KÖTÜ RUHLULAR,  KUSUR ARARLAR

Yaşadığım hayatta epeyce gözlemlerim oldu. Aile çevresinde, toplumda, özel ve kamu kurumların da çalışan işçi, memur, amir ve denetçilerde açık arayanları araştırdım. Özellikle hak etmeden konum elde eden, konfora alışan fırsatçı, kurnazların(sahtekârların) hep yanlış arama eğiliminde olduğunu ve kendi kirli bakışlarını insanlara dayattıklarını gördüm. Kalbinde ve zihninde olan kötülüğün dışa vurumu olan bu hal işçisinden memuruna,  müdüründen müfettişine kadar çok net görülüyor. Kirli ruhlular için başkalarını suçlamak, tam gizlenme yolu… Bu kesim insan harcama makinesi sanki. Bulundukları her yerde mobing uygularlar.

             Anlayacağınız ruh kirlenmesi ebeveynlerden başlıyor. Kötü eğitilmiş bir çocuk, hiç terbiye görmemiş bir çocuğa göre iyilikten daha uzak ve kötülüğe daha yakın oluyor derler. Çocukluğundan itibaren her istediği yerine getirilen, hep ben merkezli yetişen çocuklar her şeyde kendilerinin hakları varmış gibi görürler. Başkalarının alın terini, emeğini, iyilik hikâyesini ve hayallerini düşünmezler.  Hele duygular topraklanmamış ise işler karışır. İnsanlarla ilişkileri yüksek gerilim hatları üzerine kurulur. Duyguları ıslah edemezler se yakıcı ve yıkıcı olurlar. İnsan insanın yurdu olacağına; insan insanın kurdu oluyor. Sinsi nefsi, hakikati olmayan fedailiğe soyunuyor. Kendi yanlışlarını görmez, başkalarının yanlışlarıyla uğraşır dururlar. Yapılan yanlışları söyleyen olmayınca da yaptıkları hataları hüner sayar olurlar. Bu şekilde kalp kırarak varlıklarını kabul ettirmeye çalışanlar bilmeli ki; kalp kırmak, ocak yıkmak ve insan öldürmek gibidir.

              Ruhu kirli olanlar, bu gün toplumdaki iyiliğe kurşun sıkıyorlar. Bu durum toplumu nezaketten ve güzelliklerden uzaklaştırdı. Kusuru kendisine söylenmeyen insan, ayıbını hüner zanneder der, Sadi Şiraz-i. İşte öyle aynaya bakmayan kirli insanlar, çevresindeki insanları kırarlar ve yorarlar.

             İlginç bir hal, herkes başkasına akıl veriyor… Kendisinde varmış gibi. Varsa ver, ama…?     Günümüzde, güzel konuşmak moda oldu, ama konuştuğunu yapan az!

              Çevreye bakıyorum da;  ihtiyaç sahiplerinin sesi pek çıkmıyor. Aksine en çok bağıranlar, konfora alışan kemirgenler..! Tarih boyunca bakıyorum da, açlık ve sefaletin tek nedeni yoksullar değil, zenginleri doyuramadığımızdan.

             Dikkat ediyorum da çocukluğu yoksullukla geçenler; hayatın gerçekleriyle yoğrulan insanlar daha fedakâr ve iyiliğe yatkın oluyorlar.  Güzel ahlak, erdemli ve edepli hal daha ağır basıyor. İşte öyle saygılı insanlar daha çok ihtiyacımız var.

             Onun için konuşmaktan ziyade yaşamak, anlatmak yerine davranış dilini devreye sokmak zorundayız. Hatalara değil, yapılan başarı hikâyelerini görmek gerekiyor. Bilinmeli ki; davranışlar niyetleri açığa çıkarır. İyi niyetler fiillerle güzelleşirken; kötü niyetliler hatalara odaklı oluyorlar!

            Hata kabul edilmez yerine hata yapılabilir, tecrübe ettim öğrendim diyebilmeli. Özellikle kişiselleştirmeden, yargılamadan, aşırı genelleme yapmadan, suçlamadan, olumluyu göz ardı etmeden, ya hep ya hiç demeden, zihin okumadan, duygusal akıl yürütmeden düşünce hatalarından uzaklaşmak gerekiyor.

           Günün sözü: Yazmak ve yalnızlık insanın kendine doğru yaptığı yolculuktur. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M.Emin Elagöz - Mesaj Gönder

# olan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Kaynarca Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Kaynarca hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Kaynarca editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Kaynarca değil haberi geçen ajanstır.