NURHAK’A NİÇİN GİTTİM

“Susun kurtlar kuşlar, börtü böcek susun,

 “Acımız var, yasımız var ortak.” 

 “Asrın felaketi” denilen 6 Şubat depreminden sonra hemşerilerimin acısını paylaşmak için Elbistan’a geldim. Konteynırlarda kalan aileleri ziyaret ettim, çocuklara kitaplar dağıttım. Ziyaretimin üçüncü günü, Köprübaşı’ndaki çadırlar arasına yeni açılmış bir çayevine uğradım. Oraya gelen herkes -belki de dertleşmek için- tanıdık bir yüz arıyordu; ben de öyle yaptım ve “buyur eden” iki arkadaşın gösterdiği iskemleye oturdum. Çay içtik, dertleştik. Bunlardan birinin iki evi varmış ikisi de çökmüş, ötekinin ağabeyi ölmüş! Böyle bir ortamda depremden, acılardan başka ne konuşulur ki! Bazen bir kelime, bir söz sarsar, yıkar insanı. Onca acılarının arasında bana, “Allah’ını   seversen söyle, açlığın varsa yemek getirtelim” diye ısrar edip durdular! İşte bu söz, bu soylu davranıştı beni sarsan, yıkan; susup kaldım! Bir ihtiyaçlarının olup olmadığını sordum, “yok…” dediler.  Ah benim gözü tok, gönlü zengin memleketim!

Sabah saat 10.30… Televizyonu açtım; Nurhak halkı ve çocuklar ekranda…  Yurtiçinde ve yurtdışında çok izlenen bir televizyon kanalı, Nurhak’ta canlı yayın yapıyordu.  Nurhaklı depremzedeler derdini anlatıyor, ağlıyor, sızlıyorlardı. Biraz izledim, dinledim, etkilendim. Ekranda gördüklerim, Elbistan’da gördüklerimden, dinlediklerimden farklı değildi. Olamazdı da, çünkü ulus olarak acımız ortak, derdimiz ortaktı.

Elbistan-Nurhak arası 50 Km… Böylesine yaygın bir TV. programının Elbistan’a bu denli yakın gelmiş olması, Elbistanlılar için de bir fırsat olabilirdi. "Mutlaka gidenler olmuştur," diye düşündüm ve kalan kitapları da Nurhak’taki çocuklara dağıtmak üzere yola çıktım. Elbistan’ın sorunlarını canlı yayında anlatmak; Elbistan dışında yaşayan ve depremden direkt zarar görmemiş biri olarak elbette bana düşmezdi. Yine de program yapımcısı-yönetmen sorsaydı, özellikle, Kümbet’ten, Saraykent’ten başlayıp Çiçek Köyü’ne doğru uzanan, altında üstünde yumruk kadar bile bir taş, kaya bulunmayan o güzelim, verimli tarım arazisine 10-11-12-15 kat ruhsat verenlerin; bu yumuşak zeminin çok katlı binalar yapmaya elverişli olduğuna dair rapor yazanların; o güzel Çiçek Köyü düzlüğüne cilalı boyalı apartmanlar konduran mühendislerin, müteahhitlerin birinci derecede sorumlu ve suçlu olduklarını söylerdim. Elbistan’da ve öteki deprem bölgelerinde olduğu gibi, Nurhak’ta da insanlar dertli, üzgün ve bitkindiler; herkesin gözü yaşlı ve herkesin yüreği yaralıydı!

İyi ki, anne babaların yüreğine su serpen, onları yaşama tutunduran çocuklar var!..  Kâh çadırların arasında ebeveynlerin gözyaşına bakarak donup kalıyor, kâh her şeyi unutup oyuna dalıyorlardı.  Kitapları görünce cıvıl cıvıl kuşlar gibi yanıma uçuştular! Uzattığım kitaplara sevgiyle sarıldılar. Ben Nurhak’tan ayrılırken orada kalanların payına, program boyunca hiç dinmeyen gözyaşı; benim payıma ise, çocukların solgun gülücüklerinden yüzüme yansıyan buruk bir mutluluk kaldı.

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doğan Soydan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.