MEHMET GÖÇER’E VEFA GECESİ:

Kıymetli okuyucularım; ‘Ozanlar Ocağı Elbistan Temsilciliği’ 6 Ağustos 2022 Cumartesi 20:30 da Milli Eğitim Müdürlüğü konferans salonunda Mehmet Göçer’e ‘Vefa Gece’si tertip etti. Üç panelistten biri olan bana da Mehmet Göçer amcanın edebi yönü ve şair yanını anlatmam istendi. Panelistlere ayrılan sürenin 10 dakika ile sınırlandırılmasından ötürü, hazırladığım metnin yerine irticalen -doğaçlama- konuşmayı tercih ettim.

Bu vesile ile hazırladığım ama vaktin kısıtlı olmasından dolayı paylaşamadığım metini de siz kıymetli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

Kıymetli hazirun:

Sözlerime başlamadan önce sizleri en içten duygularla selamlar, bu geceyi düzenleyerek bize, vefanın İstanbul’da bir semt adı olmadığını hatırlatan tertip heyetine teşekkürlerimi sunarım. Zira, kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizin bu tür programlarla da olsa tekrar hatırlanmasının, özellikle bizler için ne kadar sevindirici bir durum olduğunu takdir edersiniz.

Muhterem misafirler:

Bir insanı, içinde yaşadığı toplum için değerler üreten bir insanı, gözlerinin içine bakarak anlatmak oldukça zordur. Ancak yıllardır tanışık olmamız, uzun süren mesailerde bulunmamız hasebiyle şahsıma böyle bir görev tevdi edildi. Dilimin döndüğü kadarıyla Mehmet Göçer abimizin hakkında bir şeyler söylemeye çalışacağım. Sürç-i lisan edersek affınızı istirham ederim.

Elbistan’ımızın önemli değerlerinden olan Üstad Abdurrahim Karakoç ‘Aynaların Ötesi’ isimli şiirinde, uzun soluklu bir yolculuğu şöyle anlatır:

 

Her ne kusur varsa geçen zamanda;

Suçsuzdur aynalar, ela gözlü yar

Mecnunlar Mevla'yı bulursa canda,

El olur Leylalar ela gözlü yar

Vakit dolar, nakit biter kasanda...

Sevda bir kitaptır gönül masanda;

Okusan da olur, okumasan da...

Kapanır sayfalar ela gözlü yar

Bu uzun yürüyüş insanın var olmasıyla başlar ve var olduğu sürece de devam eder. Her insan kendi başına çıkar bu sonsuz yolculuğa.

Türk şiirinin büyük öncülerinden ve aynı zamanda mütefekkir, yazar, siyasetçi ve diplomat olan Yahya Kemal Beyatlı bu yolculuğun hareket noktasından sonrası için ‘Sessiz Gemi’ şiirinde bakın bizlere nasıl sesleniyor:

 

Artık demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

 

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

 

Seferinden dönenin olmadığı bir hayatı yaşayan bizler, birbirimize göstereceğimiz vefa kadar vefa göreceğiz. Bütün Elbistan halkının çok yakından tanıdığı Mehmet Göçer Amca için böyle bir geceyi düzenleyenlere ve bu geceye uzaktan yakından iştirak eden siz kıymetli misafirlere bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Sağ olun, var olun…

Benden, Mehmet Göçer’in edebi kişiliği hakkında on dakika ile sınırlı bir konuşma yapmam istendi. Büyük bir mutlulukla kabul ettim. Fakat hemen akabinde biraz düşününce ister istemez telaşa kapıldım…

Çünkü 1931 doğumlu yani tam 91 yaşına gelmiş, 65 yıllık bir gazeteciden söz ediyoruz. Çerçilik yaparken bir yandan da destan yazıp satan duayen gazetecimiz, bu yaşında bile kendi insanının yaşadığı hayatın gerçek hikayesini sekiz adet ‘Un Sandığı’ isimli kitap serisiyle yayımlayarak akademisyenlerin mutfağına erzak taşımaya devam eden birisidir. Halkın her türlü derdiyle dertlenip onlara çareler ararken bir yandan da dünya liderlerine yazdığı mektuplarla adından söz ettirmeyi başarabilmiş bir isimden bahsedecektim. İş yerine gelen herkese gösterdiği nezaket ve kibarlığı, şefkati ve dahi bir de şair yanı var, bunca renkli bir kişiliği on dakikada anlat demek kolayda…ya anlatması?! İşte o zorluğu düşündüm ister istemez.

Hani bir meşhur türkü var ya “Minareden at beni/ İn aşağı tut beni” diye. Tam da o türküde olduğu gibi olacak diye korkmadım desem yalan olur hani.

Mehmet Göçer’in 1957 yılında ‘Elbistan Postası’ isimli gazete ile başlayıp, 1961 yılında aldığı ‘Elbistan’ın Sesi’ ismiyle günümüze kadar gelen gazetecilik serüveni bile başlı başına bir yüksek lisans tezi konusudur.

Elbistan’ın Sesi gazetesi yayına başladığı tarihten itibaren sosyal ve kültürel sorumluluğunu üstlenmeyi gazeteciliğin bir gereği olarak kabul etmiş, bütün yayın hayatında bu prensibe bağlı kalmaya özen göstermiştir. Yöresel bir yayın olmasına karşın hiçbir soruna duyarsız kalmayarak gerek haberler ve gerekse öneriler noktasında üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmede gayretini esirgememiştir. Bu yönüyle Anadolu basını içerisinde kendisine mümtaz bir yer edinmiş, uzun ömürlü bir yayıncılık yapmasını sağlamıştır, bir asrı devirmeye nerdeyse çeyrek yüzyılı kalmış olan bu gazete, halen aynı ilkeli tavrını sürdürmeye çalışarak yayıncılığı devam ettirmektedir.

Gazetenin arşivini incelediğimizde gerek yayıncılık gerekse de köşe yazarları açısından zengin bir içeriğe sahip olduğu gözümüze çarpar. Toplumun bütün dertlerini dile getiren yazılarla bir anlamda toplumu eğiten bu yazarlarımız, Elbistan’ın değişim-gelişim sürecine de karınca kararınca katkıda bulunmuşlardır.

Bugün itibariyle de Elbistan’ın Sesi gazetesi, duyarlı yazarlarıyla toplum içerisindeki görevlerini ifa etmektedir. Yöremize ve insanımıza hizmet amacıyla yürütülen bu faaliyet ay-nı zamanda kültürel bir faaliyettir.

Takozlara dizdiği harflerle gazete çıkaran Mehmet Göçer, bir taraftan köşe yazarlığı yaparken şairliğinin gereği olarak şiir yazmaya da devam eder. Aynı dönemi paylaştığı şairler arasında; Abdurrahim Karakoç, Bahaettin Karakoç, Ali Akbaş, Hayati Vasfi Taşyürek, Ahmet Çıtak, Âşık Mahzuni Şerif, Âşık Hacı Yener, Derdiçok (Lütfü Pişkin), Kul Hamit, Kâmil Bozkurt, Şevket Bulut, Hacı Hasan Uğur, Ali Gözükara, Hafız Rahmi, Ulvi Eren, Mustafa Arif Arık, Adil Soydan, Kazım Özcan, Durdu Güneri, Ziya Ergin, Ali Gürbüz, Kazım Yüksel, Hüseyin Göçer ve dahi ismini unuttuğumuz nice başka şairler bulunmaktadır. Birlikte şiir meydanına çıkıp, söz örsünde harf haddelemektedirler.

Elbistan, içinden ırmak çıkan nadir şehirlerden olmasıyla diğer şehirlerden ayrılır. O ayrıldığı şehirlerden de içinden şiir akan şehir olarak ayrılır. Çünkü bu şehirde üç kapıyı çalsanız ikisini şair açar, üçüncüyü de şair açar.

Mehmet Göçerde bu kuralı bozmayarak, şair kimliğini diğer vasıflarının önünde tutmuştur.

Göçer amca bilir ki; Şairlik kalesinde bir burç olunmasa da, o burçta bir taş olmak da güzeldir.

Çünkü söz mübarek bir kavramdır.

Hiç bir şey yaratılmadan önce söz yaratıldı.

Önce ol (kün) denildi, sonra varlık âlemi oldu.

 

Ne diyor Koca Sümmani;

 

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde,

Bu benim bahtımı kara yazdılar,

Gönül perişandır devr-i alemde,

Bir günümü yüz bin zara yazdılar

….

Döner mi kavlinden sıdk-ı sadıklar,

Dost ile dost olur bağrı yanıklar,

Aşk kaydına geçti bunca aşıklar,

Sümmâni’yi derkenara yazdılar.

 

Derkenara yazılmakta güzel.

Dünya telaşını bitiremeden ömrün bittiği bu dünyadan bir başka diyara çekip gidecek olan bizler, ne çok şeyi ihmal ediyoruz.

 

Cahit Sıtkı Tarancı, “Otuz Beş Yaş” şiirini yazarken acaba 46 yaşında vefat edeceğini hayal edebilir miydi?

 

Tekrarı olmayan bir hayatı yaşadığımız gelimli gidimli dünyada, aynı dönemi paylaşmaktan onur duyduğum Mehmet Göçer’e hitaben yazdığım “Beklemem” redifli bir şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Beklemem

            Mehmet Göçer'e ithaf

Yalan dünya diye boşa söylenmez

Eline düşüp de naçar beklemem.

Sessizler şehrinde insan eylenmez

Param pulum orda geçer, beklemem.

 

Erdem bir yetkinlik, olgunluk işi

Kimseye zulmetmez vicdanlı kişi

Altıya iman et, uygula beşi

Bizleri sıradan seçer, beklemem

 

Dereden, ırmaktan, çaydan geçilir

Avını avlayıp suyu içilir

Yerler ağarırken renkler seçilir

Konan kuş dalından uçar, beklemem.

 

Yüce dağ başları sistir dumandır

Her şeyin üstünden geçen zamandır

Pişmanlığın ardı ah-û âmândır

Dikkat eyle, fırsat kaçar, beklemem.

 

Volkanı patlamış dağdır yüreğim

Zamana sığmayan çağdır yüreğim

Hazana uğramış bağdır yüreğim

Çiçek, çiçeklenip açar, beklemem.

 

Âlemin tılsımı özünde saklı

Kuruyan gözyaşı hüzünde saklı

İnsan söylediği sözünde saklı

Sarraf vitrinini saçar beklemem.

 

Gözükara'm der ki, derman bekledim

Bin derdin üstüne bin dert ekledim

Yükümü tayladım, göçüm yükledim

Her yayladan Mehmet Göçer beklemem.

 

Bu vesile ile Mehmet Göçer amcaya sağlıklı bereketli bir ömür diliyor, dinlediğiniz için de sizlere teşekkür ediyorum.

Nice vefa gecelerinde buluşmak dileğiyle…

Allah’a emanet olun.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.