AŞK İKİ CÜMLE

‘’Git ıslanma. Sesini duydum ya ölmem artık.’’

Onunla ilk kez, üst mahallede, ablamla gittiğim o düğünde göz göze geldim. Bir anda oldu her şey. İçimde anlayamadığım tarifi mümkün olmayan bir titreme hissettim. Titreme değil de temmuzun ortasında sahilde otururken ılık bir rüzgâr eserde, insan hem ürperir hem ısınır ya hani öyle bir his, kalbimin ritmi değişti o an.

Bir daha görmem sanıyordum bir sabah sokağın başında görene kadar. Üstünde okul kıyafeti, gri pantolon beyaz gömlek elinde de kitaplar vardı. Benden üst sınıf diye düşündüm. Her gün sabah okula kadar peşimden geliyor okul çıkışı kapıda bekliyordu. Üniforması kitapları vardı ama okulun kapısından girmiyordu. Günler hep böyle geçiyordu o sokağın başında bekliyor okula kadar peşimden geliyor çıkış saati evden içeri girene kadar takip edip şafak batana kadar sokağın başında bekliyordu. Perdenin arkasından gidene kadar bakıyordum. Ona koşmak saatlerce konuşup aklımdan geçen ne varsa sormak istiyordum fakat en çok ondan kaçıyor ona sessiz kalıyordum. İnsan sevince neden böyle olur içi ırmaklar, azgın sular gibi coşarken dışı neden donar, dili niye lal olur?

Bir sabah okula gittiğimizde Mustafa ve Kemal bu sana geldi Meryem deyip elime bir mektup tutuşturdular. Kimden bu dedim cevap vermediler. Yasemin ile plan yapıyoruz. Nasıl yapsak okusak? Bir yandan da korkuyorum, hani ya arama olurda, öğretmenler bulursa ne yaparım. Neyse Yasemin buldu fikri; ben mektubu cebime alıp zarfı da öfkeyle yırtıp sobaya atacaktım. Sakin tenha bir yerde de okuyacaktık mektubu. Biliyordum o yazmıştı başkası olamazdı içim kıpır kıpır ne yapacağımı bilmiyordum. Bir yanım sevinç içinde bir yanım korku dolu. Teneffüs zamanı zarfı yaktık. Kızarak parçalıyordum, yere düşen parçaları Yasemin toplayıp hızla sobaya atıyor, Mustafa’yla Kemal niye yırtıp yakıyorsunuz, okudunuz mu diyorlardı. Bense ne okuyacağım deyip kızmış gibi yapıyordum ama inanmıyorlardı. Aldınız içindekini bizi kandırıyorsunuz diyorlardı. Kemal Yasemine yanık Mustafa da bana biliyoruz. Merakları ondan ne cevap vereceğim, nasıl davranacağım görmek istiyorlar. Eve gidiyoruz yine arkamdan geliyor. Yaseminle bize geçtik odama girip kapıyı kapatıp yatağın üstünde okuyoruz mektubu bu seferde anneme yakalanmaktan korkuyorum. Neyse sonunda tekrar tekrar okuduk mektubu. Sonra yırtıp parçaladım, parçaladığım kâğıt parçalarını dayanamayıp bir de yaktım. Şimdi hatırladığım tek bir cümle var ‘’ kalbimde altından bir taht var sen o tahtta oturuyorsun ömrümce de orada sen olacaksın.’’

Bir sabah Mustafa ile Kemal elime bir resim tutuşturdular kim bu dedim biliyordum kim olduğunu yine de sordum. Gülüşüp mektubu gönderen o dediler ne yapayım bunu almam ben dedim. Resmi yırtıp çöpe attım. Bir daha ne haber yolladı ne de sokak boyu yan yana gelip konuştuk. Günler aynı şekilde geçip gidecekti o gün yağmurun altında evin önünde onu görene kadar.

Pazar günü öğleye doğru kapı çaldı. Ablam pazarda yağmura yakalanınca bize gelmek istemiş. Kapıyı açtım, ablamı içeri aldım. Sokakta onu gördüm. Yağmurun altında öylece duruyor. Sırılsıklam olmuş öyle ki kirli sakallının her telinden bir damla akıyordu dayanamadım. Git ıslanma diyebildim sadece kapıyı kapatıp içeri geçtim. Akşam yatağa uzandım gözümü kapatıyorum o açıyorum o, yağmurun altındaki hali gitmiyor aklımdan. Sakalından montuna süzülen yağmur damlaları, soğuktan moraran elleri, soğuk havada buhar olan her nefesi… Ne zaman, nasıl daldım uykuya hatırlamıyorum.

Bir iki gün sonra çarşıda karşılaştık ben utangaç bakışlarla boynumu eğerken o ‘’sesini duydum ya ölmem artık’’ deyip geçti yanımdan. Boğazıma bir yumruk gibi takıldı bu söz gözlerim doldu. Arkama dönüp bakmak istedim herkese susup bir ona konuşmak istedim ama tüm hislerimi, isteklerimi bir nefeste yuttum.

Bu duruma bir çare bulup son vermeliydim. Benden umudunu kesmeli yoluna bakmalıydı. Biz olamazdık ki, inanç farklılıklarıyla bir araya gelemezdik. Ne kadar sevdiğimizin bir önemi olmayacaktı istekte bunu başaramazdık. Ne ben aileme karşı gelebilirdim ne de ailem buna izin verirdi.

Sınav sonuçlarını bekliyordum. Kazanıp gidersem, görmeyince unutur beni yoluna bakar diyordum. Sonuç gelene kadar sokağı kolluyor onun yokluğundan emin olmadan dışarı çıkmak şöyle dursun kapı komşuya dahi geçmiyordum. Annem söyleniyor, ne oluyor sana diye annemin sorularına ya sessiz kalıyorum ya da geçiştiriyorum. Bütün yaz böyle geçti üniversiteyi kazanmış, kayıt işlemleri tamamlanmış gitme vaktim gelmişti. Yeni bir yola mı çıkıyorum demek doğru yoksa yol ayrımına geldim demek mi bilmiyorum. Kimseye anlatamadığım çoğu zaman kabullenemediğim duygularımın karanlık bir kutuya hapsettim ruhumun tozlu raflarına kaldırdım. Bavulumu alıp gideceğim şimdi beni neler bekliyor, bana neler vereceksin hayat…

Yıllar nasıl geçti bilmem iki yıl değil de iki ay gibi hissettim. Okul bitti evdeyim yaz ayı babamın köyüne gideceğiz babam hem işlerini yapacak hem de aile ziyaretleri yapacağız. Nerden bilebilirdim ki ömrümü geçireceğim üç çocuğumun babası olacak adamla yine bir düğünde karşılaşacağımı.

Köyde babam işlerini yaparken bizde günlük ev işleri ve komşularla vakit geçiriyorduk. Akşama düğün vardı ablam ve komşu kızlarla gittik. Halay çekerken göz göze geldim Ahmet’le. Osman’ı gördüğüm gibi değildi ama bir şeyler hissettim. Günler içinde komşu toplantıları düğünler derken Ahmet ile haberleşmeler başladı içim ısınmıştı. İşler bitip  Pazarcık’a döndüğümüzde de devam etti görüşmelerimiz Ahmet askere gidip gelecek sonra nişan yapacaktık. Sonra ne oldu bilmiyorum daha askere gitmeden istediler asker dönüşü düğünümüz oldu. Babamın köyüne gelin gelmiştim artık. Bizde adettir düğünden belli bir süre sonra ailemi ziyarete gittik. Ben Osman’ı unutmuştum ya da görmeyince unuttum sanmıştım.

Yılar geçti mutlu bir evliliğim üç çocuğum var fakat bazı günler aklımda o soru ve onu son gördüğüm gün var. Tren garında eşimle el ele bakkala girerken görmüştü beni sonradan fark etmiştim onu. Bir suçlu gibi eşimin elini bırakıp başım önde yürürken geriye baktığımda duvarı yumrukluyordu.

O yumruklar sevdiği kızı bir ömür kaybettiği için mi yoksa bizi ayıran inanç farklılıklarımız için mi atıldı? Bir Sünni oğlan bir Kürt alevi kızla evlense kıyamet mi kopardı? Ne ailemizi ne de hayatımızı şekillendirecek toplumu seçebiliyoruz. Yaşadığım hayatı seviyorum fakat seçme şansım olsaydı Osman’ın yıllar süren o tertemiz sevgisini seçerdim. Ben nasıl sevilir Osman’dan öğrendim.

Mektupta yazanlar, tren garındaki son görüşüm ve hala kulağımda ‘’sesini duydum ya ölmem artık’’ diye çınlayan sesi…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülsüm Topuz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.