“Yak hele bir cigara!”

Birçok resmi kurum bu milleti, sigaraya, 25-30 yıl öncesine kadar isteyerek ve hatta çeşitli yöntemlerle ısrar eder gibi teşvik etmiştir.

İçmeyenleri de cezbedecek şekilde devlet, er ve erbaşlara bedava ”Asker” sigarası dağıtırdı. Fazla pahalı olmadan subaylara daha kaliteli “Subay” ve sonra “Silahlı Kuvvetler” sigarası; Milletvekillerine “Meclis” sigarası

Laiklik anlayışının farklı yorumundan mıdır nedir, içki ve sigara alabildiğine teşvik edilmiş, devlet üretimini tekeline almış; bizzat çeşitli kurumlara has sigaralar çıkartmıştır. Öte yandan subayın, vekilin sigarası olur da polislerin olmaz mı, onlar için de “  Polis sigarası çıkartıldı. CHP ve AP seçim kampanyalarında seçmen tavlamak için partilerinin adını paketlerinin üzerine yazdırdıkları sigaraları dağıttı.

“Yak hele bir cigara!”
“Yak hele bir cigara!”

Günlerin, özel günlerin anısına devlet, özel sigara yaptırırdı. Düşünebiliyor musunuz nicelerinin yanında Nasrettin Hoca ve İbni Sina’yı bile sigara ile andı...

İlla ki günümüzde de devam ettiren vardır; o zamanlar birçokları evine gelen misafirler için şekerlik gibi “Sigaralık” bulundururdu. İçine de misafir hangisine tiryaki ise onu içsin diye yerli ve yabancı çeşitli marka sigara paketleri konurdu. Özellikle yabancı sigara koyanlar daha zengin, daha cömert diye düşünülürdü. En azından ailede “Almancı” birinin olduğu vurgulanırdı. Bu durum doğal olarak evdeki gençleri cezbederdi. Özenti ile babalarının olmadığı veya kimsenin görmediği zamanlarda tek tek ‘çalarak’ içmeye alışırlardı.

Nicedir içindeki yuvalara tek tek dikilmiş gibi sigara konan, özel tutulacak kulpu olan sigaralığı olmayan evlerde, babalar, hoş beşten az sonra misafirlerin geleceğini bildiği için aldığı “kaliteli” (genellikle yabancı) sigaralardan birini açar, bir köşesinden iki üç santim kadar yırtar, üç dört tanesini yarı yarıya çıkartır ve hazır ederdi. Misafirler gelince de hoşbeşten hemen sonra şeker ikram ediyor gibi tek tek önlerine gelerek paketi uzatırdı. Alanın sigarasını anında yakmak için öteki elinde de çakmak olurdu. Bu iyi misafirperverliğin, misafirlerine saygının gösterisinden biriydi. Dahası “Sağ ol, ben içmiyorum” diyenlere “Yav yak bir taneden bir şey olmaz...” diye ısrar edilirdi. İkramı kabul etmek de ikram edene değer vermek demekti... Pakette kalan sigaralar, başka açılmamış paketlerle birlikte isteyen, istediği zaman alsın diye ortadaki sehpaya, daha çok da üzerindeki bir küçük tepsiye bırakılırdı. Taziye odalarında ve çadırlarında bile yakın zamana kadar sıra ile herkese sigara ikram edildiği çok olmuştur.

Ailenin erkeklerinden biri şehirden uzakta, kolay alış veriş yapamayacağı küçük bir yerde çalışıyorsa veya bir sebepten uzun süre orada kalacaksa ona yiyecek, giyecek gönderilirken beş on paket de sigara gönderilirdi. İçmemesi için öğüt veren, çırpınan, ceplerini arayıp buldukça cezalandıran baba ve anne “Orada bulamıyormuş!” diye sigara da gönderirdi.

Resmen evlenmelerine karar verilen gençlerin nişandan önce “Tabak” adı verilen büyük bir sini içinde öncelikle ve birkaç takım her türlü giysi geline olmak şartıyla, anne babasına, kardeşlerine, varsa dedesine, ninesine, amcalarına, dayılarına, teyzelerine, halalarına çeşitli hediyeler, geline altın takımlar, misafirlere ikram edilmesi için çerez ve beş altı paket en pahalısından sigara paketleri gönderilirdi.

İçse de içmese de cezaevine mahkûm ziyaretlerine giden, muhakkak sigara götürürdü. İçmiyorsa “Belki sıkıntıdan içer veya başka koğuştan hatta ranzadan ranzaya misafir gelen arkadaşına ikram eder” diye düşünürlerdi. İçeride sigara ve çayın çok pahalı olduğunu öğrenmişlerdir; dolayısıyla misafirine ikram etmesi büyük bir fedakârlık ve kıymet vermek demekti...

Fransa’da bile çalışıyor olsa hepsine birden “Almancı” dediğimiz yurt dışı işçileri, memlekete gelirken eşine dostuna oranın sigarasından getirip birer ikişer paket vermişse o, bir sonraki gelişine kadar dünyanın en sayılan, sevilen adamlarından biri olurdu.

“Yak hele bir cigara!”
“Yak hele bir cigara!”

Düğün, nişan, cenaze dolayısıyla eğer bir yerde toplanılacaksa, onlar için alış veriş yapılırken listeye muhakkak üçer beşer paket şu şu marka sigara eklenirdi.

Artık askerlik çağına gelmiş ve bitirmiş oğlunun sigara içtiğini gören veya duyan babalar ses çıkartmamışsa çok anlayışlı, ileri görüşlü sayılırlardı. Az sayıda olsalar bile bazı “anlayışlı” babalar, oğluna, torununa, yeğenine açıkça “İçiyorsan benim yanımda iç, ben bir şey demem…” diye teşvik bile etme gafletine düşerdi.

Köylerde, çiftliklerde sözleşmeli (mevsimlik) işçilik yapanlar şartlarının arasına ille “şu kadar çay ve günde adam başı bir paket şu marka sigara...” diye ilave ettirirdi.

Otobüslerde yan yana, trenlerde aynı kompartımanda oturanlar, anında kırk yıllık arkadaş gibi olurlar ve sigara içmek için çıkartınca kendisi almadan ötekilere ikram ederdi. Etmezse, kimse ses çıkartmaz; ama içten içe kınardı.

Bazı sigara tiryakileri acından ölse kimseden yarım ekmek (hele parasını asla) istemezdi, ancak tanımadığı insanlardan sigara isteyebilirdi. Tanımadıklarından isteyemeyenler, gidip geldiği yerlere dikkatle bakarak büyükçe bir izmarit arardı; bulursa alıp hiç değilse bir süre teskin ederdi kendini.

“Yak hele bir cigara!”
“Yak hele bir cigara!”

Geliri çok olmayan veya baştan beri öyle alıştığı için birçokları tütün içerdi. Tekel’in ürettiği, içinde en az 20 tane sarmak için bir paket de sigara kâğıdı olan tütünlerden...

Bazıları başkasında geçinmeyi huy edindiği için sigarada da kurnazlığını konuştururdu. Mesela bunlar oturduğu insanların çoğunun sigara içtiğini biliyordur, ya cebindeki paketini hiç çıkartmaz ya da oturmadan önce çıkartıp astığı montunun cebinde bırakır, diğerlerinden otlanmayı tercih ederdi. Farzı muhal öğretmense, ceketini asar, önlük giyer. Öğretmenler odasına gelip oturduktan bir dakika sonra, en yakınında sigara içenden “Yav sigaram ceketimde kalmış, bir tane verir misin?” derdi. Artık onun sigarası o gün hep ceketinde unutulmuş olarak kalırdı.

Sigarayı genellikle başkasından içenlere “Otlakçı” denir. Onlar, cebinde olsa da olmasa da öncelikle başkasının ikram edeceği veya kendisinin isteyip alacağı sigarayı içmeye çalışırdı. Otlakçılar için çeşitli fıkralar bile yazılmıştır. Birini hatırlayalım:

Sigaraya önemli bir zam gelince tiryaki sızlanır:

‒ Yav kardeşim, gene zam geldi, keseme dokunmaya başladı, ben bu mereti artık bırakacağım.

Yanındaki Otlakçı anında cevap verir:

‒ İsterse yüz lira olsun arkadaş, ben bırakmam…

Bir de meselenin şu tarafı var. Sigaradan dolayı nicelerinin ayaklarının kesilmesi, akciğer kanserine yakalanması gibi birçok hastalığa duçar olanlar her gün çevremizde görüldüğü / bilindiği halde içenler bir türlü ibret almıyorlar...

Ben ibret alanlardan oldum çok şükür. Çok hareketli, sportmen bir yapım olmasına rağmen içtiğim sigaralardan dolayı iki poşet meyveyi bile taşıyamaz hale gelmiş, az bir rampa yol yürüsem kan-ter içinde kalmaya başlamıştım. Yatarken boğazımın hırlaması, nefes verdikçe üç beş çeşit ses çıkması ayrı bir dert olmuştu. Ani bir kararla 13 Eylül 1999 yılında bıraktım. Altı ay geçmemişti ki arkadaşlarla birlikte Şardağı’nın en yüksek zirvesine çıktık. Şunu anlatmaya çalışıyorum; içerken yüz metre yolda nefessiz kalırken, oturup dinlenme ihtiyacı duyarken terk ettikten sonra bir dağın zirvesine çıkar oldum...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder

# zam, polis

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.