YAŞLILIK

                                                           

İnsanoğlunun dünyadaki son evresi yaşlılık. Unumu eledim, astım duvara şimdi ne ekmek ister gönlüm ne sevda… Derin nefes alır yaşlılar konuşurken ciğerler mi yorgun yoksa artık kelimeler mi bilinmez. Ufka bakan,  geçen zamanı adeta bir film gibi izlercesine dalar gider bazen gözleri… Yaşlıların gözünün içine baktığınızda yaşanmışlıkların işlediği bir örtü görürsünüz. İlmek, ilmek işlenmiş onların göz bebeklerine yaşanmışlıklar. Bu dünyanın verdiği tüm dert, ders, nimet ve eğlencelerini tatmış ve artık durgun bir nehre dönüşmüş bedenleri. Eskiden dinledikleri kadar yüksek değil artık musiki, şimdi kendi bedenini dinleme vakti… Hafif rüzgâr ve baş başa kalınmış bir hayat. Bir karı bir koca. O da varsa ….

Bizim evimizde ben kendimi bildim bileli dedem yaşardı. Çocukluğumun en saf ve temiz olan o dönemlerinde dedemle büyüdük. Sabah namazı ile kalkar ve kahvaltıyı beklerdi. Elinde tesbihi önünde seccadesi… Şimdilerde dedem yok ebediyete göç edeli uzun yıllar oldu. Her sabah kalkan namazını kılan, kahvaltı az geç kalsa küsen, her şeyin yenisini seven tertemiz dedem yok artık. Bayram sabahları şeker kâsesini dedem hazırlardı. Cebine ne kadar bozuk para var ise koyar dört gözle torunlarını beklerdi. Bayramların o heyecanı, sabah kahvaltılarımız, aile buluşmalarımız eskisi kadar tatlı değil artık. Hani derler ya bizim tadımız, tuzumuz kaçtı artık…

Peygamber efendimiz “Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşından dolayı hürmet ederse, Allah da ona yaşlılığında kendisine hürmet edecek birisini hazırlar.” Demiş hadisi şerifinde. Bugünlerde gittikçe çekirdek aile haline dönüşüyoruz. Eskisi gibi kalabalık aileler çok az artık. Yaşlılarımız yalnız yaşamayı daha çok tercih ediyor. Kimseye muhtaç olmamayayım diye bir akım başlamış. Yaşlılarımız huzurlu ve mutlu olamıyor artık evlatlarının ya da kendi büyüttüğü torunlarının yanında. Oysa yaşlılar bizim bu dünyada var olma sebebimiz. Onlar olmasa biz olmazdık. Büyümek çok sancılı bu hayatta. Yaşlanmak ise en sancılı olanı. Gittikçe güçten düşen, duymayan kulak, az gören gözler… Geç anlayan zihin ve belki de çok konuşup gezmek isteyen bir yaşlı olabilirler.

Bizi insanlığımızdan çıkaran iki davranış var. Nankörlük ve vefasızlık. Bizi eğiten, büyüten, evlendiren, başımızda ağlayan, ateşli gecelerde yanımızda kalan, herkesin bizi itebileceği bu hayatta elimizden tutan en güvendiğimiz anamız ve babamız. Ne kadar hizmet etsek ne kadar önem versek bu hayatta haklarını ödeyemeyeceğimiz insanlar. Yaşlılık gelir başa, herkes tek tek uçar yuvasına. Şimdi kaldı mı bizim emektar tek başına. Gel ağla git ağla. Canı sağ olsun demek yetmez yaşlılarımız için. En güzelini giysinler, en güzelini yesinler, en güzel davranışı görüp ve fani dünyanın nimetlerinden faydalansınlar. Çünkü onların varlığı hürmetine Rabbim birçok kaza ve beladan koruyor bizi. Evimize bereket geliyor. Hiç dikkat ettiniz mi? Yaşlıların olduğu evlerde bereket daha fazla. Kesinlikle emekli maaşlarını bulundukları eve bağışladıkları için değil. Onların tek başına hayır duası,  Allah razı olsun demesi, nefes alması bile huzurlu bir ev için yetiyor.

Yaşamanın yaşı var mı bilinmez. Bence yaşamanın yaşı yok. Yaşlı biri süslü giyinebilir, en güzel mekânlarda en güzel şartlarda yaşayabilir. Bizim inancımız belli yaştan sonra kenara çekilip o tavan arasına atılan eski eşyalar gibi tozlanmak mı? Neden bizim toplumumuz yaşlılara her şeyin en koyu renkli en ağırını yakıştırır? Kalp büyümez dostlar. Kalp dediğiniz nesne büyümez. Her yaşta insan ister en güzelini, en temizini, en içine sineni. Çok duyuyorum çevremde. Aaaaa bu yaşta filan. Ne olmuş insanların yaşına, asıl yaşlılık tam hayatın tadını çıkartma zamanı. E tabi sağlık elverdiğince.

Yaşlılık hem fizyolojik hem psikolojik hem de sosyolojik açıdan zor bir dönem. Bu dönemde yaşlıların elinden tutan olmayınca, kenara çekil sen hadi al eline tesbihi sadece dua et, yaşama deyince orda işin rengi değişiyor. Çünkü zihinsel olarak, bedensel olarak aslında çok harekete ihtiyaç var yaşlılıkta. Daha çok sevgi, daha çok ilgi, daha çok aile…

Huysuz olsunlar, bırakın çok karışsınlar, arada ne dediğini bilmesinler, arada küssün, arada kızsınlar… Yaşlılar başımızın tacı olsun. Bizden birçok değeri çalan bu çağa inat onlara sahip çıkalım. Biz büyüğüne hürmet etmeyi bilen toplumlarız. Yaşlılarımıza hürmet edelim. Kaybedince değil yanımızdayken kıymetini bilelim.

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nazife Yetişgen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.