BELKİ DE SIRA BENDE!

(Bu yazıdaki muhatap, öncelikle yazıyı yazan şahsımdır. Çünkü ölümün bana da uğraması kesindir.)

Ölümden ibret alamamak ne büyük bir musibet ey nefsim! Bak her an, her dakika dünyadan ayrılan nice insanlar var. Ondan kaçmanın mümkün olmadığı fani dünyanın ölümlü insanıyız. Sırf dünya için mi yaratıldık? Bu ne aldırmazlık ve rahatlık böyle? Sanki hiç ölmeyecekmişsin gibi. Faiz, alkol, sefih ortamlar, kibir, kumar, gıybet, iftira, haset, zina, emanete hıyanet, yalan... Ve zamanını sırf dünya için harcayıp ahiret namına gafil kalmak gibi malayani meşguliyetler söz konusuyken; namaz yok, oruç yok, zekat yok, fakir fukarayı gözetmek yok. Hani günahları silebilecek tövbe de yok. Yok da yok! Dünya "vur patlasın, çal oynasın " anlayışının yaşandığı, eğlenmenin yeri ve adı mı? "Dünyaya bir defa geldik, bir daha da gelmeyeceğiz, hem daha gençsin, gençliğini yaşa, anlayışıyla züğürt tesellisinde bulunduğunun farkında mısın?

Azrail (as.) geldi "haydi gidiyorsun" dedi. Ölüm ansızın gelir de bir bakmışsın amel defterin bomboş. Hiçbir şey yok seni kurtaracak. Son pişmanlık fayda etmeyecek bundan sonra.

Kendilerini yol gösterici sanan bazı gafiller, işledikleri günahları meşrulaştırmak adına haramlardan uzak durmaya çalışanlara güya akıl (!) verirken:

"Yaşayan ölüsün, bu zamanda hayattan zevk almasını bileceksin! Hem hangi çağda yaşıyorsun, haramı -günahı da düşünme! Eğer düşünmeye kalkarsan bu hayatı özgür yaşayamaz, dünyadan zevk alamazsın. Ye, iç, eğlen... Ölümü düşünecek sıra mı hem? Lütfen yanımda ölümden bahsetme. Lezzet aldığım şeylere acı katma!.... Yaşamanın keyfine bakalım. Ne de olsa yaşlanacağız. Namaza da  o zaman başlar, hacca da o vakit gideriz. Şimdi ölümü  konuşup dünya ile arama duvar örme, beni hesap günüyle ve azapla korkutma."

Bak, sevdiğin, yakının, komşun veya memleketlin birer birer musalla taşına getiriliyor. Bu sonu gelmeyen gerçeği her gün görüyor veya duyuyorsun. Ha, unutmadan söyleyeyim: Musalla taşına tabutun içinde uzatılmışsın. Cenaze kalabalığı sana dönmüş, huzurunda sıra sıra saf tutmuşlar. Sağ iken karşında el bağlayan insanlar görmüş müydün? Bak, şu anda "bir namazlık saltanatın" olacak. Nasıl mı? Cemaat cenaze namazında senin için ilk ve son defa el pençe divan durmuş sana ta'zimde (saygıda) bulunuyorlar. Bu halin seni çok mu mutlu etti, ya da çok mu korktun?

"Ölmek ve ölüm yoktur " diyen bir insan beşer tarihinde olmadı ve olmayacaktır. Çünkü ölüm öldürülemiyor. Ona henüz çare bulan da olmadı. Hem ölenlerin sadece ihtiyarlar olmadığını; genç, çocuk, sağlıklı her yaşta insanın ölebildiğini söylemeye gerek var mı? Demek ki her insan gibi sen de, ben de ölüme çok yakınız. Ha geldi, ha gelecek, ya bana ya sana.

O tabutta giden ahiret yolcusuna bir bak hele! Daha az önce o da canlıydı. Belki gençti, hastaydı, çocuktu, sapasağlamdı. Kalmaya ve yatmaya hiç alışık olmadığı kazılmış bir çukur var az ötede. Üzerine kürek kürek toprak atılacağı menzile götürülüyor hem... Üstelik cenaze, kendini taşıyanlara  : "Beni omuzlamış nereye götürüyorsunuz? Bu aceleniz nedir? Hem bana sordunuz mu toprağa gömülmek istiyor musun diye. Yaşarken, yeryüzündeyken gezer tozar idim. Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Havasız,  karanlıkta, kıpırdayamadan, hem de yapayalnız mı kalacağım burada? Beni bırakıp nasıl gidersiniz? " diyemeyeceksin de… Topraklar üzerine örtüldükten sonra bir daha istesen de dünyaya dönemeyeceksin. Eyvah ki eyvah! Hani diyordun ya," dünyaya bir daha mı geleceğim, bırak aklıma gelen her şeyi (günahına, haram oluşuna aldırmadan ) yaşamaya bakayım"  derdin ya ?(söylemesen de yaşantın ile zaten bunu gösteriyorsun). Ama şimdi dönüşü olmayan bir yoldasın artık. Hadi şimdi pişmanlıkların için, Allah'ın yap dediklerini yapmak, yapma dediklerini bir daha yapmamak için dünyaya dönmek isteyesin. Heyhat! Geçmiş olsun. Dün amel vardı, hesap yoktu, bugün amel yok, hesap var. Ne haber???!!!

Dünyadan bağlarının koptuğu, yakınlarının seni terk edip gittiği bir hayat başlıyor bundan sonra. Kabrinde yatarken altında yatak, üstünde battaniye, başında yastığın da olmayacak. Canının istediği her şeyi alıp yiyemeyeceksin de. Artık eşin, çocukların, annen ve baban da yok yanında. Yaşarken haftada iki üç elbise değiştiriyor, ne paralar harcayarak kıyafetler alıyordun. Şimdi tek bir elbisen olacak. Çepsiz, yakasız, beyaz bir kumaş giydirilmiş bedenine. Giymemişsin, giydirilmişsin..!!! Zenginsen de fakirsen de; padişahsan da köleysen de; Karun’san da Hamdi Yüce'ysen de... Giyeceksin o kefen elbisesini. Bana yakışmadı, dar veya bol oldu, ben bunu beğenmedim desen de giyeceksin onu. Kaldı ki bu kefen de birkaç ay sonra seninle birlikte çürüyecektir. Yani ki, dünyadan getirdiğin bir kefen vardı, o da toprağa karıştı senin bedeninle beraber. İster kabul et,  ister etme. Mezara hiçbir şey getiremedin dünyadan farkında mısın? Buradan itibaren dirileceğin o gün için sadece amelini getirdin yanında. Geride çocuk, eş, ev, mal-mülk, para, araba, şöhret... Her ne varsa dünyada kaldı gördüğün gibi

Cancağızım, bak, sana da uğradı hiç gelmez sandığın ölüm. Ondan ibret almayan, kendini ahirete hazırlamayanların  vay haline! Nerden mi biliyorum? Kur'an ve hadislerden.. Zira ölüler konuşmaz ki onlar ne yaşadığından bize haber versin? Öldükten sonra neler yaşanacağını yüce kitabımızdan öğreniyoruz.

İki metre karelik bir çukurda yönün kıbleye döndürülmüş yatmaktasın. Arkana sıra sıra  laht tahtası dizilmiş ki toprağa temas etmeyesin diye. Şimdi anladın mı nereye geldiğini? Acaba bu hal nasıl bir durumdur? Öldüğünü anladığın o an hangi duygular yaşanır? Ben ölmedim ki bileyim. Orada korku mu, özlemek mi,  panik mi, çaresizlik mi... Neler yaşıyorsun? Dünyadaki yaşantıya benzemeyen bir hayatla karşı karşıyasın. Ölü halinle bir dile gelsen de anlatsan ve bilsem neler yaşadığını?

 Şu üç günlük dünyanın dünü gitti, yarın da garanti değil. Kaldı bir günün. O bir gün İçinde bulunduğun zamanı neye, nasıl sarf ediyor, gideceğin ebedi ve gerçek âlemle ilgili hangi kaygıyı taşıyor, kafa yoruyor,  kendine çeki düzen veriyorsun?

Ey fani! Ölüm meleği gelmeden evvel namaza, Kur'an'a, zikrullaha, tevbeye sarıl. İhtiyaç sahiplerini gözet. İnsanlardan dua alacak iyiliklerde bulun. Kul hakkı bilinciyle yaşa. Gönül alıcı, gönül yapıcı ol. Amel noktasında fırsatı fırsatlara çevir.

Boş zaman yok, boşa giden zaman vardır. Zamanın kıymetini bil. Vakit, zaman öldürmek için bize verilmemiş. Cennet de cehennem de bu zaman kavramının nasıl değerlendirilmesiyle kazanılacaktır. Allah'ı "nasıl razı edebilirimin " hesabını yap. Bu dünyadan göçüp giderken yerdeki ve göktekiler yaşayışına (veya yaşayışıma) imrensinler!

Bu bakımdan her insan gidişatına ve nereye hazırlandığına dikkat etmek zorundadır. Zira kâr ve zarar, kazanç ve kayıp keyfiyetleri dünya hayatına mahsustur. Kabirde ne zarar ne de bir kazanç artık söz konusu olmayacaktır. Artık iş işten geçmiş, verilen zaman denilen nimet, elimizden kayıp gitmiştir. "Keşke" denilen kelime bizlere yeniden bir kredi veya fırsat sunmayacaktır.

Kimsenin kimseye faydasının olamayacağı, her insanın ayrı ayrı gömüldüğü, ayrı ayrı haşrolduğu, herkesin kendi canı derdine düştüğü ve ayrı ayrı hesaba çekileceği hesap gününe her an ölecekmiş gibi hazırlığını yaparak kendini kurtarmaya bak. Zira kendini kendinden başka kimse kurtaramayacak!

"Cennet ucuz değil, cehennem lüzumsuz değil"

"Cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında, kişi neler getirdiğini öğrenmiş olacaktır. " ( El-tekvir suresi)

"Hal böyleyken nereye gidiyorsunuz " ( El- Tekvir suresi)

Ey Allah'ım, bizleri ölümden ibret alan, senin rızan doğrultunda yaşayan,bu hal üzere son nefesini veren bahtiyar ve salih kullarından eyle!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hamdi Yüe - Mesaj Gönder

# son, HEM

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.