KÜLTÜRÜNE SAHİP ÇIK

                                                  

Kültür; kimliktir. Bir toplumu diğer toplumlardan ayıran temel kurallar, yaşayışlar, olgular bütünüdür. İnsanoğlu doğup büyürken yaşadığı yerin, toplumun havası, suyu ile yaşayış şekilleri ile birlikte bir öz kimlik oluşturur. Bu öz kimlik insanın ciğerlerine kadar işler. Değer verdiği olaylar, tepki verdiği durumlar, sevdiği sevmediği, anlam kazanan işaretler, yerler hep bu kültürün parçasıdır. Başka milletler için önemi olmayan bir taş başka bir milletin tarihini, anılarını oluşturup çok değer kazanabilir. Yaşayışlar, savaşlar, barışlar, aynı heyecanlar, kültür birliği oluşturur.

Öz diye bir kavram vardır. Bu öz insanoğlunun inşaatının temelidir. Eğer öz değişirse üzerine çıkılan her kat yıkılır. Harap olur o bina. Doğduğumuz evde öğrendiğimiz öğretilerden ve değerlerden başlayarak, aynı türkülerde hüzünlendiğimiz, aynı marşlarda gözlerimizin dolduğu, aynı mekânlarda yüreğimizin heyecanlandığı, aynı dili konuştuğumuz yaşadığımız toplum ile birlikte bir öz kimlik oluştururuz. Bu öz kimlik bizi ait yapar. Bir yerlere ait oluruz. Ökkeş oluruz, Kahramanmaraşlı oluruz, Türk oluruz. Bu aidiyetlik bağı insanın kültürünün kan damarlarıdır. Bu damarlar kültürü besler, ayakta tutar, yaşatır. Biz bu kan damarlarını yok sayarsak; kan akışı durur ve aidiyet bağımız kesilir. Kültürü ile aidiyet bağı kesilen insan ise sanki hiç var olmamış gibi yok olmaya, yeni kazanmaya çalıştığı kimliklerin gölgesinde kalıp sahte kimlik ile olmadığı, hiç var olmadığı, özünde yer almayan bir kimlik ile yaşamaya mahkûm olur.

İnsan başka milletlerin kültürünü dilinden, türkülerinden, destanlarından, tarih kitaplarından, değer verdiği mekânlardan, heykellerden, yemeklerinden, özel günlerinden, marşlarından, bayramlarından ve yaşayış tarzlarından öğrenir. Bizi biz yapan değerlerimiz vardır. Yöreselden başlayarak ulusal anlamda değer verdiğimiz yemekler, günler, mekânlar, türküler, diller, yaşayış tarzları kimliğimizin parçasıdır.

Kültür dilde, edebiyatta, tarihte bir birliktelik oluşturur. Konuşma dilinden anlarız ilk önce insanların nereye ait olduklarını, sonra yediklerinden, türkülerinden, şiirlerinden, şarkılarından, danslarından… Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’ Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. ‘’ ‘’Milli kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız.’’ ‘’Bir millet savaş alanında ne kadar zafer elde ederse etsin, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür. ‘’ sözleri bize kültürümüzün önemini ve onu medeniyet seviyelerinin üstüne çıkarırken sahip çıkarak, bozmadan, değiştirmeden, özüne dokunmadan ilerletmememiz gerektiğini vurgular.

Kültürüne sahip çıkmak; geride kalmak, gerici olmak, yeniliği ret etmek değildir. Kültürüne sahip çıkmak; onun özünü koruyarak değişen teknoloji ve bilgi çağında daha ileriye götürerek özüne zarar gelmeksizin, kimlik değişimine gerek kalmaksızın ilerleme kat etmektir. Hiç bir buluş, hiçbir teknoloji, hiçbir uygarlık size kimliğinizi terk edin, kültürünüzü değiştirin, kendiniz olmaktan vazgeçin demez. Medeni olmak da; öz kimliğini, dilini, atanı, kültürünü yok saymak değildir. Her kapıdan geç der; medeniyet size, ilerle, ayak uydur; lakin bir kimliğin olsun, özünü değiştirme, tadını kaçırma der.

Özenmek özünü kaybetmeye sebep olur. Bu en küçük özentiden, en büyük özentiye kadar böyledir. İnsanın içinde kimlik çatışması oluşmasına, çalkantılara, aidiyet duygusunun zedelenmesine, psikolojik sorunlara sebebiyet verir. Asıl olan insanın temelinin üzerine inşa edeceği geliştireceği değerlerin olması; lakin o kültür dediğimiz temeli yıkmadan zarar vermeden inşa etmesidir.

Kültür sizin okumanızı ister, araştırmanızı, üretmenizi, yeni keşifler yapmanızı, gelişmenizi ister. Hiçbir buluşun önünde engel değildir. Dünyaya yeni öğretiler kazandırmanıza, topluma yeni eserler bırakmanıza, uygar olmanıza engel değildir. Uygar olmanıza engel olan ise kimlik reddi ile beraber hiç yaşanmamış, içinizi titretmeyen, psikolojik olarak sizi ağaçtan düşen kendini rüzgâra kaptırmış bir yaprağa dönüştüren özentidir.

Türk dilini harikulade kullanan bir millet istediği kadar dil öğrenebilir, ülkelere seyahat edebilir, yeni yerlerde yeni mekânlarda yaşayabilir lakin diline sahip çıkar. Ben buyum der. Bir milleti yok etmek için onun kültürünü yok etmek, yozlaştırmak yeterlidir. Çünkü milletin varlığı ortak kültür ile bağdaşır. Ortak kültürün yozlaşması ve özenti ile değişmesi ise millet olmaya vurulmuş en büyük darbedir.

Türk kültürüne, maddi manevi varlığına, dilde, edebiyatta, sosyal hayatta, bilimde, fende sahip çıkalım… Türkülerimiz duyulsun sokaklarda, dilimizi en iyi şekilde öğrenelim, halaylarımız süslesin özel günlerimizi, bilimde de fende de kültürümüze sahip çıkıp, ilerleyelim. İlerlemek için kimlik değişimine değil; çok çalışmaya, uyanık olmaya, teknolojiye ayak uydurmaya ihtiyacımız var. Çocuklarımıza Türk kültürünü miras olarak bozulmadan bırakalım… Ataları ile olan aidiyet duygularını kesmeyelim…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nazife Yetişgen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.