Mahzuni Şerif’in, 1962 Yılında Elbistan’ın Sesi Gazetesinde Yayımlanan Şiirleri

 

Elbistan halk şiiri geleneğinin önemli damarlarından birisidir. Günümüzde, özellikle kalem şairi diye nitelendirilen şairlerimizin sayıca fazlalığı bu damarın halen korunduğunu ve devam ettirildiğini göstermektedir. Bunun yanı sıra bağlama eşliğinde ve çalıp söyleyerek kendisini ispatlamış âşıklarımız-şairlerimiz de az değildir. Birçok aşığın, gerek imkânsızlıktan ve gerekse ihmale uğramışlıktan kaynaklı olarak şiirlerini kaydedemediği ya da toparlayamadığı da bilinen bir gerçektir. Zaman zaman yerel gazetelerin eski nüshalarında şiirlerine rastladığımızda bizi sevince sürükleyen de bu kaybolmuşluğun bir nebze de olsa açığa çıkmasıdır. Aralarında erken dönem şöhrete ulaşanlar bu yok oluştan kendilerini kısmen de olsa korumayı başarabilmişlerdir. Yöremizin ulusal hatta beynelmilel halk ozanlarından olan Mahzuni Şerif kendisinin unutulmasını ustalığıyla engellemiş bu şanslı ozanlarımızdan birisidir.

Mahzuni Şerif (Cırık) bu topraklarda filizlenip boy vermiş bir âşık. İnsanlığa evrensel bir bütünlük açısından bakan Mahzuni Şerif, insanlığı büyük bir aile olarak görür. Her ölen insan bu aileden ölür. O, insanlığı kucağını açarak değil, ellerini arkadan birleştirerek kucaklar. Kimseyi dışlamaz. Varsa yaptığı olumsuz bir fiil onu kınar. Ona karşı reaksiyon gösterir.

Mahzuni Şerif, saz çalan insanların onun gibi çalmak istedikleri önemli bir örnektir. Birçok bağlama sevdalısı o’nun gibi olmak-çalmak ve onun gibi söylemek ister. Ancak o’nun gibi olmak isteyenlere ‘Mahzuni’nin çektiklerini çekmeye var mısınız?’ deseniz, ben inanıyorum ki hiçbir kişi çıkıp da;‘ben o’nun çektiklerini çekerek o’nun bulunduğu yere ulaşmak istiyorum’demez, diyemez. Çünkü;

Bizim insanımız kolaycıdır. Talime değil, galibiyete taliptir.

Bilmez ki o galibiyet; çileye talip olmadan, uykusuz gecelerden, mahpus damına düşmeden, rahatından feragat etmeden, ecel teri dökmeden elde edilmez.

Acının örsüyle çilenin çekici arsında şekillenen Mahzuni’nin bizlere bırakıp gittiği şiirlerinde yaşanmış bir hayat bırakmıştır aynı zamanda. O biliyordu ki; şiir hayatın teri, hayat ise şiirin sermayesiydi.

Bu yazımda Mahzuni’nin gazete sayfaları arasında kalmış bazı şiirlerini paylaşmak istiyorum. Daha önce Şair Ahmet Çıtak’a hitaben yazdığı şiiri ve Ahmet Çıtak’ın Mahzuni’ye hitaben yazdığı şiirleri, “Gelenekten Geleceğe Anadolu İrfanı” isimli kitabımın 151. sayfasında “Koç Olacak Kuzu Ağıl Önünde Belli Olurmuş” başlıklı yazıyla paylaşmıştım.

Elbistan’ın Sesi gazetesinin arşivinde rastladığım, 1962 yılında yayınlanmış Mahzuni Şerif şiirlerini yayınlanış sırasına göre sizlerle paylaşmak istiyorum.

Buyurun şiir ziyafetine:

Birinci şiir Şevket Bulut’a yazılmıştır.

ŞAİR ŞEV­KET BULUT’A

Bu­lut­tan şev­key­le, şev­ket gü­ne­şin
Mekân, kur kal­bi­me sul­tan­ca­sı­na
Hay­kır sı­fa­tı­ma dost­luk ate­şin
Ge­re­yim bağ­rı­mı kal­kan­ca­sı­na

Aza­met yük­lü­dür malûm is­mi­niz
Ka­im­se baş eğip çö­ke­ce­ğim diz
Ger­çek­te mü­şer­ref ola­cak­sak biz
Mu­dak­kat kal­ma­sın yay­van­ca­sı­na

Bar­bar ad­de­di­lir bizde aleyh­tar
Bir şa­ir­ki (sin) dese de hik­met var
Necat der­ya­sı­na dalsa hi­le­kâr
Dü­rüst yel­ken açmaz in­san­ca­sı­na

Değil atom, düşün hid­ro­jen bile
Mu­kay­yes mi Fer­hat’taki ah ile
Bir nük­le­er kul­lan mil­yar dağ dele
Sahip oldu gör, aşk ta­ban­ca­sı­na

Ben Maraş ola­rak ses­le­ni­yo­rum
Zül­ka­dir sön­me­miş sön­mez di­yo­rum
Hür­met­ten al­dı­ğım kan­da­dır zorum
Sev­giy­le tec­hi­zim as­lan­ca­sı­na

Şev­ket­li bu­lut­tan şek­va­lar akar
Şek­va­lı çeh­re­de göz­ler kin bakar
Coş­kun sel­ler kendi ben­di­ni yıkar
Dağa zarar mı var tu­fan­ca­sı­na

Mah­zu­ni Şerif’im ağbey hâl böyle
Mev­cut­sa nok­sa­nım der dev­şir söyle
Sakın hor bel­le­me hım­mı­lım[1] diye
İbra­him mil­le­te kur­ban­ca­sı­na

(Şair Mah­zu­ni / Şerif Çıbık (Cırık) )

El­bis­tan'ın Sesi, yıl 2, sayı 289, 6 Eylül, Per­şem­be, 1962

2.Şiir:
GURUR O

Ce­ha­let yüz yaşta zuhur ey­le­se
Üç yaşlı yav­ru­ya kul sa­yı­lır o
Bir güneş göl­ge­ye hüzme uzat­sa
Dağ­la­rı küs­tü­rür yalpa vurur o

Maya de­ğiş­tir­mez bin yıl­lık hırka
Hakkı teş­fik[2] eder şerik’e sirke
Hay­van bü­rün­se de al­tun­dan kürke
Abai ec­dat­tan hay­van durur o

Cahil ne bi­lecek hak­kın ha­sı­nı
Hakk’a layık sayar sakal sü­sü­nü
Bil­me­ze giy­dir­sen rah­met fe­si­ni
Çünkü tıy­ne­ti­dir lanet görür o

Âdem’e değer ver beri gel ser­sem
Bir şehir ge­zer­sin özünü gör­sen
Ca­hi­lin evine Bey­tul­lah kur­san
Yakar yıkar geçer küfre yürür o

Yalan mıdır dost­lar cahil Mah­zu­ni
Sev­gi­den an­la­maz bî­di­ni fâni
Sev­gi­den mağ­du­ra ver­sen ci­ha­nı
Hak ta­nı­maz kibir ile gurur o

(Şair Mah­zu­ni / Şerif Cıbık (Cırık)

El­bis­tan'ın Sesi, yıl 2, sayı 290, 10 Eylül, pa­zar­te­si 1962

3. Şiir:
ÇINAR HÂLİNDE

Sevda il­le­ri­ne sey­yar va­ra­lı
Göz­le­ri­min yaşı pınar hâ­lin­de
Bir Ka­to­lik yâre meyil ve­re­li
Dök­tüm yap­ra­ğı­mı çınar hâ­lin­de

Bir çiçek kok­la­dım bah­çem­den oldum
Mak­su­da er­me­den mak­sa­dı böl­düm
Bir canlı ce­se­dim is­tek­siz öldüm
Beş ta­şı­ma bay­kuş konar hâ­lin­de

Ye­me­ğim­de zehir yedim haz ile
Rüz­gâ­rım­da felek esti hız ile
De­ru­nu­ma ateş düştü köz ile
Der­be­der do­laş­tım yanar hâ­lin­de

Dert­li bilir dert çe­ke­nin der­di­ni
Felek sever in­san­la­rın kur­du­nu
Vi­ra­na çe­vir­dim baba yur­du­nu
Be­şik­te­ki dahi kınar hâ­lin­de

Mah­zu­ni Şerif’im aman bey yan­dım
Fa­ni­nin kah­rın­dan bık­tım usan­dım
On be­şim­de yet­miş yaş­lı­ya dön­düm
Ecel­de ba­de­yi sunar hâ­lin­de

(Mah­zu­ni / Şerif Çıbık (Cırık) )

El­bis­tan'ın Sesi, yıl 2, sayı 293, 20 Eylül, Per­şem­be 1962

4. Şiir:
MEZAR

Otu­rup şöyle bir dü­şü­ne­yim demek ki bun­dan
Kırk gün önce ge­çi­yor­dum bir mezar ba­şın­dan
Mor­lar­mış[3] bu­lut­lar­la, oy­na­şan kızıl ufuk­lar
Ser­pil­di me­zar­lı­ğa, duman, toz yüklü bir rüz­gâr

Bir adım has­ret­le hayal oldu mezar taş­la­rı
Ruh­la­rın mer­ha­ba­sı dedim kük­re­yen rüz­gâ­rı
Da­ki­ka­lık tu­fan­da at­mış­tım henüz bir adım
Belli ki do­kun­du taşa altı telli ka­na­dım

Bek­le­di­ğim me­zar­lık ne­den­se bir anda şöyle
İlişti göz­le­ri­me, bir­kaç top­rak yı­ğı­nıy­la

İlk me­za­ra da­yar­ken der­di­min or­ta­ğı sazı
Gör­düm ki oyu­la­rak ya­zıl­mış, tek mısra yazı
Diyor ki: “Mu­rat­sız Es­me­nin ru­hu­na fa­ti­ha”
Hangi gü­neş­miş ışık ver­me­den bat­mış sa­ba­ha

Ay ey Mah­zu­ni, gör­dü­ğün kara top­rak yı­ğı­nı
Gör­mez misin ter­fik eder ya­şar­ken öl­dü­ğü­nü

(Mah­zu­ni / Şerif Çıbık (Cırık) )

El­bis­tan'ın Sesi, yıl 2, sayı 295, 27 Eylül 1962 Per­şem­be

5. Şiir:
BEŞERİYETTE

Varma mec­li­si­ne soyu bo­zu­ğun
Ve­la­ye­te erse so­yu­na çeker
Dinle öğü­dü­nü bağrı ezi­ğin
Kâmil sözün kev­ser su­yu­na döker

Yezid’in sül­bü­ne­en­dir­me meyil
Me­lek­lik gös­ter­se ger­çek­ten değil
İlmi hoş ari­fin il­mi­ne eğil
Arif­ler gü­ze­lin hu­yu­na bakar

Zahir ol­sa­yı­dı ba­tı­nın aynı
Dünya malı hak kı­lar­dı Fi­rav­nı
Gerçi şu da­ki­ka düşün sen seni
İhti­mal ki sırat pa­yı­na düşer

Soyu pak se­ma­da do­la­şır der­ler
Te­mel­siz tek beyte tav­si­ye der­ler
Âşık­lar be­des­tin[4] tüc­ca­rı­dır­lar
Ker­va­nı­nı dos­tun kö­yü­ne yıkar

Sanma ki Ya­ra­tan kula uzak­tır
Sız­la­maz ya­ra­nın der­ma­nı yok­tur
Aşka düçar olan gö­nül­ler oktur
Kaç vü­cu­du sevda ya­yı­na takar

Hak­kın ya­ta­ğı­dır hor görme kulu
Hakka kıyas etme pa­ra­yı pulu
Bir gün çalar kı­ya­me­tin da­vu­lu
Mah­zu­ni Şerif’im oyuna kal­kar

(Âşık Şerif Cırık)

El­bis­tan'ın Sesi, yıl 2, sayı 296, 1 Ekim 1962 Pa­zar­te­si

6.Şiir:
GARİP HAKİKAT

Bir deli bir taş atar­sa
Bir dün­ya­yı bu­lan­dı­rır
Bir deli dü­ğü­me girse
Bin akıl­lı do­lan­dı­rır

Ben yâ­ri­me bul­mam şirki
Giy­mi­şim ser­se­ri kürkü
Öyle bir zen­gin­lik­tir ki
Ka­pu­ka­pu do­lan­dı­rır

Yi­ğit­sen nef­sin­le savaş
Gönül mül­kü­ne ol bir baş
Dost yo­lu­na bir damla yaş
Yedi bahçe su­lan­dı­rır

Doğar batar gü­neş­le ay
Gel kö­tüy­se fik­rin­den cay
Bir dem Hafız bir dem Subay
Kaç be­şi­ğe be­len­di­rir

Gönül çı­ka­lım şu dağa
Kırk kuş kon­muş dört bu­da­ğa
Kat­re­si düşse du­da­ğa
Yet­miş sene ya­lan­dı­rır

Sev­di­ğim beşin bi­ri­dir
Ondan gönül ser­se­ri­dir
Şerif, Hakk’ın kıt­mi­ri­dir
Gâh dalar gâh da­lan­dı­rır

(Âşık Şerif Cırık)

El­bis­tan'ın Sesi ga­ze­te­si yıl 2, sayı 298, 8 Ekim 1962 Pa­zar­te­si

7.Şiir:
MA­RAŞ­LI­YIM BEN

On yıl­dır çal­dı­ğım gur­bet ka­pı­sı
Ha­yat­ta bah­tıy­la sa­vaş­lı­yım ben
Dost­la­rın has­re­ti sıla acısı
Bir kırık saz ile yol­daş­lı­yım ben

Esi­rim yelse bu günde, dünde[5]
Zer­re­ce gü­na­hım yok durur bende
Bir kuru ga­ze­lim rüz­gâr önün­de
Uçu­rum­lar bek­ler te­laş­lı­yım ben

Alay­lar­da tu­gay­lar­da ye­tiş­tim
Ni­ha­yet bah­tım­la kur­şun atış­tım
Aş­kı­mın ha­ta­sı çık­ma­za düş­tüm
Şimdi el gö­züy­le boş baş­lı­yım ben

Bed­bah­ta her bay­ram ze­hir­den oktur
Ta­kat­sı­zım devam der­ma­nım yok­tur
Mazim ce­hen­nem­dir ca­ni­si[6] çok­tur
Mah­zun Şerif der­ler Ma­raş­lı­yım ben

(Şerif Çıbık (Cırık) )
El­bis­tan'ın Sesi ga­ze­te­si yıl 2, sayı 299, 11 Ekim 1962 Per­şem­be

8.Şiir:
ACAİP

Bu­da­la gü­ver­cin olsam
Bu dala kon­mam
Bu­da­la, hey bu­da­la
İli­ğim­le mey dol­sam
Bu hâle yan­mam hâle
Gönül ka­nar­ya
Ben kan­mam

Şarkı bi­li­rim bu şarkı
Fakat söy­le­mem
Bi­lir­sem Şark’ı
Söy­ler­sin Türk’ü
Mah­rem­dir di­ye­mem
Kim esir ki…

Mah­zu­ni’yi verem eden
O yârin gül­me­me­si
Şaş­mı­yo­rum kör’eben

Neden, Deden
Ev­len­mi­yor bil­me­den

(Şerif Cırık)

El­bis­tan'ın Sesi, yıl 2, sayı 301, 18 Ekim 1962 Per­şem­be

9.Şiir:
İŞSİZLİK

Benim işim iş­siz­lik­tir
Ava­re­yim­dir avare
Lok­man Hekim bana yük­tür
Çünkü yürek pare pare

Öğüt­kâ­rım di­va­ne­dir
Ka­rar­gâ­hım vi­ra­ne­dir
Öz mes­ke­nim mey­ha­ne­dir
Mest çı­ka­rım so­kak­la­ra

Abam yır­tık, fesim yama
Akar kanım lime lime
Der­di­mi söy­le­sem kime
Kovar tokat vura vura

Ha­dı­mım, bir melek tipi
Er­ke­ğim, beş aslan gibi
Yok­su­lum, mil­yon sa­hi­bi
Aşk do­la­şır peşim sıra

Söy­le­yin şimdi ben neyim
İster­sen be­ğen­me beyim
Vel­ha­sı­lı Mah­zu­ni’yim
Hâlim ile çok bi­ça­re

(Şerif Cırık)

El­bis­tan'ın Sesi, yıl 2, sayı 303, 25 Ekim 1962 Per­şem­be


10.Şiir:
DOS­TUM

İki yüzlü ile dost olma dos­tum
İyi günde ger­çek gibi laf eder
Gayrı dost bul­mak­tan umudu kes­tim
Yüzde sayar arkan sıra gaf eder

Gizli gezer adın sü­rü­mek için
Delik din­ler posta bü­rün­mek için
Düş­ma­nı­na güzel gö­rün­mek için
İsmine eşek der bir de yuh eder

İki yüzlü ile dost olam der­sen
Ser­den ha­be­rin yok ser­sem­sin ser­sem
Mu­kad­de­rat ica­bın­dan dü­şer­sen
Döşe vurur acır gibi tuf eder

Yü­zü­ne ge­lin­ce canı gö­zü­sün
Yü­zün­den gi­din­ce alı ta­zı­sın
(Sif­yan)[7] gibi hilaf yazar ya­zı­sın
İki yüzlü pey­gam­be­re küf­re­der

Aslı yok tan­rı­ya kur­ban­lar keser
Ta­şı­nan taş olur ye­li­nen eser
İşi düşer yap­maz isen çok küser
Bir mi­sa­le otuz yalan sarf eder

La­fı­nan dağ­la­rın ba­şın­dan aşar
Biraz inan artık coşar da coşar
Kar­şı­sı ol­maz­sa kük­re­yip taşar
Ars­la­nım der ka­rın­ca­dan havf eder

Bu hâl ile bir mev­ki­de du­ra­man
Ari­fa­nın mec­li­si­ne gi­re­men
Gö­zün­de­ki yet­miş dağı gö­re­men
Bul­gur ta­ne­si­ni ga­fı-küf eder

Hakk’ın bir ke­la­mı çık­maz di­lin­den
Yüz bin çeşit toz kal­dı­rır yo­lun­dan
Garip Şerif iki yüzlü elin­den
Döner gelir gezer durur of eder

(Şerif Cırık)

El­bis­tan'ın Sesi ga­ze­te­si, yıl 2, sayı 309, 15 Kasım 1962 Per­şem­be

[1]Ga­ze­te de her ne kadar “hım­mı­lım” diye ya­zı­lı olsa da aslı “hım­bı­lım” ol­ma­lı
[2] Ga­ze­te de her ne kadar “teş­fik” diye ya­zı­lı olsa da aslı “teş­vik” ol­ma­lı
[3] Ga­ze­te de her ne kadar “Mor­lar­mış” diye ya­zı­lı olsa da aslı “mor­laş­mış” ol­ma­lı
[4] Ga­ze­te de her ne kadar “be­des­tin” diye ya­zı­lı olsa da aslı “be­des­tan” ol­ma­lı
[5] “Bu­gün­de­yi” Ga­ze­te nüs­ha­sın­da ayrı yaz­dı­ğı için şa­irin yaz­dı­ğı­na sadık ka­lın­dı.
[6] Ga­ze­te nüs­ha­sın­da “ca­ni­si” mi “ca­mi­si”ni tam oku­na­ma­dı.
[7] Ebu Süf­yan’ı kas­te­di­yor, ga­ze­te­de ya­zıl­dı­ğı gibi yaz­dım

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.