşadıkları toplumu da zehirlerler.

Onun için mallarından önce kültürel istilâyı boykot ederek önleme yapalım. Bu, istiklâl ve istikbâlimiz için çok daha hayırlı bir çözüm olacaktır. Tabiî ki başarabilirsek…

İki yüz elli bin şehit vererek savunduğumuz değerler adına “Çanakkale geçilmez” demiştik ama, şimdi herkes cevap versin bakalım: “Değerler açısından Çanakkale geçildi mi, geçilmedi mi?”. “Yine değerler açısından Batılılardan daha çok Batıcı olduk mu, olmadık mı?”

İşte esas mesele burada. Kraldan çok, kralcı olmak! Peki, buna ne diyeceğiz? Mallar boykot edilsin ama, ya değerler? Sahi değerler ne âlemde?

Son söz

Eğitimkültür, bilim ve teknolojik açıdan bu meseleyi çözemediğimiz müddetçe bir yere varmamız çok zor görünüyor. Hele de aklı ve bilimi dışlayan, geleneksel İslâm algısıyla hareket eden Müslümanlar ve kraldan çok kralcı olan insanlar aramızda olduğu sürece…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.