MENEKŞEYE KULAK VER

MENEKŞEYE KULAK VER

Cama vuran yağmur damlalarının arasına kendi gözyaşlarını katarak bakışlarını kaldığı yerden usulca aldı. Kaç gün olmuştu adam gideli hatırlamıyordu. Öylece, pervasızca, acımasızca  “Artık olmuyor, başkası var” deyip yok olmuştu adam.  Kadın, duyguları darmadağın, ruhu paramparça, zamansız, boşlukta yüzüyordu. 

“Tam sekiz yılımı verdim, bu kadar kolay olmamalı” dedi kadın iç sesi ile. “Nasıl fark etmedim?  Ben de eksik olan ne idi? Ne kadar zamandır aptal yerine koyuyor beni?”  gibi sayısız soru beyninin kıvrımlarında dans ediyordu.  Bu cevabı olmayan sorulara cevap bulamayınca, tekrar dışardaki yağmura eşlik ediyordu gözleri.

Telefonun sesiyle odaya döndü bakışları. Arayan annesi idi. Ne diyecekti şimdi. Kaç gündür oyalıyordu annesini. “Ağır grip oldum, ilaçlarımı alıyorum, tamam anne vitaminlerimi de alıyorum.  Kalın giyiniyorum merak etme. Tamam ıhlamur içerim. Babama selam söyle.” Günlerdir oyalıyordu annesini bu cümlelerle. Aynı şehirde olsalar koşar gelirdi annesi, ama iyi ki değildi. “Ben sana demiştim, bu adamla olmaz, seni hak etmiyor”  cümlelerini duymak istemiyordu.

Oysaki tam on beş gün olmuştu yalnızlığa, sessizliğe,  değersizliğe gömüleli. “Nerde hata yaptım?” sorusunun cevabını bir türlü bulamıyordu. Kendine bakar, çok güzel yemekler yapar, adamın yanına da çok yakışırdı. Kafasında kendini yargılayan sayısız sorular yumağıyla ayağa kalktı. Mutfağa doğru yürüdü, bilinçsizce, amacı su içmekti. Raftan aldığı bardağı çeşmenin altına uzattı. Başını istemsizce pencereye çevirdi.  Gözleri küçük saksıdaki menekşeye kitlendi…

Saksıda çiçek sevmezdi ama annesi onun için mor menekşe dikmişti. “ Buna iyi bak, suyunu dibinden ver, onunla konuş, sev, açtığında seyrine doyamazsın” demişti. Kadın tam da annesinin dediği gibi su veriyor, çiçeğiyle konuşuyor, açacağı günü sabırsızlıkla bekliyordu. Lakin kaçırmıştı hayatı...

Kim bilir kaç gün olmuştu o menekşe açalı. Avuç avuç pembe çiçekler doluşmuştu yaprakların ortasına, üstelik mor değil pembe idi. En çok pembeyi severdi kadın.  Minicik saksıda küsmeden, kızmadan var gücüyle tutunmuştu hayata pembe menekşe. Kadın kendi girdabında dönüp dururken, hayat tüm ihtişamı ile devam etmişti, ama o şahit olamamıştı bu anlara. Belki bakmıştı onlara ama görememişti gözlerinin önündeki perdeden.

Çiçeğini kucağına aldı ve hıçkırıklara boğuldu kadın. Büyüdü kadın, gördü, anladı kadın, yalnız da çiçek açabilmeliymiş insan. Her zaman, her şey seninle ilgili değilmiş. Hayatında sana öğretisi biten insanın, hayatından çıkması kadar doğal bir şey yokmuş. Her bitiş yeni başlangıçlara gebe imiş.

Derin bir nefes aldı kadın. Söz verdi kendine. Aldığı her nefesin hakkını verecekti. Ayağa kalktı. En sevdiği pembe kazağını seçti, saçlarını ensesinde topladı, topuklu ayakkabılarını giydi, yüzüne sakin bir gülümseme kondurdu ve şemsiye almadan çıktı ıslak sokaklara.

 Hayat bir gün, o da bugün…Her gün bu cümle ile başlamalı yeni gün.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meltem Göçer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.