MEDENİYETLER SAVAŞI

Kavramsal boyut

“Medeniyetler Savaşı” meselesini tahlil etmeden önce şu iki kavramın (medenîlik ve vahşîlik) ihtivâ ettiği mânâyı ve sosyo-psikolojik karakterlerini ortaya koymakta fayda vardır.

Medenîlik

Sosyolojik olarak bedevîliğin zıddı olan bu kavramın ihtivâ ettiği mânâ çok çeşitli olsa da, aslında kök olarak (etimolojik) medîne (şehirlilik) kelimesinden türetilmiş olup yerleşik bir hayat yaşayanları tasvir etmek (betimlemek) için kullanılan bir kavramdır.

Aynı zamanda ve özellikle şehirde yaşayanları da içine alan bu kavram, kurallar manzûmesi olarak bir arada ve ortak yaşamanın olmazsa olmaz ortak paydasını oluşturan ve insanları bu ortak paydada buluşturan özellik ve nitelikleri de ihtivâ etmektedir. Meselâ, din, dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin herkesin birbirlerinin haklarına saygılı olduğu ve bunun yanında can, mal, nesil, düşünce ve inanç hürriyeti gibi hürriyetlerin emniyet altına alındığı ve bunların da medenî kanun ve kurallarla korunduğu bir sistemin ya da bir devlet yönetiminin realize edilmesinde olduğu gibi.

İşte bunu başaran toplumlara “medenî toplumlar”, fert fert insanlarına da “medenî insanlar” denilir.

Vahşîlik

Sosyolojik olarak bu kavram medenîliğin zıddı olup, aynı zamanda bedevîliğe yakın olan bir kavramdır. Her ne kadar bedevîliği medenîlikten ayırt eden temel vasıflardan birisi (alâmet-i fârikası); bedevî insanların çöl ve kırsal kesimlerde, medenî insanların da şehirlerde yaşıyor olmaları olsa da, vahşîlik nokta-i nazarından çöl ve kırsal kesimlerde yaşıyor olmakla, şehirlerde yaşıyor olmak arasında pek bir fark yok gibi görünmektedir. Hatta teknolojik imkânların vermiş olduğu avantajla şehirlerde (medîne) yaşayan insanlar, çöl ve kırsal kesimlerde yaşayanlara nazaran daha vahşî ve daha acımasız olabilmektedirler. Nitekim, Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’ya attığı atom bombalarıyla bir anda iki yüz binden fazla insanı öldürmesi ve mezkûr savaşta toplam seksen milyondan fazla insanın katledilmesi bunun tipik örneklerindendir. Bugün Siyonist İsrail Devleti’nin Gazze’de uyguladığı vahşet ve vahşîlik de bu tezimizi kuvvetlendiren önemli delillerdendir.

Ayrıca, güya medenî dünya denilen Amerika ve Batılı ülkelerin yüzyıllardır mazlum coğrafyalarda uyguladıkları sömürgeci ve emperyalist politikalar sebebiyle milyonlarca insanı nasıl katlettikleri, şehirlerde yaşayan “medenî toplumların (!)” günah galerisine yazılan hakikatler olup, bunlar belgeleriyle târihen de sâbittir.

Medeniyetler savaşı

Bu savaşı iki kategoriye ayırarak incelemek mümkündür: Bunlardan birincisi; siyâsî ve ekonomik olarak Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki savaş, ikincisi; din ve kültür orijinli olarak Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki savaştır.

Yalnız bu “savaş” kavramını yerine, zamanına, şartlarına ve mahiyetine göre kimi zaman sıcak savaş, kimi zaman soğuk savaş, kimi zaman da her alanda rekâbete dayalı savaş olarak algılamakta fayda vardır.

Siyâsî ve ekonomik olarak Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki savaş

Savaşan bu iki ana medeniyetten Doğu medeniyetini de kendi içinde ikiye ayırmak mümkündür: Bunlardan birincisi; siyâsî ve ekonomik olarak katı ve bloklaşmış ülkelerin temsil ettiği yapılar. Örneğin, Rusya, Çin, Kuzey Kore, İran gibi ülkelerin temsiliyeti. Bu temsiliyet olabildiğince sosyalist, baskıcı, katı ve devletçi ekonomi ağırlıklı bir temsiliyettir.

İkincisi; antropolojik ve sosyolojik olarak Doğu medeniyeti bünyesinde olmasına rağmen siyâsî ve ekonomik açıdan “Batılılaşmış” ülkelerin temsil ettiği yapılar. Örneğin, Japonya, Güney Kore, Tayvan (Milliyetçi Çin) gibi kimi Uzak Doğu ülkeleri ve Türkiye, Hindistan, Güney Afrika gibi bazı Asya, Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin temsiliyeti. Bu temsiliyet olabildiğince liberal ve kapitalist ekonomi ağırlıklı bir temsiliyettir.

Batı medeniyetindeki diğer ülkeler zâten bellidir. Başta ABD olmak üzere AB ülkeleri, İngiltere ve bunların siyâsî ve ekonomik olarak hinterlandında bulunan Kanada, Avusturalya, Yeni Zelanda gibi ülkelerin temsiliyeti. Bu ülkeler tam mânâsıyla liberal ve kapitalist ekonomiyi temsil eden ülkelerdir.

İşte bu iki medeniyetin temsilcileri sürekli olarak birbirleriyle rekâbet ve kimi zaman doğrudan, kimi zaman da dolaylı olarak “savaş” hâlindedirler.

Ancak, bu her iki temsiliyetteki başat ülkelerin (özellikle ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve AB ülkeleri) târihteki ve bugünkü uygulamaları etki ve sonuçları itibariyle gerek ekonomik, gerekse de siyâsî açıdan dünyaya ve insanlığa barış, huzur, kardeşlik ve refah getirmemiş, bilâkis tüm dünyayı kan, acı ve gözyaşına boğmuştur.

Din ve kültür orijinli olarak Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki savaş

Her ne kadar dünya milletleri dînî ve kültürel olarak çok farklı inanç ve kültür yapılarına sahip olsalar da (Hinduizm, Budizm, Brahmanizm, Şintoizm ya da ideolojik açıdan ateizm ve Marksizm gibi) insanlığı etkileme gücü, biçimi, yoğunluğu ve sonuçları itibariyle İslâm ve Hıristiyanlık başta gelen inanç şekillerindendir.

İslâmî açıdan Doğu medeniyetinin temsiliyetini târihî misyonu ve vizyonu gereği en başta Türkiye temsil etse de; Mısır, İran, Pakistan, Malezya, Endonezya ve birtakım Arap ve Afrika ülkeleri bu kapsamdadır. Bunların yanında kültürel ve sosyolojik olarak tüm Doğu, Ortadoğu, Uzak Doğu, Asya ve Afrika ülkelerini de bu gruba (Doğu medeniyeti) dâhil etmek gerekir.

Hıristiyânîlik açısından bazı Doğu toplumları da dâhil olmak üzere Batı medeniyetinin temsiliyetini târihî misyonu gereği başta İtalya, İspanya, İngiltere, Fransa, Almanya gibi Avrupa ülkeleri yapmakla birlikte, ABD ve diğer kıta ve bölge ülkelerini de buna katmak gerekir.

Dolayısıyla târihten gelen bir rekâbet anlayışı ve çatışma kültürü sebebiyle Doğu ve Batı medeniyetleri arasında bu açıdan da (din ve kültür farklılığı nedeniyle) sürekli bir “savaş” vardır. Târihteki genel savaşlar, Haçlı seferleri, bugün de İsrail ile Filistin arasındaki savaş bunun delillerindendir.

Bu bakımdan Doğu ve Batı medeniyetlerinin temsilcileri dün olduğu gibi bugün de sürekli bir savaş hâlindedirler. Bu savaşlar kimi zaman açıktan, kimi zaman da örtülü olarak yapılmaktadır. Bu savaşın ana parametrelerini de din, kültür, siyâset ve ekonomik endişeler oluşturmaktadır.

Gelinen noktada Batı medeniyetinin vahşi Kapitalizme dayalı olan sömürgecilik anlayışı, sahip olduğu hedonist felsefe, bünyelerini kemiren ahlâkî yozlaşma, doymak bilmez açgözlülüğü, hegemonik hırsı, maddeyi ve kapitali (parayı) ilâhlaştırması sebebiyle dünyaya vereceği hiçbir şeyi kalmamıştır. Demokrasi, insan hakları ve özgürlük söylemleri de aldatmacadan başka bir şey değildir. Son Gazze (Filistin) olayları da zâten bunu apaçık bir şekilde ortaya koymuştur.

Sonuç ve değerlendirme

Görüldüğü gibi medeniyetler savaşı târihen ve an itibariyle sâbit, sonuçları itibariyle de insanlığın kanı, canı ve gözyaşı pahasına olduğuna göre, bundan kurtulmanın ve tüm dünyaya gerçek mânâda adâlet, refah, barış, huzur ve kardeşliği getirmenin bir yolu olmalıdır. Bu yol, her zaman vurguladığım gibi “İslâm İnsanlık Medeniyetleri” projesinin hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır. Eğer bu proje hayata geçirilebilirse, aynı zamanda tüm insanlığa da numûne-i imtisal (güzel örnek) olacaktır.

Çünkü bu projenin temel parametrelerini siyâsî ve ekonomik hırslardan, din ve kültür farklılıklarından kaynaklanan savaş ve çatışmalar değil, âdil bölüşüm ve paylaşım, temel insan haklarına saygı, düşünce ve inanç özgürlüğüne dayalı bir yönetim sistemi, etnik ve cinsiyet farklılıklarından dolayı kimsenin aşağılanmadığı,  çevre ve tabiata ve tabiattaki tüm mahlûkata saygıyı esas alan felsefî bir anlayış ve yaşam tarzı, sonuçta da bu niteliklere sahip bir toplumsal yapı ve insanlık âleminin realize edilmesi oluşturacaktır.

Dolayısıyla medeniyetler savaşını ancak böyle “insânî” bir projenin hayata geçirilmesi bitirecek ve gerçek mânâda yeryüzünde barış, huzur ve kardeşlik tesis edilecektir. Unutulmasın ki kâinatın nimetleri hepimize yetecek kadar çoktur. Yeter ki insanoğlu açgözlü olmasın, üretsin, âdil paylaşsın ve günün birinde de terk-i dünya edeceğini hiç unutmasın…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder

# çevre

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.