İNSANLI UZAY MİSYONU

Geçtiğimiz günlerde ülkemiz bilim ve teknoloji çevreleri adına önemli bir gelişme yaşandı. İnsanlı ilk uzay görevi başarı ile gerçekleştirildi ve süreç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk uzay adamı Alper GEZERAVCI’ nın sağ salim dönüşü ile noktalandı. Ülke tarihindeki bu ilk insanlı uzay misyonunun önemi ve süreci hakkında sizleri bilgilendirmeye çalışacağım. Çünkü kimi çevrelerin boşa para harcanması veya turistik! gezi dediği bu sürecin aslında üste para alsanız dahi tercih etmeyeceğinizi, gerçekten çelik gibi bir irade ve vatan sevdası gerektirdiğini ve edinilecek tecrübenin önemini anlatacağım.

Havacılık otoriteleri tarafından karman sınırı olarak adlandırılan uzay sınırı atmosferin bittiği nokta sayılan yer zemininden 100 kilometre yüksekliktedir. Yani bir insan, bir şekilde 100 kilometre yukarıya ulaşır ve geçerse astronot (uzay adamı) olarak tanımlanabilir. Bu seviyeye atmosfere bağımlı jet motoru, helikopter rotoru veya sıcak hava balonu ile ulaşamazsınız. Ulaşmanız için atmosferden bağımsız, yerçekimi kuvvetini yenecek ve 40 bin 320 kilometre saat kaçış hızına ( dünya için geçerlidir) ulaşabilecek bir cihaz kullanmak gerekir. Bu hıza ulaşamadığınız sürece dünyaya tekrar çekilirsiniz!

Bu hıza ulaşabilmek için en az 100 metre uzunluğunda, içi dünyanın en yanıcı maddesi hidrojen, metan ve kerosenden oluşan bir yakıt ile dolu ve kalanı sıvı oksijen ile doldurulmuş ateşlendiği zaman tekrar durdurma özelliği olmayan, ismine roket denilen bir cihaza bağlanmanız gerekir. Uzay roketi altınızda patlamaya hazır bir bomba şeklinde hazır beklerken siz küçük bir araba boyutlarında olan, adına kontrol ünitesi (kapsül) denilen 3 veya 4 kişi ile binmeniz gereken, dar bir hacimde hiç mola veremeden 24 saat ya da daha fazla bir süre oturarak seyahat etmeniz gerekir. Sizden bunu isteseler sanırım bu bir tatil yolculuğu olmazdı herhalde.

Ateşlendiğinde oluşan sarsıntı ve sizi koltuğunuza yapıştıran kuvvet ile durun ben iniyorum diyebileceğiniz bir durumun olmadığını unutmamak gerekiyor. Ayrıca varış noktası olan Uluslararası uzay istasyonu (ISS) hakkında bilgilerde şu şekilde; Dünya yüzeyinden ortalama 440 kilometre yukarıda 28 bin kilometre saat hızla düşük dünya yörüngesinde (LEO) dönen (dünyaya tekrar düşmemesi için böyle hızlı döner), kapsüllerin lego gibi birleşimi ile oluşan bir kütle. ISS bu dönüş hızı ile ortalama 90 dakikada dünyanın çevresinde bir tur atmaktadır. Anlayacağınız uzaya çıktıktan sonra ISS ile buluşmak için de ileri matematik hesaplamalarına ihtiyaç vardır.

Bu bilgiler sanırım sadece yolculuk kısmının bile bir tatil programı olmaktan çok uzak olduğunu göstermeye yetiyordur. Yolculuk öncesi 1 yıla varan hazırlık süreci ile zorlu testler ve ISS içerisinde geçirilen sürede oluşan fizyolojik zorluklar, ardından dünyaya dönüş prosedürü ve dönüş kapsülünün okyanus suyuna paraşüt ile yavaşlatılarak çarpması… Anlatmak için uzun sayfalar gereken ve canınızın her aşamada tehlikede olduğu süreçler sadece manevi birtakım bağlılıklar ile üstesinden gelinebilecek durumlardır hatırlatırım.

Üniversitede, 70’ li yıllarda yabancı hocalardan dersler alan ve yurt dışında doktora çalışmalarında bulunmuş birkaç duayen hocam ile olan sohbetlerde; Değerli hocalarımın ortak görüşü bir yabancı dilin mutlak iyi düzeyde bilinmesi, fakat eğitimin anadilde olması gerektiğiydi. Beyin ilk önce ve en güzel şekilde eğitildiği anadili kullanarak düşünür ve en üst düzeyde başka beyinler ile iletişime bu dil yardımıyla geçer.

Bu bağlamda uzay misyonunu tamamlayan bir vatandaşımızın okullarda, kampüslerde, eğitimlerde ve seminerlerde her yaştan beyin! ile yaşadığı süreci anadili yardımıyla paylaşması ortaya çıkacak kollektif düşüncenin çok daha hızlı bir şekilde gelişmesini sağlayacaktır. Uzay programlarının en önemli unsuru bilgili insan sermayesidir ki, bilim insanları için edinilen bu tecrübe çok önemli olacaktır, sorularına ve şüphelerine en iyi anladıkları dilde cevap alacaklardır. Bu avantaj bilimsel çalışmalarda yapılacak hataların oranını düşürecek, ülke olarak kendi uzay misyonu eğitimini yapabilmesine olanak sunacaktır. Bu şekilde çok uluslu ortak çalışmalara daha uyumlu adaylar yetişebilecek, uzaya uyum süreci önemli ölçüde kısalacak ve zaman kazanılacaktır. Uzay ortamında yapılan her deneyin ise literatüre etkisi yine eşsizdir ve turistik bir gezi olarak tanımlamak büyük cahilliktir.

Geç kalınsa bile önemli bir gelişme olan insanlı uzay misyonu üzerine daha fazla eğildiğimizde ülke teknolojisine genel anlamda da lig atlatacak bir çalışmadır. Ülkemizde ilk cep telefonunun yapılması, ilk uydunun üretilmesi kadar önemli bir olaydır, Türkiye uzay ajansının kurulması ve ardından bu sürecin gerçekleştirilmesi geleceğe doğru adım atmaya başladığımızı göstermektedir. İlk milli uzay roketi, fırlatma rampası ve yörüngeye kendi imkânlarımız ile ilk uydumuzu yerleştirmemiz ümidi ile iyi okumalar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aykut Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.