SON SARAYLI: HANZADE

Roman yazarı Prof. Dr. Murat Aykaç Erginöz, Son Saraylı Romanının gerçek bir yaşam öyküsü olduğunu dile getirir. Roman Yazarı Prof. Dr. Aykaç Erginöz, Fransa Cumhurbaşkanlığı Devlet Onur Nişanı (L’ordre national du Merite), Fransa Kültür Bakanlığı Akademik Palmiye Ödülü, T.C. Kültür Bakanlığı En iyi Oyun Yazarı gibi yurt içinde ve dışında önemli edebiyat ve mimari ödülleri bulunmaktadır. Roman, 2010 yılında kaleme alınır.

Roman, tutkulu ve özgürleşme isteği olan aristokrat bir kadın olan Hanzade’nin aşk hikayesini dile getirse de romanın içerisindeki tarihi olaylar yayılmıştır. Aslında bir dönemi anlatan tarihsel bir romandır. Bu bağlamda romantik anlayış ağırlıkta işlense de yer yer toplumcu ve realist anlayışları da görmek mümkündür. Roman, otuz bölümden oluşur. Geçmiş zaman olarak 1896 Kızıl Sultan II. Abdülhamit ‘in saltanatında başlamıştır. O yüzden vaka zamanı 1896 ile 1939 ikinci Dünya Savaşı yıllarına kadar sürer. Aslında, tarihi olayların içinde bir dönemi yaşamış bir kadının yaşadığı aşk ilişkilerini ve sonunda aradığı aşkı bulmasını anlatan romantik bir romandır. Tabii bir kadının özgürleşme, çarşaftan kurtulma, kendi kararını verme ve mücadele öyküsünü de anlattığı içinde toplumsal gerçeklik yönü de vardır. Roman’ın mekân unsurlarına gelince; Yazar Prof. Dr. Murat Aykaç Erginöz, mimarlık alanında bir akademisyen olmasından kaynaklı ve hayatının büyük bir kısmını Fransa ve İstanbul’da yaşayarak geçirdiği için iç ve dış mekân tasvirlerini mükemmel bir şekilde adeta sahneleme yapmıştır.

Roman, 1974 yılının Eylül ayında Cenevre’de yaşlanmış bir kadın olan Hanzade’nin geçmişi anımsamasıyla başlar. “Kimse senin gözyaşlarını hak etmiyor. Zaten onlara layık olabilen seni asla ağlatmayacaktır. Bu sözler, şu ana dek hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. Hanzade bu sözleri duyduğu anı daha dün gibi hatırlıyordu. Kaç yaşındaydı? Sekiz mi? Dokuz mu? Oradaydı… İstanbul’da, Boğazın durgun kıyılarında.” (s.10).

Ardından Dolmabahçe Sarayındaki Hamam sahnesiyle devam eder:

“Kalfa, küçük kızı yerin biraz üzerinde mermerden kaplı küçük bir yatağa doğru götürdü. Peştamalı serdi ve Hanzade’nin uzanmasını söyledi. Hanzade etrafını incelemeye çalışıyordu. Sıralanmış sütunlar, neredeyse tamamı sedef kaplı bir tonoz. Duvarlar maviye çalan mozaiklerle kaplıydı. Biraz ötede bir kadın başka bir kadının saçlarını nazikçe yıkıyordu. Onların ilerisinde vücudunu ıslatan seksenli yaşlarda bir kadının büyük göğüsleri hayal meyal görülüyordu.” (s.13-14)

Bu bağlamda, romanın konusu,1900 yıllarında II. Abdulhamit döneminde başlar. Hanzade padişahın Hukuk Danışmanı ve aynı zamanında ferman imzalayan Mustafa Kâmil Efendi’nin kızıdır. Mustafa Kâmil Efendi padişaha yakın bir isimdir. Bu nedenle, Dolmabahçe Sarayında hem ofisi hem de lojmanı var. Hanzade muhteşem bir ihtişam içinde doğar, hanedan mensupları çocukları ile iç içe büyür. Boğazın dingin dalgalarının sesini dinleyerek cariyeler, paşalar ve diplomatlar arasında tasasız güzellikler içinde büyüyor…

“İlerliyordu. Koridorun sonu sağa iki yüz yirmi beş odalı, dört hollü, altı galerili, beş merdivenli, bu labirentte yerini bulabilmek için bir ömür gerekirdi. Meşe masif kapının önüne geldiğinde, kapıyı tıklatarak itti ve içeri daldı.” (s.19).

Hanzade’nin, Sufisi Mehmet ile olan diyaloglarında da “Saray Hayatı” gözler önüne serilmiştir:

“Bu Mabeyn’i, bahsettiğin gizemli Kanada bağlayan gizli bir geçit varmış. Hizmetçiler kendi aralarında bahsederken duydum. Bu geçit için “Altın Yol” diyorlardı. Sufi bir kez daha öksürerek gırtlağını temizledi.

Hanzade ona doğru eğilmesini isteyerek, kulağına şunları fısıldadı.

“Mehmet korku dolu bir çığlık attı.

-Sakın Mabeyn’e girdiğini söyleme!

Küçük kız gözlerini kırparak onaylamıştı.

-Tamamı fayans kaplı büyük bir salon, şatafatlı yatak odaları, bir kütüphane ve hatta bir yemek odası olduğunu gördüm. En dipte odalardan birinin kakma süslü kapısı vardı. “Altın Yol” a çıkan gizli geçide oradan geçiliyordu.

-Ey Allah’ım! Bu çocuk delirmiş!” (s.51)

O dönemdeki büyüleyici güzellikler ve yaşam şu şekilde anlatılmıştır:

“Gece Altın Boynuz’un üzerine çöküyordu ve Süfera Salonundaki avizeler ışıl ışıl parlamaya başlamıştı. Smokinliler, uzun tuvalet elbiseler ve kızıl fesler ortalıkta dolanıyordu. Kadınlar, şatafatlı, uzun brokar elbiseleri ve değerli takılarıyla altın varaklı aynaları bile çatlatacak kadar ihtişamlıydı. Mustafa Kâmil fesini düzeltti, salona doğru yavaşça ilerledi. Böylesine zenginlik karşısında nasıl tepkisiz kalınabilirdi ki?”

Roman’da Jön Türkler, İttihat Terakki Partisi ve o dönemde yaşamış padişah ve kardeşlerinin yaşamından hatta kölelik ve cariye sisteminden de bahsediliyor.

1895 yılında bilindiği gibi bir Ermeni ayaklanması olayı var. Ermeni Ayaklanması Kahramanmaraş/ Zeytin’de olan olaylar sahnelenerek verilmiştir.

“Avrupa’nın etkisinden kurtulacak liberal bir ulus oluşturmak istiyorlar. İşin tuhaf tarafı, hiç şüphesiz bunu istemekle haklılar. Türkiye artık bağımsız bile değil. Üstelik Enver Paşa Makedonya ordusunun başına getirildiğinden ve komiteye katıldığından beri, Sultan artık hiçbir şeyi kontrol edemez oldu.”

“O sırada, Kahramanmaraş /Zeytin

Süleyman Yinanç Efendi yatağından doğrularak, kulak kabarttı. Rüya mı görmüştü? Yoksa gecenin sessizliğini delip geçen bir silah sesi miydi? Tam yatağına yatarken karısının mırıldamalarının ardından ikinci bir silah sesi duydu. Hiç şüphe yoktu. Oradaydılar. Rahatsız etmeden sarsarak karısını uyandırdı. Ayşe kocasının kollarına atıldı.

- Ya sen? Sen nereye gidiyorsun?

- Soru sormanın sırası değil! Sana dediğimi yap!

Karşılaştığı manzara beklediğinden de kötüydü. Taşnak Partisine mensup Ermeniler süngülü silahlarıyla ana cadde boyunca ilerliyorlardı. Etrafa kesik başlar, kollar ve bıçaklar saçılmıştı. (s.71-72)

Roman’da, Gayri Müslümlerin Osmanlı İmparatorluğuna bir ayaklanma durumu söz konusu. Mustafa Kâmil Efendi olayların daha çok sulh yoluyla çözülmesini isteyen bir tavır sergiliyor. Bu konuşmaları büyük bir tepki alıyor. Ve bir gün toplantı için gittiği Pera Palas oteline tam girerken bir suikast sonucu öldürülüyor.

Mustafa Kâmil Efendi Mevlevi, şair, edebiyatçı, filozof olup hatta Beyazıt Kütüphanesinde “Nadir eserler” bölümünde eski Osmanlıca yazmış olduğu eserleri görmek mümkün.1

Roman’da Mevlevilik meselesi de detaylı bir şekilde anlatılmıştır:

“Şems de “mutlak kemalin varlığını”, cemalinde de “Tanrı’nın nurlarını gören Mevlana’nın, Şems ile beraberlikleri fazla sürmedi. Şems’i Tebrizi 1247’deki bir aralık gecesi, aniden kayboldu. Öldürüldüğü haberi Konya’da yayılmaya başladı. Mevlâna, Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekilir. Mana aleminin büyük siması Mevlâna, hastalandı ve aniden yatağa düştü. Öteki aleme göçeceğini bilen Mevlâna, vasiyetini şöyle buyurdu:

Ben size Allah’tan korkmanızı,

Az yemenizi

Az uyumanızı

Az söylemenizi

Günahlardan çekinmenizi

Hamd yalnız Allah’a mahsustur

Tevhid ehline selam olsun.”

O zamanın eleştirmenleri ve gazetecileri, Mustafa Kâmil Efendi’nin düşünceleri nedeniyle II. Abdulhamit tarafından yani o dönemin derin devleti tarafından öldürüldüğü iddia edilmektedir.

Hanzade, Diplomat dili olan Fransızca ve piyano eğitimi almış donanımlı bir kız. Hanzade okuduğu Fransızca kitapların etkisiyle, neden çarşafla gezdiğini, neden özgür olmadığını ve rahatça dışarı çıkamayışını sorgulamaya ve isyana başlıyor. Yaşadığı toplumla çelişki içerisinde olan iyi yetişmiş, kültürlü, güzel bir genç kız olan, Hanzade’nin çocukluktan çıkıp kendini bir genç kız gibi hissetmesi Yunus ile tanışması ve onunla buluşma anı ile başlar.

Bu arada öğretmeninden etkilenen Hanzade bir şeylerin kötü gideceğini romanın içinde şu cümlelerle dile getirmiştir:

“Fransızca öğretmeni Matmazel Morgane, daha birkaç gün önce, er ya da geç Avrupa’nın büyük güçlerinin arasında geçen sömürge rekabetleri, Balkan Savaşları’nı Dünya Savaşı’na dönüşecek derken yanılmıyordu.”(s.161)

1915’li yıllara yaklaşıldığında Osmanlı İmparatorluğu çökmekte, balkanlar elden çıkmış ve Hanzade’nin yaşantısı sallanmaktadır. Tabii, tarihi olaylar romanın içinde eritilerek verilmektedir. Böylece okuyucu tarihi değil bir roman okuduğunu hissetmesi için bu şekilde kurgulanmıştır.2

 “Fransa’dan dört yüz bin Frank borç alındı. Böylece devlet borç batağına saplanmış oldu. O yıllarda yüksek görevlere İstanbul’a gönderilen İngiliz ve Fransızların eşleri ve yakınları, halkın yaşam tarzını ve geleneklerini keşfedebilmek için her fırsatta Beyoğlu’ndaki eğlence yerlerine gidiyor, Boğaziçin’de, Sarıyer, Beykoz, Göksu Mesirelerini de geziyorlardı. “(s.140)

Hanzade ve annesi Pelver Hanım Dolmabahçe Sarayından çıkarılıp Eyüp’teki, ahşap bir eve sığınıyorlar. Roman’da, Hanzade’nin ve ailesinin Saray’dan sonra hayatlarının nasıl sefalete düştüğü de anlatılmaktadır.

Bir gün, baloların ve davetlerin verilmiş olduğu Pera Palas Otelinden davet geliyor. Annesinin itirazlarına rağmen Hanzade davete gidiyor. Paris’te çalışan bir genç olan Ali Hamdi ile tanışıyor. Tabii burada Ali Hamdi’nin, Hanzade’ye olan aşırı ilgili tavırları ve ısrarı onun evlilik teklifini kabul etmesinde önemli rol oynuyor. Kısa bir süre sonra da evleniyorlar. Annesi, Pelver Hanım bu evliliğe karşı çıkıyor. Çünkü damat, Paris büyükelçiliğinde görevli ve kızının yabancı ellere gitmesine gönlü razı olmuyor.

Böylece Handaze için tutkularla, üzüntülerle ve çekişmelerle gelen bir hayat başlar. Diplomat Damat, geçmişte hariciye nazırlığı yapmış bir paşanın oğlu. Paris geceleri, barlarında zaman geçiren ve Handazede’yi sürekli aldatan, ihmal eden bir kişi olarak karşımıza çıkıyor. Zamanla Hanzade gurbet ellerde bunalıma giriyor. Damat Ali Hamdi, Hanzade’nin annesine bir davet mektubu gönderiyor. Böylelikle Hanzade, annesini de yanına alıyor. Bu arada bir oğlu oluyor. Mustafa Kemal Paşa’ya öyle hayrandır ki, Ali Hamdi’den doğan çocuğunun adını Kemal koyuyor.

Evliliğin ilerleyen yıllarında, Hanzade eşinin kendini sürekli aldatması zoruna gider. Sonunda bu evliliğe katlanamaz ve eşinden boşanır.

Anne, kızın geçinecek maddi durumu ve işi gücü olmadığı için Fransa’da kalması için artık bir sebep kalmaz.

Bu arada, Osmanlı İmparatorluğunun çökmesi ve Cumhuriyetin ilanı ile Osmanlı Hanedanı sürgüne gönderilir.

Son padişah Vahdettin’in kız kardeşi Mediha Sultan’ın eşi Damat Ferit Paşa, Sevr imzalanmasına müsebbibi olduğu için ilk vatan toprağından kaçan kişi olarak romanda karşımıza çıkar. Gemiyle Marsilya ve Fransa’ya eşiyle birlikte gelir. Fransa’nın güneyinde yer alan Nice şehrinde bir villa kiralayıp eşiyle birlikte otururlar. Tabii ilerleyen dönemlerde Vahdettin de oraya gelir ve yaşamaya başlar. Mediha Sultan ve Damat Ferit Paşa’nın Fransa’ya geldiğini duyan Hanzade ve annesi Pelver Hanım onların yanına sığınır ve onlara hizmet etmeye başlar. Pelver Hanım, Nice’te bir sahilde güneşte çok fazla kalınca kalp krizi geçirir ve hayatını kaybeder. Roman başkişisi Hanzade bu kayıptan sonra tamamen kimsesiz kalır.

Hanzade, zamanla Mediha Sultan’nın yanında sığıntı şeklinde daha fazla kalmak istemez. Çünkü onların da geçim sıkıntısı ile mücadele ettiğini görür.

Bir müddet sonra haneden mensubu Ertuğrul Efendi ile Fransa’da bir otelde karşılar. Ertuğrul Efendi de diğer sürgüne gönderilen haneden mensupları gibi getirdiği altın, mücevher ve eşyalarla geçimini sürdürür. Ertuğrul Bey, Hanzade ile tanışır ve ona ilgi duyup bir hediye verir. Bu hediye, senin bir müddet geçimini sağlar diye Hanzade’ye telkin de bulunup yardımcı olur. Aslında Ertuğrul Bey, Hanzade’ye içten içe hayranlık duyan ve onu temiz duygularla seven biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hanzade Paris’e gelir ve orada bir otele yerleşir. Otele yakın bir kafede Yahudi kökenli İstanbul’dan Paris’e göç etmiş Sofi ile tanışır. Sofi’nin iç çamaşırı satan bir dükkânı vardır. Bu arada Sofi ile samimi arkadaşlık ilişkisi geliştiren Hanzade elindeki Hediye’yi gösterir. Sofi, bu hediyenin bir elmas olduğunu, servet değerinde olduğunu ve bunu satarsa rahat bir yaşam sürebileceğini anlatır.

Sofi’nin desteği ile elmasını satar ve elde ettiği yer ile kendisine küçük bir yer kiralar. Yıllar sonra Hanzade özlemini duyduğu özgür bir kadın olarak iş işini aramaya başlar. Böylece şikâyet ettiği, çarşaftan kurtulmuştur.

Sofi’nin dükkanında daha önce bir ortamda gördüğü iş adamı Necdet Evliya ile tanışır. Necdet Evliya Elizabeth isimli bir İngiliz kadınla evlidir. Hanzade buna rağmen onunla yasak aşk yaşamaktan çekinmez. Bir müddet sonra Necdet Evliya uzun yıllar önce karı kocalık ilişkisi bitmiş Elizabeth’ten boşanır. Bu arada Necdet Evliya, işleri nedeniyle iki yıl boyunca İngiltere’de kalır. Bu ayrılık acısı nedeniyle ve yaşadığı hayatın yorgunluğu ile Hanzade intihar teşebbüsünde bulunur. Bu durumda iken kendisine en önemli desteği arkadaşı Sofi’dir. Bu arada Necdet Evliya ile mektuplaşmaları devam eder. Necdet Evliya ile Hanzade sonunda kavuşması ile roman son bulur.

Kitabın ana karakteri olan Hanzade’nin aşk hikayesi dönemin sosyal ve tarihsel olayları ile anlatmaktadır. Son Saraylı Hanzade, 1909 yılında başlayan ve Dolmabahçe sarayı ihtişamını ve o dönemi anlatan ve ışık tutan akıcı bir romandır.

Son Saraylı Romanında mekanlar Romanesk mimari olarak sahnelenmiştir. Yani, 10. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve 12. yüzyılda Gotik mimariye dönüşen Avrupa mimarisini anlatmak için kullanılan bu mimari Romanesk stil İngiltere'de daha geleneksel olarak Norman mimarisi olarak ifade edilir. Romaneks mimari, romantik mimari olarak geçmektedir. Avrupalıların, Yeni Dünya dedikleri muhteşem, güzel hayatı anlatmaktadır.

1 8 Şubat 2008, Cumhuriyet Gazetesi: “Server Tanili -Yemlihazede Mustafa Kâmil Efendi, aynı zamanda derin bir hukuk alimiydi. Beyazıt Kütüphanesi’nde Nadir Eserler Bölümün’ de eserleri bulunmaktadır. Kendisi aynı zamanda mevleviydi. Konya ve Kayseri Kadılıkları yaptı.

2 Lady Mary Montagu- Doğu Mektupları

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gamze Erden - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.